
Türkiye’nin S-400 alım süreci ve sonuçları
07 Ocak 2022
Kamuoyunda bilenlerin pek iyi bilmediği, bilmeyenlerin de hiç bilmediği bir konu bulunuyor: S-400 konusu. Bu konuda ekranlara çıkan -birkaç istisna hariç- herkes sadece cehaletlerini konuşturuyor. Bu nedenle de bu konuyu ayrıntılarıyla benim anlatmam gerekiyor. Kızım diye, pardon yazım diye söylemiyorum, S-400 konusuna meraklıysanız eğer, S-400 konusundaki tek doğru bu yazım oluyor.
Önce kamuoyunca pek bilinmeyen, bilenlerin de yanlış bildiği S-400’ün alım sürecini bir anlatmam gerekiyor…
Ancak bunun için şöyle bir yakın tarihe gidip Türkiye’nin uzun menzilli hava savunma sistemleri arayışı ve ihale süreçlerini kısaca anlatmam gerekiyor…
TÜRKİYE’NİN UZUN MENZİLLİ HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ ARAYIŞI ve İHALE SÜRECİ
Türkiye uzun menzilli hava savunma sistemleri alımı için önce ihaleye çıkarak dört ülke ile görüşmeler yapıyor. Bu ülkelerden ABD; Patriot, Çin; FD 2000, Rusya; Antey 2500 ve Fransız-İtalyan ortaklığı; Samp-T füzeleri ile ihaleye katılıyor. Bu ülkelerle uzun süre görüşmeler yapılıyor.
Bu konu Türkiye’de yanlış ve eksik bilindiği için kısaca dedim ama bu konuyu biraz açarak uzun uzun anlatmam gerekiyor.
Bu görüşmelerde Türkiye hep ‘’yerli katkı ve offset’’ şartını koyuyor. Hiçbir ülke bu görüşmelerde füze teknolojisini vermese de araç, taşıt ve rampa gibi parçaların Türkiye’de üretilmesine hayır demiyor. Bu konuda Çin yaklaşık %28 oranında yerli katkıya onay veriyor. ABD de Patriot füze sisteminde araç, taşıt ve rampa gibi parçaların Türkiye’de üretilmesine %8 gibi yerli katkı payı sunuyor. Ancak Rusya yerli üretim konusuna hiç sıcak bakmıyor ve sıfır yerli üretimle teklifinde ısrarcı oluyor.
Bu ihale 2013 yılında sonuçlanıyor.
İhalede firmaların verdikleri fiyat teklifleri de şu şekilde oluyor:
Çin, FD 2000 için: 3.5 milyar dolar,
Fransa-İtalya ortaklığı Samp-T için: 4.4 milyar dolar ve
ABD, Patriot için: 4.5 milyar dolar fiyat veriyorlar.
Rusya’nın teklifi olan Antey 2500 füzeleri için yerli katkı payı sunmadığı ve 9.9 milyar dolar fiyatı en yüksek olduğu için Rusya ihaleden eleniyor.
Dolaysıyla yerli katkı ve fiyat açısından uygun olduğu için ihaleden Çin birinci sıradan çıkıyor. Rusya ihaleden elenmesine rağmen Putin işin peşini bırakmıyor ve başlangıçta verdiği 9.9 milyar dolar olan teklifini fiyat konusunda yenileyerek, 5.2 milyar dolardan aşağıya çekiyor. Ancak Rusya’nın bu teklifi de; yerli üretim sunmaması ve fiyatın da inmesine rağmen en pahalı teklif olması nedeniyle dikkate alınmıyor.
Best and Final Offer (BAFO) süreci
O zamanki Savunma Sanayii Müsteşarlığı, ABD; Patriot, Çin; FD 2000 ve Fransız-İtalyan ortaklığı; Samp-T füzeleri ile ihaleye katılan üç firmaya tekliflerini yenileyerek, 31 Ocak 2014 tarihine kadar nihai teklif vermelerini istiyor.
31 Ocak 2014 tarihli İcra Komitesi Toplantısı'nda ihaleye katılan firmaların teklifleri değerlendiriliyor. Bu tekliflerde;
Çin, ortak üretim ve yüzde 30 yerli katkı oranı ile birinci sırada kalıyor.
Fransız-İtalyan ortaklığı yerli katkı oranını yüzde 10-12 arasında tutarak ikinci sırada kalıyor.
ABD ise Patriot için ilk teklifinde %8 olarak sunduğu yerli katkı oranını %30 civarına çıkarıyor ancak üçüncü sırada kalıyor.
İhaleyi 3.5 milyar dolar fiyat önerisi ve 80 puanla birinci sırada tamamlayan Çin, ortak üretim ve 1.1 milyar dolarlık iş payı sunuyor. Türkiye-Çin ortak üretimi FD 2000 tipi Uzun Menzilli Füzelerin üretimi Ankara'da yapılması düşünülüyor. ROKETSAN, ASELSAN ve AYESAŞ füze üretiminde 1.1 milyar dolarlık bir iş hacmiyle Çinlilerle ortak üretimi planlanıyor. Türkiye'de üretilecek olan FD 2000 tipi Uzun Menzilli Füze savunma sistemlerinin taşınması ve havaya fırlatılması için 250 adet BMC kamyonu füze rampalarının taşıyıcı özelliğine göre modifiye edilerek yararlanılması öngörülüyor. Ayrıca Türk mühendisleri tarafından tasarlanacak olan Yüksek İrtifa Gelişmiş Hava ve Füze Savunma Sistemi'nin üretilmesinde Çin'in Türkiye'ye teknik destek sağlaması da öngörülüyor.
İhale sonucu
Ancak ihale sonuçsuz kalıyor. Türkiye ihalede birinci çıkan Çin ile bir sözleşme imzalamıyor.
Fransız-İtalyan ortaklığı; Samp-T füzeleri
İhaleden ikinci sırada kalan Fransız-İtalyan ortaklığı; Samp-T füzeleri için Fransa, İtalya ve Türkiye’nin savunma bakanları, 8 Kasım 2017 tarihinde NATO sistemleriyle uyumlu ortak hava savunma sistemi üretimi için niyet beyanı imzalıyorlar. Bunun ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Paris ziyareti esnasında 05 Ocak 2018 tarihinde Eurosam’ın (Eurosam; Fransa ve İtalya ortaklığında kurulan özel bir savunma sanayi şirketidir) Türk savunma sanayi şirketleri ASELSAN ve ROKETSAN’la Samp-T hava savunma sisteminin geliştirilerek ortak üretimini konusunda bir anlaşma imzalanıyor. Bu anlaşmaya göre İtalya-Fransa-Türkiye'nin ortak olduğu hava savunma sistemi 2020’li yılların ortalarında üretilmesi öngörülüyor.
Ancak bu anlaşma da yürümüyor.
S-400’LER DEVREYE GİRİYOR
Bu arada, 24 Kasım 2015 tarihinde sınır ihlâli nedeniyle Suriye-Türkiye sınırında bir Rus uçağı Türkiye tarafından düşürülüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 12 Eylül 2017 tarihinde Rus yapımı S-400 füze savunma sisteminin satın alınması konusunda imzaların atıldığını ve Türkiye'nin kapora ödemesini Moskova'ya gönderdiğini açıklıyor. O günkü Hürriyet gazetesinin haberine göre, Kazakistan'dan Türkiye'ye dönerken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "S-400 ile ilgili arkadaşlarımız imzalarını attılar. Bildiğim kadarıyla kaporayı da verdiler" diyor.
Bir başka anlatımla; Türkiye, Antey 2500 füzeleri ile ihaleye katılıp ihaleden elenen Rusya’dan ihale olmaksızın, bu konuda hiç bir ihale ve hiçbir yerli katkı olmaksızın yapmadan 2.5 milyar dolar tutarında S-400 füze sistemleri satın alıyor.
Türkiye, Rusya’dan 4 adet S-400 bataryası satın alıyor.
Bir S-400 bataryası ise şu unsurlardan oluşuyor:
4 fırlatıcı (TEL – Transporter Erector Launcher)
1 komuta kontrol merkezi (55K6E)
1 hedef tespit radarı (300 km. menzili bulunuyor.)
1 atış kontrol radarı
Dolayısıyla, 1 batarya: 4 launcher, 4 bataryada ise 16 launcher bulunuyor.
Launcher kelimesi İngilizcede fırlatıcı / fırlatma sistemi anlamına geliyor. Askerî sistemlerde genellikle füzeyi fırlatan araç veya platform için kullanılıyor. Bir balistik füzeye, genellikle dört launcher ateş ediyor. Yani alınan bütün S-400 sistemi, topu topu dört balistik füzeyi hedefleyebiliyor. Ancak S-400 ile beraber bu launcherleri dolduracak kaç merminin alındığı bilinmiyor.
S-400’lerin sorunları
Ancak burada dikkati çeken en önemli husus, Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 sisteminin sadece ve sadece herhangi bir ağa bağlı olmayan tek bir adet radarının olduğudur. Bu ise bu S-400 sisteminin sadece nokta (bir bölge) savunması yapabileceğini gösteriyor.
S-400 füze sisteminde gözlerden kaçan bir başka büyük sorun da şu oluyor: S-400 füzeleri de aynı Patriot füzeleri gibi alçak irtifa hava savunma füzeleri oluyor. S-400 ve Patriot gibi füzesavar füzeleri, balistik füze atmosferi terk ettikten sonra hedefine doğru düşerken son safhada (terminal safhasında) devreye giren füzeler oluyor. Balistik füzeyi henüz atmosferde iken imha eden THAAD gibi orta ve kısa menzilli füzeler oluyor. Kaldı ki THAAD füzeleri 150 kilometre irtifadaki hedefleri (balistik füzeleri) vurabilirken S-400 füzeleri 30 kilometre irtifanın üstünde etkili olamıyor. .
S-400 füze sistemi balistik füze hedefe doğru atmosferi terk ettikten sonra son safhada devreye giren bir füzesavar füze sistemidir. Dolayısı ile bu balistik füzeyi henüz atmosferde iken S-400 ile imha etmenin imkânı bulunmuyor. Ayrıca Türkiye’ye bu imkânı sağlayan Türkiye'nin üyesi olduğu NATO'nun hava savunma projeleri olan ''Füze Kalkanı'', ''Bölgesel Hava Savunma Sistemleri'' ve ''NATO Erken Uyarı ve Bilgi Sistemleri''ne S-400 füzelerinin entegre edilebilme imkân ve ihtimali de bulunmuyor. Dolayısıyla S-400 hava savunma füzeleri ile Türkiye’nin ‘’uzun ve orta irtifa hava savunma sistemi’’ eksik kalıyor.
S-400 füze sisteminin; yaygınlaştırılması, geliştirilmesi ve gelecekte de kullanılması konusunda da belirsizlikler bulunuyor.
Tüm silah sistemlerinin; kaynak, idame, bakım, standart, uyumluluk, eğitim, kod gibi belirli bir yönetimi bulunuyor. Yıllardır Batı silah sistemlerini ve teknolojisini kullanan Türkiye’nin böylesi gelişmiş bir teknolojiyi mevcut altyapısına ve sistemine nasıl entegre ve idame edeceği konusu da belirsizlikler bulunuyor.
S-400’lere ihtiyaç var mıydı?
S-400 ve Patriot veya SAMP/T bataryaları uzun menzilli uçaksavar füzeleri olsalar da esas olarak alçak irtifa füzesavar silah sistemleri olarak görev yapıyor. Uzun menzilli balistik füzeler ise her ülkenin elinde bulunmuyor. Bu balistik füzeler Suriye’de bulunmuyor, Irak’ta bulunmuyor, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna’da bulunmuyor. İngiltere ve Fransa hariç tüm bir Avrupa’da bulunmuyor. Bölgemizde sadece İran ve Rusya’da bulunuyor. Daha uzaklarda Çin, Kore ve ABD elinde bulunuyor. Bu balistik füzelerle Türkiye’yi tehdit edecek bölgede iki ülke bulunuyor: İran ve Rusya. İran’ın Rusya’nın hemen hemen müttefiki olması, genellikle Rus teknolojisi kullanması nedeniyle tehdidi aynı değerlendirmek gerekiyor.
Bu durumda şu sorunun sorulması gerekiyor: Türkiye, Rusya’dan alacağı S-400’leri Rusya’ya karşı mı kullanacaktır? Bu durumda silah sistemlerindeki gizli ve gömülü kodlarla Rusya’nın buna izin mi vereceği düşünülüyor?
