• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi14
Bugün Toplam126
Toplam Ziyaret3859961

Gaz sancısı


Gaz sancısı


11 Ocak 2025

MHP liderinin 2024 yılı Kasım ayındaki çağrısı üzerine bir kısım DEM milletvekili PKK’nın başı ile görüştükten sonra meclisteki siyasi parti liderleriyle bir dizi görüşmeler yapıyor. Ancak bu görüşmeler olağan partiler arası görüşmeleri aşan ve gözlerden kaçan bazı ilginç siyasi noktaları bulunuyor.

Bu görüşmelerde gözlerden kaçan bazı ilginç noktalar:

Birincisi: Bu görüşmelerin planlayıcısının AKP olduğunu görmemek safdillik oluyor.

İkincisi: Bu görüşmelerin arka planında Suriye’deki gelişmeler olduğu, Suriye’de olanlar ve muhtemel olacaklar olduğu, Suriye'deki PKK’nın uzantısı olan SDG-PYD-YPG yapılanmasının Türkiye tarafından tanınması amacını güttüğü değerlendiriliyor.

Üçüncüsü: PKK’nın başı ile görüşecek kişilerin siyasi kimlikler dışında kişiler olması gerekiyordu. DEM milletvekilleri PKK’nın başı ile görüşerek DEM’e, PKK’nın uzantısı suçlamasına haklılık kazandırıyor.

Dördüncüsü: Meclisteki diğer parti başkanları DEM Başkanı ile tabii ki görüşebilirler. Bu demokratik olgunluğun bir gereğidir. Ancak bu görüşmelerde bu böyle yapılmıyor. Meclisteki diğer parti başkanları, PKK’nın başı ile görüşen bu DEM milletvekilleriyle görüşerek aslında PKK’nın başı ile muhatap olmuş oluyorlar. Bu şekilde PKK’nın başına siyasi bir kabul imkânı veriyorlar.

Beşincisi: CHP Başkanı da PKK’nın başı ile görüşen bu DEM milletvekilleriyle görüşmesiyle aslında CHP, PKK’nın başı ile muhatap olmuş oluyor. Bu görüşme ile ayrıca söz ve eylemleriyle CHP, AKP’nin bu projesine figüran olarak destek vermiş oluyor.

Altıncısı: AKP Başkanı, bilinçli bir şekilde PKK’nın başı ile görüşen bu vekillerle görüşmüyor. Sanki bütün bu süreçte AKP devre dışı gibi gözüküyor. Burada; sözde süreç başarılı olur da puan getirirse ‘’biz yaptık’’, başarısız olur da puan götürürse ‘’onlar yaptı’’ kurnazlığı bulunuyor.

Yedincisi: Taraftarlar süreci şeffaf yürüteceğiz deselerse de süreç şeffaf olarak yürümüyor, taraflar, sorunu mecliste görüşeceğiz diyorlar ancak mecliste neyi görüşeceklerini söylemiyorlar. Mecliste görüşülecek olan konunun, anayasa değişikliği olduğu değerlendiriliyor. Anayasanın değiştirilmesi istenen konuların ise anayasanın ilk dört maddesinde yer alan ve değiştirilemez olan ulus devlet ve Türkçenin resmi dil olması hükümleri, Anayasa’nın “eğitimde Türkçe dışında başka bir dil anadil olarak okutulamaz” hükmünü içeren 42. maddesi ile Anayasa’nın yurttaşlık tanımının yapıldığı 66. maddenin deriştirilmek istenildiği değerlendiriliyor.

Sekizincisi: Bu sürecin demokratikleşme için değil, ülkede gündem olan ekonomik ve siyasi  darboğazdan kamuoyunu uzaklaştırmak, AKP Başkanını bir kez daha cumhurbaşkanı seçtirmek için gereken anayasa değişikliği ve Suriye’deki son gelişmelerle ilgili olduğu gözüküyor. Son 22 yıllık deneyim, AKP ve MHP ortaklığından samimi bir demokratikleşme hareketinin ve doğru bir dış politika uygulamasının beklenmemesi gerektiğini defalarca öğretiyor. Öküzün altında buzağı beklemek belki daha makûl gözüküyor.

Dokuzuncusu: 22 yıllık bunca deneyime ve birinci açılım fiyaskosuna rağmen DEM’in ve meclisteki diğer siyasi partilerin, AKP’nin bu projesinde figüran olarak rol almaları, tarihten ve AKP’den hiç de ders almadıklarını gösteriyor.

Onuncusu: DEM milletvekillerinin tehditkâr dil kullanmaları bu sözde süreci daha başında baltalıyor. 

On birincisi: Bu sürece bir ad verilmiyor. Çünkü sürece ne ad verilirse verilsin sorunlu gözüküyor. Çünkü dünyada devlet olan bir devletin, bir terör örgütünü muhatap aldığının örneği bulunmuyor.

Sürece bir ad verilmemesi bana şu fıkrayı çağrıştırıyor:

Adamın biri Arap ülkelerinden birisine çalışmaya gidiyor. Aradan yıllar geçtikten sonra köyüne dönüyor. Köylüleri hoş geldin demek için evine geliyor. Hoş beşten, sohbetten sonra köylünün biri bu adama soruyor: ‘’Araplar düveye ne derler?’’ Bizimki düvenin Arapça adını bilemeyince, bir süre düşünüyor sonra şöyle cevap veriyor: ‘’Araplar düveye ad vermiyorlar, büyümesini bekliyorlar, düve büyüyüp doğum yapınca ’inek’ diyorlar.’’

Sanırım bu sürecin planlayıcıları da muhtemel ki süreç sona erip doğum yapınca doğacak ucubenin şekline göre sürecin adını koymayı planlıyor.

Sonuç

Adı konmamış bu sürecin; AKP Başkanını bir kez daha cumhurbaşkanı seçtirmek ve ülkedeki üniter yapıyı bertaraf edip yerine federatif bir tapı koymak için gereken anayasa değişikliğini ve Suriye’de PKK’nın uzantısı olan SDG-PYD-YPG yapılanmasının Türkiye tarafından tanınmasını amaçlayan, ancak bunların gerçekleşmesi mümkün olamayacağı için ülkenin gerçek sorunlarını, toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlarını perdeleyen, bu sorunların konuşulmasını engelleyen, toplumu ve TBMM’ni oyalamaktan başka hiçbir etkisi olmayan ancak toplumsal kutuplaşmayı daha da artıracak olan bir ’’gaz sancısı’’ olduğu değerlendiriliyor. 


Doğu siyaset tarzında siyasi iktidarlar, ‘’gaz sancıları’’nı, bazen ‘’tarihi dönüm noktası’’ diye topluma pazarlıyor. Toplumun sancı diye kıvrandığı şeylerin çoğu da aslında iktidarın pompaladığı gazlardan ibaret oluyor.
 
Bir at, tay doğuruyor ancak gıkı çıkmıyor, ev sahibinin bile haberi olmuyor. Ancak bir tavuk bir yumurta yumurtluyor, bütün mahalleyi ayağa kaldırıyor.

Her doğum sancılı oluyor. Sancının sonundaki doğum ise güzel bir şey, güzel bir olay oluyor. Ancak sancıların en kötüsü de ‘’gaz sancısı’’ oluyor.

Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz