• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam1431
Toplam Ziyaret4043574

Mihrali Bey


Mihrali Bey

15 Nisan 2019


Tarih, adı bilinen kahramanlardan çok, adı unutulmuş yiğitlerin omuzlarında yükselir. Dün bu kahramanlardan Süleyman Askerî Bey’i anlatmıştım. Bugün ise adı pek bilinmeyen bir başka kahramanı, Mihrali Bey’i anlatmak istiyorum. Bu kahramanın hayatı, gerçekten okunmaya değerdir.

Mihrali Bey’i anlatmadan önce Yemen türkülerine değinmek gerekir. Zira bu coğrafyada bazı kahramanlar tarih sayfalarında değil, türkülerde yaşar. Onların adı kitaplarda silinse bile, bir ezginin içinde yaşamaya devam eder. Mihrali Bey de işte böyle bir kahramandır. Adı Yemen türkülerinin birinde yaşar.

Yemen türküleri

Yemen üzerine çok türkü, çok ağıt yakılmıştır. Bunlardan en çok ‘'Havada bulut yok’’ diye başlayan Yemen türküsünü biliriz. Muş yöresine ait bu Yemen türküsünün: ilk kıtası şöyleydi:


 ‘’Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölüm yok bu ne figandır
Şu Yemen elleri ne de yamandır
Ano Yemen'dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir.’’

Bir de ‘’Anlı Yemen’’ isimli Rumeli türküsü vardır:

‘’Anlı Yemen şanlı Yemen
Toprakları kanlı Yemen
Ben Yemen'e dayanamam
Nazlı yardan ayrılamam

Gitme Yemen'e Yemen'e 
Yemen sıcak dayanaman
Kalk borusu erken çalar
Sen küçüksün uyanaman’’

Bir zamanlar Ruhi Su, sonraları da Zülfü Livaneli söylerdi bu Rumeli türküsünü. Çocukluğumun çok sevdiğim bir türküsüydü. Sonraları biz büyüdük, ancak kalk borusu bizlere hep erken çaldı. Annelerimiz de arkamızdan hep bu türküyü söyledi durdu. Ve bizler hep türküdeki sözleri yaşadık!

Bahsettiğim gibi Mihrali Bey’le doğrudan ilgili bir Yemen türküsü daha vardır. ‘’Ben gidiyom Rüştü Bey’im ağlama…”  diye başlayan bu Yemen türküsü Mihrali Bey’in ardından yakılmıştır.

Ancak bu türküyü anlatmadan önce kısa bir tarih turu yapmam ve Mihrali Bey'i anlatmam gerekir.

İki tarihî kitap

Osmanlı paşalarının en ünlülerinden olan Gazi Ahmed Muhtar Paşa (1839-1919) anılarını kaleme almış ender paşalardan biridir. Gazi Ahmed Muhtar Paşa’nın bu anıları ‘’Anılar 1, Sergüzeşt-i Hayatımın Cild-i Evveli’’ ve ‘’Anılar 2, Sergüzeşt-i Hayatımın Cild-i Sanisi’’ (Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1996) olarak yayınlanır. Gazi Ahmed Muhtar Paşa bu anıların Cild-i Evvel'inde 1839-1876 arasında askerlik yaşamının ilk on beş yılına sığan siyasal ve askeri gelişmeleri, Cild-i Sanisi’nde ise "93 Harbi" olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın doğu cephesini anlatır.


93 Harbi 1877 ve 1878 yıllarında Osmanlı’nın Rusya ile yaptığı bir harptir. Bu harp; vatanperver insanların tüm çabalarına rağmen kaybedilen bir harptir. Daha önce bu sayfalarda anlattığım "Kâht-ı ricâl’’ (devlet adamı eksikliği) deyimi bu harpte doğmuştur. Bu savaşın kaybedilmesinde ‘kâht-ı ricâl’ önemli bir etken olarak gösterilir. İşte bu harpte Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın Mühimme Başkâtibi olarak görev yapan Mehmed Arif Bey’in yazdığı ve hemen hemen askeriyedeki bütün zabitlerin özellikle kurmay zabitlerin okuduğu bir hatırat (sergüzeştname) vardır: "Başımıza Gelenler" (Akçağ Yayınları, 2006) Bu eser, Osmanlı’nın son dönemindeki idarî ve askerî zaafları açık biçimde ortaya koyar.