Türkiye’deki yanlış söylemler
Türkiye’de örtülü bir şekilde S-400’lerin ABD tehditlerine karşı alındığı şeklinde absürt bir iddia bulunmaktadır. Eğer gerçekten S-400’ler bu nedenle alınmışsa ABD’nin yurt dışındaki en büyük üslerinden birisi olan ABD İncirlik Üssü, Kürecik gibi diğer ABD üs ve tesisleri ve Türkiye’nin NATO üyeliği ne anlama geliyor?
Ayrıca, ''ABD, Türkiye'ye Patriot satmak istemedi'' diye basında bir söylem bulunuyor. Anlattığım gibi bu söylem doğru olmuyor. ABD, Türkiye'ye Patriot satmak istediği gibi hatta füze teknolojisi hariç araç, taşıt ve rampa gibi Patriot parçalarını Türkiye’de üreterek %30 civarında bir yerli katkı imkânı bile sunuyor. Uzun menzilli hava sistemleri üretiminde hiçbir ülke füze teknolojisini bir başka ülkeye vermediğini burada tekrar aktarmak istiyorum.
CAATSA
Türkiye, uzun menzilli hava savunma sistemlerinden hangisini alacağına karar verme sürecindeyken, daha Türkiye Rusya’dan S-400 alımı için anlaşma imzalamadan 1.5 ay önce ABD bir yasa çıkarıyor: CAATSA
2 Ağustos 2017 tarihinde Başkan Trump, CAATSA (Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) yasasını imzalıyor.
CAATSA, “Rusya Federasyonu’nun savunma ya da istihbarat sektörleriyle ya da bunlar adına çalışan kurum ve kişilerle önemli düzeyde alışverişte bulunan kişi ve kurumlara yaptırım uygulanmasını" öngören ve İran, Kuzey Kore ve Rusya’ya uygulanan yaptırımların da dayanağı olan bir yasa olarak biliniyor.
ABD Başkanı Trump, 70 sayfalık CAATSA metninde listelenen 12 yaptırım kaleminden en az beşini bu yaptırımları delen ülkeye karşı bu yasa gereği uygulamak zorunda kalıyor.
İnsan sormadan edemiyor
Bu yasanın Trump tarafından imzalandığı tarih, bahsettiğim gibi 2 Ağustos 2017. Türkiye’nin ise Rusya’dan S-400 alımı ile ilgili olarak karar verdiği tarih ise anlattığım gibi 12 Eylül 2017. Yani ABD’de CAASTA, 2 Ağustos 2017 tarihinde Başkan Trump tarafından imzalanıyor ve bu tarihten 40 gün sonra da Türkiye Rus yapımı S-400 almak için Rusya ile anlaşma imzalıyor.
Yani insan sormadan edemiyor; CAASTA’nın öngördüğü yaptırımları bile bile Rusya ile nasıl oluyor da S-400 anlaşması imzalanıyor? Ülkenin yetkililerini uyaracak hiç mi bir hariciyecisi yoktu, hiç mi bir askeriyesi, hiç mi bir aklıselimi yoktu?
ABD tarafı, S-400’ler imzalandıktan sonra da Trump tarafından imzalanan CAASTA yürürlüğe girmeden önce Türkiye’ye göreceği zararlar doğrultusunda uyarı üstüne uyarı yapıyor. Ancak bu uyarıların hiçbirisi dikkate alınmıyor.
Hal böyleyken Rusya’dan ihalesiz bir şekilde S-400 alımına; hangi kurul, hangi kıstaslara, hangi ölçeklere, hangi gerekçelere, hangi akla ve hangi ihtiyaçlara göre karar veriliyor, bu, bir türlü açıklanmıyor.
CAASTA Türkiye’ye karşı uygulanıyor
CAATSA, 2 Ağustos 2017 tarihinde imzalanmasından sonra yasa, bürokratik süreci izleyip ABD Başkanı Trump tarafından 14 Aralık 2020 tarihinde onaylanıyor.
Bu şekilde NATO tarihinde ilk kez ABD, bir NATO müttefikine, Türkiye’ye, “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası” (CAATSA) bağlamında yaptırım uyguluyor.
Bu CAATSA yaptırımları ilk kez bir NATO üyesine uygulanıyor. Her ne kadar ABD’li yetkililer yatıştırıcı açıklamalar yapsalar de bu yaptırımlarla Türkiye, bir nevi ABD'nin düşmanı olarak kabul ediliyor.
