• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam850
Toplam Ziyaret4050929

Frédéric Bastiat


Frédéric Bastiat

23 Mart 2025

Aslında toplum olarak henüz ‘’hukuk’’un ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Çünkü nesnel, analitik, olgusal ve kavramsal olarak düşünmüyoruz. El alem 750.000 sözcükle düşünürken bizler 30.000 sözcükle düşünmeye çalışıyoruz. Henüz nesneler, fiiller ve failler arasındaki ilişkiyi dahi kuramamışken olgular ve kavramlar arasındaki ilişkiyi hiç kuramıyoruz. Bilimin, felsefenin ve hukukun kavram yapısının köklü değişikliklere uğradığı bir dünyada, 18. yüzyıldan kalma düşünce yapısı ve gene 18. yüzyıldan kalma hukuk yöntemleriyle “hukuk’’ eylemeye çalışıyoruz. ‘’Hukukun üstünlüğü’’ ilkesinin daha ne olduğunu bilmediğimiz gibi, vazgeçtim ‘’hukuk devleti’’ ilkesine uymayı henüz ‘’kanun devleti’’ bile olamıyoruz.

Hal böyle olduğu gibi günümüzde bile hukuk üzerine Türkiye’de hukuk tartışmalarının önde gelen isimlerinden, eski Yargıtay Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk hariç hiç mi hiç kafa yormuyoruz.

Hukuk üzerine fikir üreten Aydınlanma Çağı'nın önemli isimlerinden olan İtalyan hukukçu, filozof, ekonomist ve edebiyatçı olan Cesare Beccaria’ı bu sayfamda daha önce tanıtmıştım. Bugün de Fransız klasik liberal kuramcı, politik ekonomist, Fransa Meclisi üyesi, siyasi iktisatçı, gazeteci, devlet adamı ve entelektüel bir düşünür olan Frédéric Bastiat’ı ve onun hukuk üzerine görüşlerini anlatmak istiyorum.

Frédéric Bastiat

Frédéric Bastiat, 1801 yılında Fransa’da doğuyor, 1850 yılında genç yaşta (49) veremden ölüyor. Bastiat,. Babası, Pierre Bastiat, bir tacir olarak İspanya ile ticaret yapıyor. 1846'da Paris'e taşınıyor ve İngiliz reformistlerini izleyerek ülke çapında bir serbest ticaret derneği kuruyor. Bir serbest ticaret gazetesi olan Le Libre Echange gazetesini çıkarıyor. Bastiat, eserlerini hayatının son altı yılı gibi çok kısa bir sürede veriyor. Fikirleri, kendisinden sonra gelen ekonomistler ve düşünürler tarafından geliştiriliyor. Örneğin Friedrich Hayek ve Milton Friedman gibi isimler onun düşüncesini devam ettiriyor.

Bu özelliklerine rağmen Frédéric Bastiat insanlar tarafından pek tanınmıyor, tanıyanlar da kendisini pek dillendirmiyor.

Frédéric Bastiat’ın düşünceleri

Bastiat, Klasik liberalizme önemli bir teorik katkıda bulunuyor. Bireysel özgürlüğün, doğal hakların, sınırlandırılmış devletin ve serbest ticaretin en önemli ve en özgün savunucularından birisi oluyor. Bastiat'a göre devletin yegâne görevi; bireyin hayatı, özgürlüğü ve mülkünü korumak oluyor. Bu sebeple Bastiat, devletin bireyler üzerindeki kontrolünü arttıran sosyalist politikalara karşı bir düşünce sergiliyor çünkü ona göre sosyalist kanunlar devletin korumakla yükümlü olduğu ilkeleri çiğnemesine neden olarak çelişki yaratıyor. Bastiat’a göre; korumacılık, sosyalizm ve komünizm yasal soygunun çeşitleri oluyor.

Klasik iktisadın ve Adam Smith iktisadının bir savunucusu olarak, görüşleri serbest piyasayı destekliyor ve Liberteryenizm (İnsanların, başkalarına zarar vermedikleri sürece istediklerini yapma hakkına sahip olduğu) düşünce ve Avusturya okulu için temel bir dayanak noktası oluşturuyor.

Bastiat, şu sözüyle demokrat doktrini de eleştiriyor: “Kanun koyucu, seçilmeden önce yere göğe sığdıramadığı halk tarafından bir kere seçilmeye görsün, nutuklarındaki ton derhal değişir. Bundan böyle kendisi mutlak hâkim, halk ise edilgen, miskin ve şuursuzdur.” Bastiat’a göre; seçim döneminden sonra despotizm hüküm sürüyor.