Bu iki kitapta da bahsi geçen bir isim, bir kahraman vardır. Bu kahraman sanki bir ‘’Battal Gazi’’dir, bir ‘’Köroğlu’’dur, bir ‘’Şeyh Şamil’’dir, bir başka yönüyle sanki bir ‘’İnce Memed’’dir. Bu kahramanın adı ‘’Mihrali Bey’’dir (1844-1906)

Mihrali Bey

Mihrali Bey’i anlatan tarihçi (Yemen tarihçisi) Cengiz Çakaloğlu’nun bir eseri var:  ‘’Yemen'den Dönemeyen Karapapak: 40. Hamidiye Süvari Alayı Komutanı Mihrali Bey’’ (Kitabevi Yayınları, 2011)

Mihrali Bey'i anlatan bir diğer kitap ise Fuat Türkay'ın ‘’Karapapaklar - Karapapak Hamidiye Alayları ve Mihrali Bey’’ (Cem Ofset Yayınları, 2010) adlı eseridir.

Bu iki kitaptan özetle Mihrali Bey’i anlatmak istiyorum. Mihrali Bey’i tanıdıktan sonra türküsü daha bir anlamlı.

Karapapak Türklerinden olan Mihrali, Tiflis vilayetinin Borçalı sancağına bağlı Darvas köyünde doğup büyür. Daha küçük yaşlarda ata binmeye ve silah kullanmaya başlayan Mihrali, kısa boylu karayağız ve sevimli biridir. Genç yaşında cesareti, mertliği ve çevikliği dillerde söylenir hale gelir.

Mihrali Bey’in Ruslara karşı mücadelesi

Mihrali, on yedi yaşında babasını kaybeder. Ruslar, Mihrali ve kardeşlerinin karşı çıkmalarına rağmen babalarının cenazesinin Müslüman mezarlığına gömülmesine izin vermez ve İslami geleneklere aykırı bir biçimde defin işlemi yaparlar. Bu duruma çok içerleyen Mihrali ne yapacağı konusunda planlar kurarken o gece rüyasında babasını görür ve babası “Utanmıyor musun, beni bu mezarlığa nasıl gömdürdün, eğer beni bu kâfirlerin arasından almazsan sana hakkımı haram ederim” der. 

Rüyanın etkisiyle Mihrali yatağından fırlar, elbiselerini giyer, silahlarını kuşanır ve evden çıkarak doğruca mezarlığa gider. Mezarlık Rus askerleri tarafından korunmakta olduğundan Mihrali, sessizce babasının mezarına gider. Mihrali, mezarı kazar ve babasının cesedini mezardan çıkararak omzuna alır. Tam dışarı çıkmak üzereyken askerlere yakalanır. Mihrali cesedi yere koyup ellerini havaya kaldıracağı anda ani bir hareketle nöbetçilerin üzerine saldırır ve ikisini de oracıkta öldürür. Tekrar babasının cesedini omuzlayarak doğruca Müslüman mezarlığına götürür ve okuduğu dualarla tek başına defneder. 

Artık Mihrali için kaçak dönemi başlar. Ertesi gün olayın duyulması ile Tiflis valisi köyü ablukaya aldırır. Ancak Mihrali dağa çıktığından yakalanmaz. Korkunç bir takip başlar. Mihrali’yi aramak bahanesiyle Türk köylerine baskınlar düzenleyen Rus askerleri, yerli ahaliye zulmedip onun yerini öğrenebilmek için insanlara işkence ederler. Hele olayın Çar Aleksandr tarafından duyulması, baskı ve zulmün daha da artmasına ve başkaca insanların da dağa çıkmalarına sebep olur. Mihrali, İran’a kaçar. Bu arada içerideki hainlerden Keçeli köyünde Hacı Veli, Mihrali’nin İran’da bulunduğunu ihbar eder. Çar, İran Şahına bir name yazarak Mihrali’nin yakalanmasını talep eder. Bu defa İran zaptiyeleri tarafından sıkıştırılan Mihrali, tekrar Rus tarafına geçer. 

