
Görevi bir namus borcu sayan bir Albay (Miralay) Reşat Çiğiltepe ve vefayı bir semt adı sanan bir millet!
27 Ağustos 2022
Reşat Çiyiltepe (Çiğiltepe), 1879'da İstanbul'da doğuyor. Babası Süleymaniye mutasarrıflığından emekli Ziya Paşa (bizim bildiğimiz Tanzimat devri devlet ve fikir adamı, gazeteci ve şair Ziya Paşa değil) bir yaşında iken hayatını kaybediyor. 1896 yılında Harp Okulundan teğmen rütbesiyle mezun oluyor. Trablusgarp ve Balkan savaşlarının ardından Birinci Dünya Savaşı'nda çeşitli cephe ve görevlerde bulunuyor. 22 Eylül 1918'de Şeria'da karargâhıyla birlikte İngilizlere esir düşüyor; 23 Kasım 1919'da esaretten dönüyor. Ardından Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçiyor.
Reşat Bey, Mustafa Kemal Paşa tarafından 11. Kafkas Tümeni (sonradan 21. Tümen) Komutanlığı'na getiriliyor. Yarbay rütbesi ile İnönü ve Sakarya muharebelerine de iştirak ediyor. Reşat Beye, son olarak 57. Tümen Komutanlığı görevi veriliyor.
Bizzat Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından, Büyük Taarruzun ikinci gününde, muharebenin ve de ülkenin-ulusun kaderini etkileyecek en kritik mevkide yer alan Çiğiltepe'yi düşmandan temizlemesi emrediliyor.
Çiğiltepe'nin önemi
Çiyiltepe (Çiğiltepe) Afyonkarahisar’ın güneybatısında, Sinanpaşa (Sincanlı) İlçesi’nin güneydoğusunda bulunan 1591 rakımlı, Sinanpaşa İlçesi’ne 18 km uzaklıkta bir tepe olmasına rağmen Sinanpaşa Ovası’ndan Dumlupınar’a kadar Yunan ordusunun en güçlü direniş yeri ve aynı zamanda Türk ordusunun ilerlemesinde Sincanlı Ovasından Dumlupınar'a kadar tüm yolların önündeki en stratejik engel oluyor.
Ne var ki, bu tepenin önemini çok iyi bilen Yunan Başkomutanı Trikopis ise, en zinde kuvvetlerini, üstün ateş gücüyle bu tepeye yığıyor, tahkimatını pekiştiriyor.
Cihangir Akşit, Miralay Reşat Bey'i anlatıyor
Cihangir Akşit’in “Çiğiltepe” (Doğan Kitap, 2009) adlı eserinin 23-26. sayfalarında özetle şu ifadeler yer alıyor: 1. Ordu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa, 57. Tümen Komutanı Miralay Reşat Bey’i 26 Ağustos 1922 saat 23:45’te telefonla arayıp yüksek sesle “Tepe niçin ele geçirilmedi?” diye soruyor... Ardından Ordu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa’nın tepenin ne zaman alınacağına dair teminat istemesi üzerine, Miralay Reşat Bey, “Yarın saat 12:00’ye kadar alınacak kumandanım” diye cevap veriyor. Bunun üzerine Sakallı Nurettin Paşa, “Tepeyi 12:00’ye kadar alamazsanız ben sizin yerinizde olsam yaşamam” diyor. Buna Miralay Reşat Bey; “Sizin benim yerimde olmanıza gerek yok. Ben zaten yaşamam” diye cevap veriyor…
Miralay Reşat Bey kendisine bağlı birlik komutanlarıyla gecenin yarısında toplantı yaparak ertesi gün (27 Ağustos 1922) yapacakları muharebede uygulamaları gereken taktikleri değerlendiriyor. Kendisine bağlı komutanların çoğu; “orman içerisinden Yunan kuvvetlerinin arkasından çevirmeyi” teklif ediyor. Ancak bu teklif uygulanırsa askerin ormanda yolunu kaybetme riski bulunuyor… Çoğunluğun görüşüne uyulup, bu risk göze alınarak orman içerisinden çevirme taktiğinin uygulanması kararlaştırılıyor…
Korkulan oluyor ve birliklerin bazıları yolunu kaybettiği için asker yorgun düşüyor… Erken gelebilen birlikler Yunan ordusuna zayiat verdirip, bir miktar mevzileri alsa da diğer birlikler gecikince aldıkları yerleri de bırakıp geri çekilmek zorunda kalıyor… Miralay Reşat Bey bütün olanları tekrar değerlendirip, en şiddetli yapacakları saldırı için tek ihtimalin düşmanın Çiğiltepe üzerindeki karargâhına doğrudan saldırmak olduğu kararına varıyor…
Gece boyunca Çiğiltepe üzerinde yapılan çatışmalar sabaha kadar sürüyor.. Sabah olunca çatışma şiddetleniyor ancak Yunan ordusuna fazla zayiat verdirilemiyor ve Çiğiltepe bir türlü alınamıyor… Saat 10.30’a geliyor… Ancak bundan sonrası kısım Cihangir Akşit’in “Çiğiltepe” adlı kitabında yer almıyor.
Turgut Özakman, Miralay Reşat Bey'i anlatıyor
Gerisini Turgut Özakman ''Şu Çılgın Türkler'' (Bilgi Yayınevi, 2005) adlı eserinin 621 ve 623. sayfalarında şöyle anlatıyor: (Saat kısmı hariç. Olayın saatlerine ilişkin ikincil kaynaklarda farklı anlatımlar bulunuyor.)
27 Ağustos 1922, Saat 10.30:
27 Ağustos 1922 sabahı 57. Alay bu tepeyi kuşatmış, saat 10.30'da Mustafa Kemal telefonda komutana;
''Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız?''
''Komutanım, yarım saat sonra alacağız.''
''Başarılar diliyorum.''
Saat 10.45
Mustafa Kemal:
''Düşmanın halen direndiğini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli.’’
''Komutanım tepeye düşman bir tümen yığmış direniyorlar. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız.''
Saat 11.00
Mustafa Kemal:
''Reşat Bey’i istiyorum.''
''Komutanım Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti. Okuyorum, komutanım: ‘Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım.' ‘’
Mustafa Kemal’in gözlerinden yaşlar boşanıyor:
''Allah rahmet eylesin, Reşat Bey büyük bir vatanseverdir''
Saat 11.45
Başkomutanın telefonu çalıyor:
‘'Çiğiltepe alınmıştır komutanım. Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovası’na doğru kaçmaktadır, arz ederim.'’
Reşat Bey'in ölümünün ardından kısa süre içinde Çiğiltepe Türk birliklerinin eline geçiyor.
Mustafa Kemal Paşa, Miralay Reşat Bey'i anlatıyor
Bahsettiğim gibi bu kısım yani Mustafa Kemal Paşa ile Albay Reşat Bey'in telefon görüşmesi Cihangir Akşit’in “Çiğiltepe” kitabında yer almıyor. Ancak olayın en güçlü birincil kaynaklarından biri olan Mustafa Kemal Paşa'nın 4 Ekim 1922 tarihli TBMM konuşmasında bu ara görüşmeler ve saatler yer almamakta; olay daha özlü biçimde anlatılmaktadır:
‘’Bu taarruz gününde, en sol tarafta bir fırkamız -57’nci Fırka- taarruzlarını yöneltirken kuvvetlerini biraz birbirinden uzakça bulundurmuştu. Bu yüzden düşman üzerinde, etkili bir sıkıştırma yapamıyordu. O fırkanın komutanı Reşat Bey adında bir kişiydi. Bu kişiyi çok eskiden tanıyorum. Muş’ta beraber savaştık, Suriye’de çok savaşlar yaptık. Çok değerli bir askerdi, kendisinin bana çok sevgisi ve güveni vardı. Telefonla sordum: ‘Niçin hedefinize ulaşamadınız?’ dedim. Cevap olarak dedi ki, ‘yarım saat sonra bu hedeflere ulaşacağız.’ Halbuki, yazık ki, yarım saatte bu hedefler ele geçirilememişti. Tekrar sorduğum zaman telefonda Reşat Bey’in son bir ayrılış mektubunu okudular, orada diyordu ki: ‘yarım saat içinde size o mevzileri almak için söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam.' Bu örneği, Reşat Bey’in o hareketini övmek için söylemiyorum. Doğal olarak öyle bir uygulama ve öyle bir hareket bizce kabule değer değildir. Yalnız ordumuzda zabitanın, kumandanların kendilerine verilen vazifeyi ifada ortaya koydukları can atmayı ve namus hissini göstermek isterim. Gerçekten ordumuzdaki subaylar ve yüce kumanda heyeti, birbirine karşı böyle bir sevgiyle, saygıyla, güvenle bağlıdırlar ve yukarıdan aldıkları emri bir namus kabul ederek yerine getirirler.”
(TBMM Zabıt Ceridesi, Devre: 1, Cilt: 23, İçtima Senesi: 3, yüz on ikinci içtima, sayfa: 268, 4.10.1338 (1922) Çarşamba)
Mustafa Kemal Paşa'nın bu sözleri, Reşat Bey'in trajik ölümünü anlamak bakımından özellikle önem taşıyor. Çünkü Mustafa Kemal Paşa, onun bu davranışını övmüyor, hatta açıkça “kabule değer” bulmadığını söylüyor. Övdüğü şey Reşat Bey'in hayatına son vermesi değil; kendisine verilen görevi bir namus borcu sayan sorumluluk anlayışı oluyor. Bu nedenle Reşat Bey'in hikâyesini değerli kılan, ölümü değil; görevine, verdiği söze ve taşıdığı sorumluluğa yüklediği anlam oluyor. Onun ölümü ise bu sorumluluk anlayışının ulaştığı trajik sınırı gösteriyor.
Miralay Reşat Bey'in mezarı
Albay Reşat Bey’in cenazesi, şehadetinden bir gün sonra Sandıklı’ya getiriliyor ve Sandıklı’ya defnediliyor. Naaşı 31 Ağustos 1988 tarihinde Devlet Mezarlığı'na naklediliyor. Sandıklı'daki anıt mezar boş olmasına rağmen hâlâ muhafaza ediliyor… Çiğiltepe'de onun ve hayatını kaybeden diğer askerlerin anısına yaptırılan şehitlik, 22 Haziran 1996 tarihinde hizmete açılıyor. Şehitlik girişinde Albay Reşat Bey'in bronz bir büstü bulunuyor.



İşte Kurtuluş Savaşı böyle, bu ruhla kazanılıyor...
Çiğiltepe soyadı
Soyadı Kanunu çıktığında Mustafa Kemal Atatürk tarafından ailesine "Çiğiltepe" soyadı veriliyor…
Albay Reşat’ı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Albay Reşat Çiğiltepe adı Ankara'da bir lojmana, bir mahalleye ve iki okula ad olarak veriliyor.
Aradan yıllar geçiyor.
1967 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Mamak’ta bir bölgeyi istimlak ediyor. Bu bölgeye 1980’li yılların başında bir lojman kompleksi yapılıyor. Şehit Albay Reşat Çiğiltepe’nin adı da lojmanlara veriliyor. Bölge ‘’Çiğiltepe Lojmanları’’ olarak anılıyor… Lojmanlar bölgesine konulan levhalarla da Şehit Albay Reşat Çiğiltepe fotoğrafı ve hayatı ile tanıtılıyor.
Çiğiltepe Lojmanlarında lojmanlara adını veren Şehit Albay Reşat Çiğiltepe'nin tanıtım levhası...
Bölge gelişince de mahalleye dönüşüyor ve mahallenin de adı lojmanların adını alarak ‘’Çiğiltepe Mahallesi’’ oluyor. Çünkü mahallenin %90’ını lojmanlar oluşturuyor…
Sonra 1982 yılında bu lojmanların içine iki okul binası yapılıyor… Bu okullara da ad olarak yine Şehit Albay Reşat Çiğiltepe anısına ‘’Çiğiltepe’’ adı veriliyor: ‘’Çiğiltepe İlkokulu’’ ve ‘’Çiğiltepe Ortaokulu’’. Bu okula daha çok bölgede bulunan Çiğiltepe Askerî Lojmanlarında bulunan asker personelin çocukları gidiyor. Hem mahalle hem lojmanlar hem de okullar ‘’Çiğiltepe’’ adını İstiklal Harbi Şehidi Albay Reşat Çiğiltepe’den alıyor.
Çiğiltepe Ortaokulu, 1982–1983 eğitim-öğretim yılında Çiğiltepe Askerî Lojmanlarında, lojman inşaatları için kullanılan şantiye binasında faaliyete başlıyor; 1984–1985 eğitim-öğretim yılında ise yeni yapılan binasında eğitim vermeyi sürdürüyor.
Bir vefasızlık, bir nankörlük, bir çiğlik, bir hoyratlık, bir nobranlık vakası!
Yıl 2020 oluyor.