Bastiat, devleti, güvenilmez, etkisiz ve üretici güçler tarafından kolay ele geçirilebilir bir varlık olarak görüyor.

Bastiat, devlet müdahalesinin ve korumasının ekonomiye zarar verdiğini savunuyor. Ona göre; serbest ticaret refahı artırıyor, gümrük vergileri ve korumacılık topluma zarar veriyor. Devletin korumacılığı konusunda, korumacılığı, güneşe karşı giriştikleri rekabette devlet müdahalesi talep eden mum üreticileri benzetmesi yaparak yeriyor. Bastiat, korumacılığa karşı çıkmak için hükûmete 1845 yılında “mumcular dilekçesini yazıyor. Bu dilekçede özetle mum ve fener üreticileri adına Fransız parlamentosundan haksız rekabet yaratan yabancı bir rakibe karşı korumacı yasalar çıkarılmasını rica ediyor. Bastiat’ın dilekçesinde bahsettiği bu yabancı rakip de ‘’güneş’’ oluyor.

Bastiat’ın dilekçesinde özetle şu sözler yer alıyor: “Sizlerden bize öyle bir iyilikte bulunmanızı bekliyoruz ki, tüm pencerelerin, çatı havalandırmalarının, çatı pencerelerinin, iç ve dış tüm panjurların, perdelerin, kanatlı pencerelerin, hedef tahtalarının, sönmüş lambaların ve de jaluzilerin -kısacası tüm açıkların, deliklerin, yarıkların ve ince çatlakların yasaklanmasını sağlayacak bir yasa çıkarasınız. O deliklerden masum sanayicilerimiz aleyhine güneş ışığı içeri asla sızamasın. O sanayiler ki, gururla söylüyoruz, onlarla biz donattık ülkeyi. O ülke ki, nankörlüğe bel bağlayıp da, bu eşitsiz rekabetin insafına bugün terk edemez bizi.”

Bastiat, ekonomik olayların sadece görünen etkilerine değil, görünmeyen sonuçlarına da bakılması gerektiğini söylüyor. Örneğin: Bir pencerenin kırılması camcıya iş sağlıyor (görünen), ancak o paranın başka bir üretken alanda kullanılma fırsatı kayboluyor (görünmeyen).

Bastiat, devletin, bireylerin haklarını korumak dışında genişlemesini eleştiriyor. Ona göre devlet: Zorla alınan vergilerle kaynakları yeniden dağıtıyor. Bu da “yasal yağma”ya yol açıyor.

Bastiat, bireyin ekonomik ve sosyal özgürlüğünü temel değer olarak görüyor.
Ona göre devletin görevi; hayat, özgürlük ve mülkiyet haklarını korumak oluyor.

Bastiat’a göre hukuk, meşru savunma hakkının kolektif organizasyonu oluyor. Bu meşru savunma hakkı da doğa durumundan gelen yaşam, kişi hürriyeti ve mülkiyet hakkını korumaya yönelik oluyor. Bastiat’a göre hukuk adalettir ve görevi yalnızca kişi özgürlüğünü, mülkiyeti ve güvenliği korumaktır. Hukuk; hayırseverliği, kardeşliği, eğitimi, sanayiyi veya dini zorla düzenlemeye kalktığında kendi amacından sapar ve adalet olmaktan çıkar. Burada Bastiat’ın asıl vurgusu, hukukun “adalet” ile sınırlı kalması gerektiği ve diğer ahlaki/sosyal hedeflerin hukuka yüklendiğinde sınırlarının belirsizleşeceği oluyor.

Bastiat’a göre, güç kullanma yoluyla insanlara işgücünün istihdamını, eğitimin konu ve yönetimini veya dinsel bir inanç ve itikadı zorla dayatmaya kalktığı andan itibaren hukuk, müdahaleci bir eyleme dönüşüyor. Bu şekilde artık düşünme melekesini kullanma zorunluluğu da kalmadığından halk, beşerî özelliklerini, kişiliğini ve mülkiyetini de yitiriyor.

Bastiat’a göre, hukukun; bilincimize, fikirlerimize, tercihlerimize, eğitimimize, işimize, ticaretimize, yeteneklerimize karışmak ve düzenlemek gibi bir fonksiyonu bulunmuyor. Hukukun görevi, bu hakların özgürce kullanımı sağlamak ve herhangi bir kişinin, başka kişilerin bu hakları özgürce kullanımına müdahale etmesini engellemek oluyor.

Bastiat, istikrarlı bir hükümeti, organize gücünü sadece adaletsizliği önlemeye yönelten hükümet olarak tanımlayıp, böyle bir rejimde hiçbir devrim, isyan ve başkaldırı olmayacağını iddia ediyor.

Frédéric Bastiat’ın bazı sözleri:

“Hukuk adalettir.” (La loi, c’est la justice.)


“Hukuk, bazı kişilerden alıp başkalarına vermek için kullanıldığında artık adalet olmaktan çıkar.”

“Hukuk hayırseverliği, kardeşliği, eğitimi, sanayiyi ve dini zorla düzenlemeye kalktığında kendi amacını kaybeder.”

“En acil gereklilik devletin öğretmenlik yapması değil, eğitime izin vermesidir. Bütün tekeller tiksindiricidir ama en kötüsü eğitimin tekelleşmesidir.”

“Sevgili halkım, sizler devlet tarafından soyuluyorsunuz. Bu şekilde ifade etmek kaba olabilir, fakat en azından yeterince açıktır.”

“Hayat, hürriyet ve mülkiyet, insanlar kanunlar yaptığı için var olmamışlardır. Aksine, hayat, hürriyet ve mülkiyet daha önceden var olmuşlardır; bunlar insanların kanunlar yapmasına neden olmuştur.”

“Sayın demokratlarımıza göre halkın şaşmaz içgüdüsel bir zekâsı vardır, en ince algılama yeteneği ile donatılmıştır. Toplum iradesi daima haklıdır; genel irade hata yapmaz.”

“Bir toplumda yağma yaşam biçimi haline gelirse, insanlar bunu yasallaştıran bir sistem kurar.”

“Devlet, herkesin başkalarının sırtından geçinmeye çalıştığı büyük bir kurgudur.”

“Kötü ekonomist görünenle yetinir; iyi ekonomist görünmeyeni de hesaba katar.”

“Hukuk, adaletin örgütlenmiş biçimidir.”

" Hukuk, bireyin meşru haklarının kollektif organizasyonudur." 

"Bir toplum ahlak ve hukuk içinde olmadığı zaman, vatandaşlar kendilerini bir çıkmaz içinde bulurlar. İnsanlar ya ahlaki değer yargılarını veya hukuka olan saygılarını yitirirler."

"Vergi, yasal zemine oturtulmuş soygundur,"

''Herkes devletten geçinmek ister fakat unuturlar ki devlet herkesten geçinmektedir.''

‘’Toplumsal sorunun çözümü özgürlüktedir.’’

"Hukuk birilerinden alıp başkalarına verdiği zaman adaleti, eşitliği sağlamış olmaz, aksine yasal gaspın aracı haline gelmiş olur."

"Hukukun amacı, adaletin hükmetmesini sağlamaktan ziyade adaletsizliğin hükmetmesini engellemektir."

"Yağmacılık bir toplumdaki bir grup insan için bir yaşam biçimi haline geldiğinde; zamanla yağmayı yasal hale getiren bir hukuk sistemi ile yağmayı yücelten ahlak kuralları yaratırlar."

" ‘Aramızda hiç parası olmayan insanlar var’ deyip hemen hukuka yönelirsiniz. Oysa hukuk herkese memesinden süt veren sağmal bir inek değildir. Hukuk, ancak bazılarından alıp başkalarına verdiği takdirde gelir eşitliği sağlayan bir araç haline getirilir ki bu haliyle o, artık bir yasal soygun (legal plunder) cihazına dönüşmüştür. Bu tespiti aklımızdan çıkarmadığımız sürece koruyucu gümrük, sübvansiyon, kâr güvencesi, refah ve yoksullara yardım programları, kamu eğitimi, artan oranlı vergiler, faizsiz krediler gibi kamu girişimlerinin birer organize edilmiş adaletsizlik yani yasal soygun türleri olduğunu anlamakta gecikmeyiz.’’

Hukuk

Bastiat, ekonomist olmasına rağmen liberalizme asıl katkısı ‘’La Loi’’ (The Law) (Hukuk) (Liberus Yay. 2021) eseri ile oluyor. Bastiat’in ‘’Hukuk’’ adlı eseri liberal iktisatçıların başucu kaynaklarından birisi haline geliyor. Bastiat, bu eserinde en çok, hukukun başkalarının mülkünü "yağmalamak" yerine özel mülkiyet gibi hakları koruması gerektiğini savunuyor. Bastiat, bu eserinde hukuku; ‘’hukuk, bireyin meşru haklarının kollektif organizasyonudur" diye tanımlıyor. Bastiat, bu eserinde yasayı, ‘’adalet’’ olarak tanımlıyor: ‘’Yasa, adalettir.’’