CAASTA YAPTIRIMLARI NELER GETİRİYOR?
Türkiye F-35 programından çıkarılıyor
Türkiye, F-35 programına katılırken imzaladığı Mutabakat Muhtırası (MoU)'na göre projeye yaklaşık 175 milyon dolar katkı payı veriyor, 7. seviye ortak (Level-3 partner) oluyor, Türk savunma şirketleri üretim zincirine giriyor, tüm Avrupa'daki F-35'lerin bakım üssü olarak Eskişehir Hava Bakım Merkezi seçiliyor ve Türkiye toplamda 100 adet F-35A satın almayı vaad ediyor.
CAATSA ile ilk olarak Türkiye F-35 programından çıkarılıyor, Türkiye, önceden parasını ödediği (1.25 milyar dolar) F-35 savaş uçaklarını alamıyor. ABD 2021 yılı Savunma Bütçesinde bu paranın Türkiye’ye geri ödenmesi öngörülüyor, ancak ödenmiyor.
ABD, F-35 üretim programı kapsamında Türkiye’nin üreteceği 11.5 milyar Dolarlık ileri teknoloji F-35 parça siparişini de iptal ediliyor. Ancak Kale, Alp Havacılık ve TAİ gibi şirketlerde üretimi başlamış olan parçalar 2022 yılına kadar azalarak üretimlerine devam edip bu tarihte üretimleri sona eriyor. Bu noktada, Türkiye günümüzde İHA ve SİHA yapabiliyorsa bu imkânı Türkiye’nin F-16 üretiminden kazandığı üretim ve tasarım yeteneği sayesinde olduğunu da söylemem gerekiyor. Tüm Avrupa'daki F-35'lerin bakım üssü olarak seçilen Eskişehir Hava Bakım Merkezi de programdan çıkaarılıyor. Buradan da Türkiye ilk aşamadaki tahmini 15 milyar dolarlık bir gelirden oluyor. Türkiyedeki otomobil servislerinin otomobil satışından değil de bakım hizmetinden kaynaklandığını da hatırlatmam gerekiyor.
SSB, artık ABD’den teknoloji alamıyor.
Türkiye ile ABD savunma kuruluşları arasındaki ilişkiler donduruluyor. SSB, artık ABD’den teknoloji alamıyor.
Üçüncü ülkeler etkileniyor
CAATSA yaptırımlarının Türkiye’ye yönelik en büyük etkisi Türkiye'nin savunma alanında işbirliği yaptığı diğer ülkelerle olan ilişkilerine yansıyor. CAATSA yaptırımlarının bu ülkeleri de etkileyerek baskı altına alıyor. Artık bu ülkeler Türkiye ile yapacakları Savunma Sanayi işbirliğinde ABD’nin ağırlığını hissediyor.
ATAK Saldırı Helikopterine olan etkisi
Türkiye, S-400 nedeniyle, motoru ABD menşeli olmasından dolayı ABD ihraç lisansı vermediği için Pakistan’a satışını yaptığı 1.5 milyar Dolarlık ATAK Saldırı Helikopterini üretip teslim edemiyor. Ve sonunda Pakistan ATAK Saldırı Helikopteri alım sözleşmesini iptal ediyor.
Bu kısmı biraz açmam gerekiyor.
Önce 3.5 yıl geriye gitmem gerekiyor. Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir, 3.5 yıl önce 13 Temmuz 2018 tarihinde yaptığı açıklamada Pakistan’a 1.5 milyar Dolar tutarında 30 adet ATAK Saldırı Helikopteri satışı için sözleşme imzalandığını duyuruyor.
Türkiye, uzun bir geçmişi olan ATAK Saldırı Helikopterlerini Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ)’da üretiyor. Ancak TUSAŞ’ta üretilen bu ATAK Saldırı Helikopterlerinin motoru yerli ve milli olarak yapılmıyor. TUSAŞ’ta üretilen bu ATAK Saldırı Helikopterinde Amerikan Honeywell ile İngiliz Rolls Royce’un ortak girişimi olan LHTEC şirketinin ürettiği CTS800 tipi motor kullanılıyor.
Hal böyle olunca da ATAK helikopterinin üçüncü ülkelere satışı için ABD hükümetinin izni gerekiyor. ABD, geçen yıl altı adet ATAK Saldırı Helikopterinin Filipinler’e ihracı için izin onay verse de Pakistan’a ATAK Saldırı Helikopteri satışı için aradan geçen 3.5 yıl süresince onay vermiyor. İlk teslimat için öngörülen 2019 tarihi, motor engeli nedeniyle Pakistan tarafından birkaç kez uzatılıyor. Buna karşın geçen süre içinde ABD’den onay gelmeyince Pakistan, 1.5 milyar dolarlık ATAK Saldırı Helikopteri alımını iptal ediyor ve ATAK Saldırı Helikopteri yerine Çin’den helikopter almaya karar veriyor. Söz konusu karar önceki gün Pakistan Ordu Sözcüsü Babar İftihar tarafından duyuruluyor.
Altay Tankı
Almanya , Altay Tankı için ihtiyaç duyulan motor ve transmisyonu vermiyor. Almanya izin vermediği için Altay Tankı Projesi ilerlemiyor.
Samp-T hava savunma sistemini
Fransa izin vermediği için Eurasam ile anlaşması yapıldığı halde Samp-T hava savunma sistemini projesi ilerlemiyor. Eurosam, Türk savunma sanayii şirketleri ASELSAN ve ROKETSAN’la SAMP/T hava savunma sisteminin geliştirilerek ortak üretimini konusunda bir anlaşma imzalamalarına rağmen CAATSA nedeniyle hiç ilerleme sağlanamıyor.
AWACS
Türkiye geçmişte ABD’den dört adet AWACS Radar uçağı satın alıyor. AWACS’ın Türkçe açılımı ise ‘’Havadan Erken İhbar ve Kontrol’’ anlamına geliyor. Bu uçaklar Boeing 737 tipi uçakların gerekli modernizasyonu sonrası bir ‘’Uçan Radar’’ haline getirilmiş hali oluyor. Türkiye, Patriot Hava Savunma Sitemi alacağız diye Patriot Hava Sisteminin bir parçası olan AWACS uçaklarını 2004 yılında ABD’den sipariş ediyor. Türkiye bu uçaklar için toplam 1,5 milyar dolar para ödüyor. .
AWACS 30.000 feet irtifada görev yaparken yaklaşık 500 km ötedeki, uçak 30.000 feet’in üzerine çıktığı zaman yaklaşık olarak 800 km uzaklıktaki hedefleri görüp tespit ve teşhisini yapabiliyor. Bu yetenekleriyle AWACS’ın en büyük özelliği olarak Patriot füzelerinin bir parçası olarak hava radarı görevini yapıyor. Bu nedenle Türkiye o zamanlar muhtemel satın alacağı Patriot füzesavar silah sisteminin bir parçası olan radarlarını 1,5 milyar Dolar para ödeyerek zaten envanterine alıyor. Şimdi Patriot alınmadığı için bu uçaklar da esas görevi dışında tali görevlerinde kullanılıyor.
S-400’ler de aktif hale getirilemiyor
Türkiye, bu yasanın öngördüğü daha büyük yaptırımlar nedeniyle 2,5 milyar Dolar ödeyip Rusya’dan satın aldığı S-400 füzelerini 2019 yılı Eylül ayından beri aktif hale getiremiyor…
Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, S-400'ler Türkiye'de kaldığı veya Türkiye, S-400 konusunda ABD'yle uzlaşmadığı sürece, yaptırımların artarak devam edeceği anlamında açıklamalarda bulunuyor.
Türkiye S-400 le yatıp S-400 ile kalkarken ve bu nedenle de ABD ile papaz olmuşken, F-35, Altay Tankı, ATAK projelerinde sorun yaşarken Türkiye’de bakın neler oluyor?
3. ASRİCA ULUSLARARASI ASSAM İSLÂM BİRLİĞİ KONGRESİ
Cumhurbaşkanlığı Askerî Danışmanı Em. Tuğg. Adnan Tanrıverdi liderliğinde 2017 yılından bu yana da her yıl "ASRİCA Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Kongreleri" düzenleniyor. (ASRİKA ‘’ASYA-AFRİKA’’)
Bu kongrelerin amacı; “İslâm Ülkeleri Konfederasyonu’’ kurarak ortak yargı, ortak savunma, ortak dış politika ve ortak icra organlarının kurulması olarak öngörülüyor.
Bu maksatla da bir taslak ‘’anayasa’’ hazırlanıyor. Bu taslak anayasada bu devletin başkenti İstanbul, resmi dili Arapça olarak ifade ediliyor. Bayrak ise, “şekli kanunla belirlenen kırmızı-yeşil zemin üzerine beyaz ay ve milli devlet sayısı kadar yıldızlı bayrak” olarak ifade ediliyor. Yani bu kongrelerde mevcut Türkiye Cumhuriyeti ılga edilerek yerine resmi lisanı Arapça ve başkenti İstanbul olan bir Arap – Türk Konfederasyonu kuruluyor.
Bu kongrelerin üçüncüsü İstanbul’da, 19-20 Aralık 2019 tarihinde “İslâm Birliği İçin Ortak Savunma Sanayi Üretiminin Usul ve Esaslarının Tespiti” başlığında, “ASRİKA Ortak Savunma Sanayi Üretimi” ana temasında, 45 İslâm ülkesinden temsilcilerin katılımıyla icra ediliyor.
ASRİKA İslam Devletleri Konfederasyonu kabinesinde, Savunma Sanayi Bakanlığı beş bakanlıktan birisi olarak teşkil ediliyor ve Savunma Sanayi Bakanlığı’na bağlı olarak İslam devletlerinde Savunma Sanayi Ürünü ile ilgili olarak; ortak üretim, AR-GE, standardizasyon, sertifikasyon, akreditasyon, kodifikasyon ve bakım onarım merkezlerinin teşkil edilmesi öngörülüyor.
Bütün bu kongreler, Cumhurbaşkanlığı Askerî Danışmanı liderliğinde ve devlet kurumlarının ve AKP’li belediyelerin sponsorluğunda yapılıyor.
Tabii ki bu kongrelerden ne ABD’nin ne Almanya’nın ne de Fransa ve İtalya’nın hiç mi hiç haberi olmuyor! Basına açık bu kongreleri kimsecikler duymuyor! Sonra da ABD bize niye F-35 programından çıkarıyor, niye ATAK motoru ihracına izin vermiyor, niye Patriot teknolojisi vermiyor, Almanya bize niye Altay Tankı için tank motoru vermiyor diye kafa yoruluyor.
Zaten ‘’İlk Yaz’’ adlı şiirinde şöyle derdi Gülten Akın: ‘’Ah kimsenin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya.’’
Sonuç
Bir taraftan ABD’ye bizi niye F-35 programından çıkardı, niye bize Patriot teknolojisi vermiyor diye sitem ediliyor, diğer taraftan da Rusya’dan S-400 alınıyor. Hatta ikinci parti S-400’lerin satın alınmasından bahsediliyor. Bir diğer taraftan ise Cumhurbaşkanlığı Askerî Danışmanı liderliğinde, devlet kurumlarının sponsorluğunda kongreler düzenleyip bu kongrede “İslâm Ülkeleri Konfederasyonu’’ kurarak ortak yargı, ortak savunma, ortak dış politika, ortak icra organlarının kurulmasının yanında ‘’ortak savunma sanayi’’ kurulması planlanıyor.
Türkiye’nin S-400 alımı ile ilgili olarak tek kârlı çıkan ülke Rusya oluyor. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 alımı ile ilgili olarak Türkiye –ABD, Türkiye – NATO ve Türkiye – AB ve Batı ilişkileri büyük bir gerilime sahne oluyor. Tabii ki gerilimden de ve Türkiye’nin Batı ile olan ilişkilerine vereceği zarardan dolayı ellerini ovuşturarak sevinen de yine Rusya oluyor.
Kaldı ki Rusya’dan S-400 aldık diye Rusya’nın bize dost olmasını da beklemek aşırı derecede saflık oluyor. En azından şu örnek tarih bilmeyenlere bu konuyu acı bir tecrübe olarak yaşatıyor:
Türkiye, Rusya’dan aldığı S-400 füzelerini 2019 yılı Temmuz ayından itibaren Türkiye’ye getirmeye başlıyor. S-400 füze sistemlerinin Türkiye’ye gelmesi ise 2019 yılı Eylül ayında tamamlanıyor. Hal böyleyken, daha füzelerin Türkiye’ye geldiği haberleri soğumadan, 27 Şubat 2020 tarihinde, Rusya, Suriye İdlib’de bir Türk gözlem noktasına yapığı hava saldırısı ile 36 Türk askerini şehit ediyor. Bu kayıp, Kore ve Kıbrıs Harekâtından sonra Türkiye'nin yurtdışında verdiği en büyük asker kaybı oluyor. Ancak Rusya’nın Suriye’deki Türk birliğine bu hava saldırısında S-400 füzeleri Rus uçaklarına karşı kullanılamıyor.