İstiklal Savaşı komutanlarından Albay Reşat Çiğiltepe'nin hatırasını taşıyan Ankara Mamak'taki Çiğiltepe Ortaokulunun adı değiştirilerek okula “Turhan Polat Ortaokulu” adı veriliyor. İsim değişikliği, Turhan Polat Eğitim Vakfının “Eğitime %100 Destek Projesi” kapsamında okula yaptığı bağışın ardından gerçekleştiriliyor. Millî Eğitim Bakanlığının daha sonra TBMM'ye verdiği cevaba göre vakıf, isim hakkı karşılığında okulun yapım ve onarım harcamalarını karşılamayı talep ediyor ve okulun adı 17 Haziran 2020 tarihinde değiştiriliyor. Dönemin milletvekillerinin açıklamalarında söz konusu bağışın 5 milyon TL olduğu belirtiliyor; ancak bu tutar Bakanlığın konuya ilişkin resmî cevabında yer almıyor.
Burada cevaplandırılması gereken bir soru bulunuyor: 1982–1983 eğitim-öğretim yılında faaliyete başlayan ve yaklaşık kırk yıldır eğitim veren mevcut bir okul bakımından, Bakanlığın cevabında geçen ‘’okul yapım harcamaları’’ ifadesiyle ne kastediliyor?

Okula ismini veren Turhan Polat, Ankara’nın eski sahaflarından ve Turhan Kitabevi'nin sahibi. Adını taşıyan ‘’Turhan Polat Eğitim Vakfı’’ Resmî Gazete'ye göre 2016 yılında, Ankara’da “Turhan Polat ilköğretim Okulu inşa etmek amacıyla” kuruluyor. Ancak Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre şimdiye kadar bu adla inşa edilen herhangi bir okul bulunmuyor. Vakıf, vakıf senedindeki amacını bu bağış karşılığı gerçekleştirmiş olmuyor. Çünkü vakıf tarafından yeni bir okul yapılmıyor, milli kahramanın adını taşıyan mevcut bir okulun bağış karşılığı adını değiştiriyorlar. Vakıfların, vakıf senedindeki amaçları doğrultusunda çalışıp çalışmadıklarını denetlemekle görevli Vakıflar Genel Müdürlüğünden bu konuda çıt bile çıkmıyor. Vakıf da; çiğlik, hamlık, ilkellik, görgüsüzlük, kadirbilmezlik ve hazım gösterip okuldan milli kahramanın adının silinip kendi adlarının verilmesini kabulleniyor.
Gelen tepkiler üzerine dönemin Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 05 Eylül 2020 tarihinde “Çiğiltepe mahallesinde ‘Çiğiltepe’ adını taşıyan iki okul bulunması nedeniyle bahsi konu olan okulun ad değişikliğinin yapıldığı’’nı açıklıyor. Bu okullardan birisi ortaokul diğeri de ilkokul. Niye karışsın ki? Çiğiltepe adı iki farklı okula niye fazla gelsin ki?
Ancak Ankara İl Milli Eğitim Müdürü gelen tepkilere daha farklı cevap veriyor: “Ortaokulun ismi ‘Albay Reşat Çiğiltepe’ değildi. Mahallemizin ismi olan Çiğiltepe Ortaokulu idi. Aynı arsa içinde ve ortaokulun yanında ‘Çiğiltepe’ ilkokulu var ve ismi aynı devam ediyor…”
Ankara İl Milli Eğitim Müdürüne göre okulun adı ‘’Albay Reşat Çiğiltepe’’ değil de sadece ‘’Çiğiltepe’’ imiş! Adamın özrü kabahatinden daha büyük. Sanki ‘’Çiğiltepe’’ adı oraya tesadüfen verildi. O mahallenin ve o lojmanlarının adının ‘’Şehit Albay Reşat Çiğiltepe’’den geldiğini mahalleye turist gelen birine sorulsa bilir. Ama koskoca Ankara İl Milli Eğitim Müdürü ve koskoca Milli Eğitim Bakanı bu adın nereden geldiğini bilmiyor! Örneğin Türkiye’de değişik bölgelerde belki de yüzlerce ‘’Alpaslan’’ okulu var. Alpaslan denince kim kastediliyor? Kim akla geliyor?
Konunun hukuki ve idari bakımdan tartışmalı bir yönü daha bulunuyor:
Millî Eğitim Bakanlığı, 20 Mayıs 2019 tarihinde okullara gönderdiği bir genelgeyle eğitime bütçe dışı finansman sağlanması amacıyla “2023 Vizyon Belgesi”nde yer alan “Eğitimin Finansman Çeşitliliğinin Artırılması” tedbiri çerçevesinde okulların isimleri satışa çıkarıldığını açıklıyor. Bu kapsamda belli bir bedel karşılığında okullara hayırsever isimlerinin verilmesine izin veriliyor. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı, genelgesinde; “Türk büyükleri, şehit isimleri, hayırsever isimleri belde, köy ve köy altı kurumlar hariç” illerdeki diğer okulların isimlerinin bakanlığa gönderilmesini talep ederek bu isme sahip okulları düzenleme kapsamının dışında tutuyor. Milli Eğitim Bakanlığının bu açık ve sarih genelgesine rağmen okuldaki şehit ismi değiştiriliyor.
Atatürkçü Düşünce Derneği, bu isim değişikliğini yargıya taşıyor. ADD de mahkemeye verdiği dilekçede, bu genelgeye dikkat çekerek verilen kararın iptalini istiyor. Ancak mahkeme bu kararı iptal etmiyor. Halen okul adı parayı verenin olarak gözüküyor.
Bu vatan vatan olalı böylesi bir vefasızlığı, böylesi bir nankörlüğü, böylesi bir çiğliği, böylesi bir hoyratlığı, böylesi bir nobranlığı bin yıllık tarihinde hiç görmüyor, hiç yaşamıyor. Böylesine bir uygulama Afrika’nın kabilelerinde bile yaşanmıyor. Kılavuzu, ''keşke Yunan kazansaydı'' diye hayıflanan fesli ve türevleri olanlardan da zaten başka bir davranış şekli beklenmiyor.
Demek ki Milli Eğitim Bakanlığının başındaki ‘’Milli’’ sözcüğü gereksiz olarak gibi duruyor. Millî Eğitim Bakanlığı daha Şehit Albay Reşat Çiğiltepe'nin Kurtuluş Savaşı şehitlerimizden milli bir kahraman olduğunu bilmiyor! Veya Millî Eğitim Bakanlığı kendi resmi yazısında belirttiği konulara kendisi uymuyor.
Eğer bağıçcının adı illaki bir okula verilecekse!
Eğer bağıçcının adı illaki bir okula verilecekse, Milli Eğitim Bakanlığı, kendi genelgesinde olduğu gibi; “Türk büyükleri, şehit isimleri, hayırsever isimleri belde, köy ve köy altı kurumlar hariç” illerdeki diğer okulların isimleri verilebilirdi. Örneğin İstanbul ili Kartal ilçesi Cevizli Mahellesinde bir ortaokul var. Adı: ''Cevizli Ortaokulu''. Alın bu adı parayı verinin adı ile değiştirin; olsun size ''Cevizli Turhan Polat Ortaokulu''. Fakat çözüm bu değil elbette. Maksat Kurtuluş Savaşı şehitlerinin adlarını görünür olmaktran uazklaştırmak olunca Milli Eğitim Bakanlığı kendi genelgesini dahi dinlemiyor!
Yazıklar olsun!
Sonuç olarak birçok kuruma çok şey söylenebilir, çok şey yazılabilir. Başta, dilinden; vatan, millet, bayrak, ezan, cami, kuran, ecdat sözcüklerini hiç eksik etmeyen iktidara, ‘’milliyetçi’’ olduğunu iddia eden iktidarın küçük ortağına, o lojmanlara, o bölgeye ve o okullara ‘’Çiğiltepe’’ adını verip de o ad silinirken şehidine sahip çıkmayan TSK’ne, bu konuda hiç mi hiç sesi çıkmayan şehide adını veren Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu CHP’ne, milliyetçi olduğunu iddia eden diğer muhalefet partilerine, siyasetçilere (konuyu Meclis’te gündeme taşıyan iki siyasetçiyi hariç tutmak gerekiyor: İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ ve CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya), üniversitelere, akademisyenlere, ADD hariç tepkisiz kalan sivil toplum kuruluşlarına, konuyu hazmeden, içine sindiren Turhan Polat Eğitim Vakfına ve tepkisiz kalan tüm bir T.C. vatandaşlarına çok şey söylenebilir. Ancak ben sadece ''Yazıklar olsun'' deyip, susmak istiyorum. Çünkü suskun kalmak çok şey söylemekten daha çok şey ifade ediyor.
Reşat Bey'in adının bir okul tabelasından kaldırılması yalnızca idarî bir isim değişikliği değildir. Mesele, bir toplumun hafızasını neyle ve kimlerle kurduğu meselesidir. Bir milletin tarihî hafızası yalnızca kitaplarda değil; şehirlerinin, sokaklarının, okullarının ve meydanlarının adlarında da yaşar.
Ve yazının başlığını tekrar okuyalım:
Görevi bir namus borcu sayan bir Albay (Miralay) Reşat Çiğiltepe ve vefayı bir semt adı sanan bir millet!
Yazıklar olsun!
Arz ederim!
Osman AYDOĞAN