Bastiat, bu eserinde; tüm totaliter ve baskıcı rejimler tarafından yozlaştırılan hukuku, hukukun siyasi amaçlara alet olmasını, kanunların, soygunları yasal hale getirdiğini, devlet okullarının, asgari ücretin, faizsiz kredinin, yoksullara yardımın, gümrük vergilerinin yasal yağmanın bir aracı hali haline geldiğini, serbest piyasa ekonomisinin, bireysel hak ve özgürlükler ile anayasal hukukun önemini örnekleriyle anlatıyor. Bastiat, bu eserinde "yasal yağma" (legal plunder) kavramını açıklıyor. Bastiat, bu kitapta vergilerin hırsızlık olduğunu ve hukuku sağlaması gereken devletin, vergi alarak hukuksuzluğun kaynağı haline geldiğini iddia ediyor. Bastiat’a göre göre tek suç hırsızlıktır. Zira cinayet bile birinin canını çalmak anlamına geliyor.

Frédéric Bastiat, ‘’Hukuk’’ adlı eserinde şu görüşlere yer veriyor:

Bastiat’a göre hukuk: İnsanların doğal haklarını korumak için bulunuyor. Bu haklar: Yaşam, özgürlük ve mülkiyet oluyor. Bastiat’a göre hukuk, bireyi korumalı ancak onu yönlendirmeye ya da zorlamaya çalışmaması gerekiyor.


Bastiat’a göre devlet, hukuku kullanarak bazı insanlardan alıp başkalarına verirse bu “yasal yağma” (Legal Plunder) oluyor. Örnek olarak: Aşırı vergiler, zorla servet dağıtımı, devlet ayrıcalıkları bu kapsamda değerlendiriliyor. Bastiat’a göre bu tür uygulamalar; adaleti bozuyor ve toplumu çatışmaya sürüklüyor.  

Bastiat’a göre hukukun da sınırları olması gerekiyor. Bastiat, hukukun; insanların hayatını planlamaya kalkmaması gerektiğini savunuyor. Bastiat, devletin şu alanlara müdahalesine karşı çıkıyor; zorla “iyi” yaptırmak, insanları ahlaken “düzeltmeye” çalışmak ve ekonomiyi kontrol etmek. Ona göre bu tür müdahaleler özgürlüğü yok ediyor.

Bastiat’a göre ideal devlet; sadece bireyleri korumalı, zor kullanımı engellemeli ve adaleti sağlamalıdır. Bastiat’a göre bunun dışına çıkan devlet, baskıcı hale geliyor.

Bastiat, eserinde hukukun nasıl yozlaşabileceğini de anlatıyor: İnsanlar çıkar için hukuku kullanıyor, devlet, hukuk yoluyla belirli gruplara avantaj sağlıyor ve bu da hukuku adaletten uzaklaştırıyor. Bastiat’a göre bu durumda hukuk, koruyucu değil, sömürü aracı haline geliyor.

Hukukun yozlaşması

Frédéric Bastiat, bu eserinde hukukun yozlaşmasına özel bir önem veriyor ve hukukun yozlaşması konusunda şu tespiti yapıyor:

“Hukukun yozlaşmasıyla birlikte, devletin güvenlik fonksiyonu da bozulma sürecine girmiştir. Hukuk, kendi asli amacının tam aksi bir istikamete yöneltilerek her türlü hırs ve açgözlülüğün silahı haline dönüştürülmüştür. Sonunda, suçu denetim altına alarak azaltması beklenen hukukun kendisi, cezalandırılması gereken kötülüklerin kaynağı haline gelmiştir.”

Sonuç

Frederic Bastiat’ın “Hukuk” adlı eserinde yer alan bu tespiti, 21. yüzyılın Türkiye’sinde, bir dönem Balyoz ve Ergenekon vb. davalarıyla hukukun dışına, siyasetin içine düşmüş, yasaları ve anayasayı tanımayan ve hukuku bir silah olarak kullanan yürütme erkinin emrine girmiş yargı erkinin bir vahim halini anlatıyor. Zira siyasallaşmış, yozlaşmış, iktidarın hırslarına payanda edilmiş bir yargı erkinin kaygı verici bu hali, öncelikle, devletin başta güvenlik ve adalet olmak üzere, tüm fonksiyonlarını yok ediyor ve Türkiye’nin önünde gerçek bir bekâ sorunu olarak duruyor. Çünkü ''hukuk güvenliği'' olmayan bir ülkeyi hiçbir güç bir arada tutamıyor. 


Yazımın girişinde yaptığım sitemimi anlıyorsunuz değil mi?

Arz ederim.

Osman AYDOĞAN 

 


Yorumlar - Yorum Yaz