Bu yaşanan acı olay bana tarihin aktörü ve tanığı Ebû Müslim Horasanî'nin, Emevîlerin yıkılışı ile ilgili ve her türlü ittifaklar ve güvenlik konusunda bir strateji ilkesi olan şu sözünü hatırlatıyor: ''Onlar (Emevîler); zararından emin oldukları için dostlarını uzak tuttular. Düşmanlarını kazanmak için yakınlarına aldılar. Yanlarına aldıkları düşmanları dost olmadığı gibi, uzakta tuttukları dostları da düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince, yıkılmaları mukadder oldu.''
Sorunun temeli
Diğer taraftan her yabancı menşeli silah tedarikinin kaynak ülkeye siyasi bağımlılığı da beraberinde getirdiğinin de bilinmesi gerekiyor. Prof. Dr. Jehuda L. Wallach Yahudi kökenli bir Alman askerî tarihçidir. Bu tarihçinin de güzel bir kitabı bulunuyor: ‘’Anatomie einer Militaerhilfe, Die preussisch- deutschen Militaermissionen in der Türkei’’, Droste Verlag Düsseldorf, 1976) (Bir Askerî Yardımın Anatomisi, Türkiye'de Prusya-Alman Askerî Heyetleri 1835-1919’’) Yazar çalışmasına doktora tezi olarak Mısır’a yapılan Rusya askerî yardımlarını inceliyor. Sonra da ABD yardımlarını inceliyor. Daha sonra yazar Osmanlıya yapılan Prusya askerî yardımları incelemeye başlıyor ve sonuçta da bu kitap ortaya çıkıyor. Yazar kitabında şu tezi ortaya koyuyor: ‘’Silah yardımı alan veya silah satın alan ülkeler süreç içerisinde kaynak ülkenin siyasi ve askerî hegemonyası altına giriyor.’’ .
Türkiye'de 1975 yılı ABD ambargosundan sonra, ABD’den bağımsız yerli ve milli Savunma Sanayi geliştirmek için kollar sıvanıyor ancak sonuçta ABD F-16’larına, ABD GZPT’lerine karar kılınarak yine ABD'ye bağımlı hale geliniyor. Gündemimizdeki Altay Tankı’nı da yapacak olan firmanın %49,9 hissesi de bir yabancı firmaya veriliyor. Sorunun temelinde Türkiye'nin kendi yerli ve milli Savunma Sanayi teknolojisini geliştirmemiş olması ve Türkiye’nin son yıllarda bölgesinde silaha muhtaç ve kendi güç ve doğasıyla tamamen çelişen bir politika izlemiş olmasında yatıyor.
Sorunun özüne bakıldığında Türkiye'nin, kendisine muhtemel bir uzun menzilli füze saldırısı yapabilecek İran ve Rusya ile ilişkilerini düzelttiğinde ve bölgesinde kendi güç ve doğasıyla uygun politikalar geliştirdiğinde böylesi bir silaha ihtiyacı da kalmayacağı değerlendiriliyor. Siyaset, zaten sorunları güç (silah) kullanmadan çözme sanatı olarak tanımlanıyor. Böylesi bir güvenlik ihtiyacını zaten Mustafa Kemal Atatürk; Batı'da Balkan Paktı ile, Güney'de Sadabad Paktı ile, Kuzey'de ise Sovyetlerle ''Dostluk, Komşuluk ve İşbirliği Anlaşması'' ile sağlıyor. Ülkede ve bölgemizde sükûnetin tek adresi yine Mustafa Kemal Atatürk oluyor: ''Yurtta Barış, Cihanda Barış''
Zaten Lao Tzu, teee 2600 yıl önesinden, ''Bütün silahlarin, kötülük kaynağı olduğu''nu söylüyor.
Arz ederim.
Osman AYDOĞAN