Olayların sürekli bu şekilde gelişmesi ile Çar, Mihrali ve onunla birlikte hareket eden adamlarının yakalanmasındaki zorluğu görür. Bu nedenle Çar, bu ekibin içinden birkaç kişiyi affederek muhbir olarak kullanmak ister. Bu tuzağa düşenlerden Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin, gizlice valiye gider, teslim olurlar. Serbest bırakılan bu hainler, Mihrali’nin baba evini basar, ağabeyi Mehmet Ali’yi öldürürler. 

Olaylar bu şekilde devam edip giderken Mihrali her sıkıştırıldığında birkaç Rus askerini daha öldürür. Artık yüzlerce Rus askeri, tek bir adamın peşindedir. Osmanlı Rus sınırına yakın bir bölgede meydana gelen şiddetli bir çatışma sonrasında Mihrali yaralı olarak Osmanlı topraklarına geçer ancak bir ihbar sonucu yakalanarak Kars hapishanesine atılır. Uyandığında kendisini elleri ve ayakları prangaya vurulmuş vaziyette bulur. Yarası kapanmaz. Durumu her geçen gün daha kötüye gider. Mahkûm arkadaşlarının getirttiği otlarla tedavi olmaya çalışır.

Bu arada mahkûmlardan birisinin karısı vasıtasıyla içeriye eğe, çekiç ve benzeri malzemeler getirirler. Mahkûmları organize eden Mihrali onların bir tünel kazmalarını ister. Epey bir uğraş sonucu tünelin sonuna gelinir. Ama ne yazık ki tünelin bitiş noktası tam nöbetçi askerlerin bulunduğu noktaya çıkar. Son taşı kaldırmazlar ve bir gün hapishanede isyan çıkartırlar. Gardiyanlarla mahkûmlar arasındaki arbede devam ederken prangalardan kurtulan Mihrali tünelden geçerek son taşı kaldırdığında nöbetçi tarafından fark edilir ve askerin müdahalesi sonunda bacağından yaralanır. Yaralı olarak kaçar sonra da sürünerek yakındaki bir ahıra gider otların arasında saklanır. Hapishanede isyan bastırılır ve yapılan sayım sonrasında Mihrali’nin kaçtığı ortaya çıkar. Her tarafa atlılar salınarak aramalara başlanılır. Ancak hapishanenin hemen yakınındaki ahırda saklanan Mihrali bulunamaz. Gece ahırdan aldığı bir atla dışarı çıkan ve oradan uzaklaşan Mihrali, Maraşlı köyüne gelir. Bu köyde Musa çavuşun evinde bir ay boyunca kalan Mihrali tüm yaraları iyileştikten sonra kendisine verilen bir at, silah ve erzakla buradan ayrılır. 

Mihrali Bey’in 93 Harbi’ndeki rolü

Bu sırada 93 harbi yani 1877-78 Osmanlı Rus savaşı başlar. Mihrali yanına topladığı 120 kadar adamı ile Ruslara yapmadığını bırakmaz. Ruslar bu belalı Karapapak’la baş edemeyeceklerini anlayınca onu orduya hizmet şartı ile affederler. Mihrali Kars kumandanı Hüseyin Hami Paşa’ya bir mektup yazarak Ruslara karşı Osmanlı’nın yanında yer almak istediğini ve kendisinin affedilerek Osmanlı topraklarına geçişine izin verilmesini ister. Bu teklif kabul edilir ve Mihrali kuvvetleri ile Çıldır’a gelir. Kendisine Binbaşı rütbesi verilen Mihrali artık Osmanlı’nın bir kumandanıdır ve adamları ile birlikte Gazi Ahmed Muhtar Paşa’nın emrinde doğrudan savaşın içerisine girer.

Ağustos ayında iyice kızışan savaşta Mihrali ve kuvvetleri Göle bölgesinde kendisinden sayı ve silah yönünden çok güçlü olan düşmanla karşı karşıya gelir. Amansız bir mücadele başlar. Güçlü düşman karşısında başarılı olmaya azmetmiş olan bu kahramanlar bir taraftan geri çekilme taktiği ile düşmanı üzerine çekerken diğer taraftan yan kuvvetler ile işin farkında olmayan Rus askerlerini çembere alırlar. Sonuçta çember kapatılır ve Rus kuvvetlerinin büyük bir bölümü imha edilir. Bu savaşta atı vurulan Mihrali elde ettiği ganimetlerle Kars Kalesine döndüğünde buranın da muhasara altında olduğunu görünce arkadan düşman güçlerine karşı saldırı emri vererek kuşatma altındaki kalenin kurtulmasını ve ganimetlerin günlerdir aç ve susuz olan kaledeki askerlere ulaştırılmasını sağlar. 

93 harbi Osmanlı’yı güçsüz ve sıkıntılı bir döneminde yakalamıştır. Her türlü araç gereç ve silahtan yoksun olan komutanlar, top arabalarını çekmek üzere at veya gerekli hayvanları bulamadığı zamanlarda, bu görevi de o kutsal askerlerin yerine getirmelerini isterler. Çamurda, yağmurda ve her türlü zorluklara rağmen askerler tırnaklarını toprağa gömerek top arabalarını yeni mevzilere taşırlar.

Gazi Ahmed Muhtar Paşa’nın sonsuz güvenini kazanan Mihrali her verilen görevden başarı ile döner ve her dönüşünde de düşmana ait mühimmat, hayvan ve çeşitli gıda maddelerini de beraberinde getirir. Yine bir defasında Gümrü -Tiflis yolu üzerindeki tüm telgraf tellerini keser, Rus müfrezelerini tepeler, düşmanı çaresiz ve kımıldamaz hale getirir. 

Bu kahramanın şöhreti İstanbul’a, II. Abdülhamid’e kadar ulaşır ve kendisine Mecidiye Nişanı verilir. 

Mihrali daha sonra Gazi Ahmed Muhtar Paşa’dan izin alarak köyü Darvas’a gider, akrabalarını ve diğer Karapapakları toplayarak Osmanlı’ya göç eder. Bundan sonra Erzurum müdafaasında yer alan Mihrali bu savaşta ağır yaralanır. 12 Aralık 1877 tarihinde Gazi Ahmed Muhtar Paşa İstanbul’a çağrılır. Gazi Ahmed Muhtar Paşa bir kızak hazırlattırarak Mihrali’yi de adamları ile birlikte yanına alarak yola çıkarlar. Mihrali ve sülalesi Sivas’ta kalırken Paşa yoluna devam eder. 

Mihrali Bey, Sivas’ta

Mihrali, Sivas’ın Ulaş bucağına bağlı Acıyurt köyüne yerleşir. Onunla birlikte gelen Karapapaklar da bu civarda 40 kadar köye yerleşir. Bunların buralara yerleşmesine herhangi bir zorluk çıkarılmaz, çünkü Padişah Mihrali ve ahvadının dilediği yere yerleşmesini serbest bırakmıştır. 

Mihrali Bey, Bağdat’ta

Mihrali, Sivas’ta da boş durmaz, 40. Süvari Alayını kurar. Göçten on iki yıl sonra Kurt İsmail Paşa Mihrali’nin yanına gelir ve Bağdat’ta amansız bir eşkıyanın olduğunu, Arapları Osmanlı aleyhine kışkırttığını söyler. Mihrali bunun üzerine atlılarını toplar ve Kurt İsmail Paşa ile birlikte Bağdat’a gider. Burada anılan eşkıyayı etkisiz hale getiren ve kendisinden af dileyen bu hainleri Padişahın oluru ile affeden Mihrali ve beraberindekiler tekrar Sivas’a dönerler. 

Sivas’ta bir olay sonrası Kangal kaymakamı ile ters düşen Mihrali’yi Padişah’a şikâyet ederler. Padişah cevabi yazısında “O benim yularsız aslanımdır. Kimsenin ona baskı ve eziyet etmesine izin vermem” diyerek gelen şikâyetleri geri çevirir. 

Mihrali Bey, Yemen’de

Fakat Sivas’taki devlet erkânı Mihrali’yi rahat bırakmazlar. Biraz dik başlı olması onların da rahat hareket etmelerini engellemektedir. Bu arada Yemen İsyanı çıkar. Sivas valisi Reşit Paşa Mihrali’yi Yemen’e göndermek istese de Padişah II. Abdülhamid’in tercihi Mihrali’ye bırakır. “Gitmem” demeyi yiğitliğe sığdıramayan Mihrali yollara düşer. Uzun bir yolculuğun ardından Yemen’e varır, duruma el koyar, ama çöl sıcaklarına fazla dayanamaz ve hastalanır. Mihrali Bey, dizanteriye yakalanmıştır. Bir müddet hasta yattıktan sonra orada vefat eder. Adamlarının büyük bölümü şehit düşer, birkaç kişi ancak Sivas’a geri dönebilir.


Mihrali Bey'in vefat haberi Sivas'a ulaştığında kimse Mihrali Bey'in hastalanarak yatağında vefat ettiğine inanmaz. Onlara göre Mihrali Bey, hasta yatağında değil, savaşta vuruşarak şehit olmuştur. 

Mihrali Bey'in bugün için Yemen'de mezar yeri belli değildir.

Ve Mihrali Bey'in Yemen türküsü

Tabii ki Türk insanı vefalıdır. Mihrali’nin ardından ağıtlar yakılır, türküler çığrılır. Bu türkülerden birisi de bahsettiğim Yemen türküsü olan ‘’Ben gidiyom Rüştü Bey'im ağlama’’ türküsüdür. Bazı yörelerde ‘’Mehrali Bey’’ türküsü diye bilinir. Türkünün ikinci kıtası şu şekildedir: (Türkünün tamamını yazımın sonunda veriyorum.)


‘’Yemen'e de benim ağam Yemen'e
Endi m'ola Mehrali bey Yemen'e
Gurdu m'ola çadırları çimene
Oğul köz düştüğü yeri yakar kime ne
Dert benim vallah kime ne’’

Bu Yemen türküsü, düşünen beyinlere, anımsayan zihinlere, hisseden yüreklere kim bilir neler hatırlatır. İşte Mihrali Bey böyle bir kahramandır.

Onun mezarının yeri bilinmez; ama adı, türkülerde yaşamaya devam eder. Belki de bu yüzden, aslında hiç ölmemiştir.

Mihrali Bey’in hikâyesi, sadece bir kahramanın değil; bir dönemin ruhunun hikâyesidir.

Allah rahmet eylesin, ruhu şâd olsun.

Osman AYDOĞAN

’'Ben gidiyom Rüştü Bey'im ağlama’’, Ahmet Turan Şan’ın sesinden:
https://www.youtube.com/watch?v=Bexx4oByZIQ


Ben gidiyom Rüştü Bey'im ağlama

Ben gidiyom Rüştü beyim ağlama
Köz goyup da ciğerimi dağlama
Alay gitti beni burda eyleme’’

Yemen'e de benim ağam Yemen'e
Endi m'ola Mehrali bey Yemen'e
Gurdu m'ola çadırları çimene
Oğul köz düştüğü yeri yakar kime ne
Dert benim vallah kime ne

Ben gidiyom Rüştü (*) beyim sana bir nişan
Susuzluktan alaylarım perişan
Hiç iflah mı olur Yemen'e düşen

Yemen'e de benim ağam Yemen'e
Endi m'ola Mehrali bey Yemen'e
Gurdu m'ola çadırları çimene
Oğul köz düştüğü yeri yakar kime ne
Dert benim vallah kime ne

Mehrali'yi sokaklarda duttular
Ağamı da bir gurşuna sattılar
Mehrali'yi Yemen'e de attılar

Yemen'e de benim ağam Yemen'e
Endi m'ola Mehrali bey Yemen'e
Gurdu m'ola çadırları çimene
Oğul köz düştüğü yeri yakar kime ne
Dert benim vallah kime ne

Türkü, TRT Ankara Radyosu THM Şubesi tarafından derlenmiştir. Sivas, Acıyurt, Mehralibey Köyü'ne ait bir uzun havadır. Salih Turhan ve Abuzer Akbıyık, ‘’Şu Yemen Elleri, Yemen Türküleri’’ (Kültür Ajans Yayınları: 54, 2010, s.91-92) Ömer Şan derleyen kişi bilgisiyle, son bölüm verilmeden aktarılıyor. Bazı kaynaklarda derleyen kişi Kemal Keskin olarak gösteriliyor… Sözleri Çiğdem Gökay Seçkal’a ait olarak veriliyor. ‘’Mihrali’’ ismi türküde de olduğu gibi bazı yörelerde ‘’Mehrali’’ diye geçiyor…

(*) Türküde ismi geçen Rüştü Bey; Mihrali Bey’in oğludur.




Yorumlar - Yorum Yaz