
Kuleli Askerî Lisesi: Bir okulun ve bir geleneğin tarihi
27 Nisan 2025
21 Eylül 1845 tarihinde, Kuleli Askerî Lisesi'nin temelini oluşturacak olan “Mekteb-i Fünûn-u İdâdî” Dolmabahçe Sarayı'ndaki Çinili Köşk'te öğretime başlıyor. Askerî yükseköğretime öğrenci hazırlamak amacıyla kurulan okul, 1846-1847 öğretim yılında Maçka Kışlası'na taşınıyor. Daha sonra çeşitli adlar ve mekânlar altında eğitimini sürdüren bu okul, 1872 yılında Kuleli Kışlası'na yerleşiyor ve zamanla Kuleli Askerî Lisesi adını alıyor.
Kuleli'nin tarihi ise okulun kuruluşundan çok daha gerilere uzanıyor. Bu nedenle, 21 Eylül 1845 tarihinde başlayan eğitim geleneğine geçmeden önce, Kuleli'nin bulunduğu mekânın İstanbul'un fethinden günümüze uzanan tarihine kısaca bakmak gerekiyor.
Kuleli’nin arazisi
Kuleli'nin bulunduğu bölgenin tarihi Bizans dönemine kadar uzanıyor. Bölgeye ilişkin tarihî kaynaklarda burada Bizans döneminden kalma yapıların, bir ayazmanın ve daha sonra manastıra dönüştürüldüğü belirtilen bir yapının bulunduğu aktarılıyor. Osmanlı dönemine gelindiğinde ise bugünkü Kuleli ve çevresi, saray bahçeleri ve bostanlarıyla birlikte farklı amaçlarla kullanılan geniş bir alanın parçası hâline geliyor.
II. Bâyezid (1481-1512) ve Yavuz Sultan Selim (1512-1520) dönemlerinde bölgenin tarıma elverişli kesimlerinde saray için çeşitli sebzeler ve çiçekler yetiştiriliyor.
Kuleli Bahçesi
Yavuz Sultan Selim devrinde (1512-1520) bu manastır yeniçerilere kışla olarak veriliyor. Yine Yavuz Sultan Selim zamanında bostancılar ve bostancıbaşılar için bazı binalar yapılıyor. Buralara ‘’Bostancıbaşı Odaları’’ deniyor. Bostancıbaşının emrinde olan bu bahçenin içinde bulunan kulede görev yapanlar da bulunuyor. Bu kuleden dolayı bahçe, ‘’Kule Bahçe’’ veya ‘’Kuleli Bahçe’’ adını alıyor. Bundan dolayı da bu bölgeye ‘’Kuleli Semti’’ denmeye başlanılıyor.
Evliya Çelebi'nin aktardığına göre Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) padişah olunca bahçe içerisine yüksek bir kulesi bulunan dokuz katlı ve her katı fıskiyeli havuzlarla süslenen büyük bir kasır yaptırıyor.
III. Ahmet (1703-1730) devrinde Kule Bahçe ve etrafı ‘’has’’ olarak kendisine veriliyor. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, o sırada yıkılmış bir durumda olan eski kulenin taşlarını Kâğıthane’deki Sâdâbâd Köşkü ve bahçesinin yapımında kullanıyor. Bizans devrinden kalan kule yıktırılmıştır. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşanın damadı olan Kaymak Mustafa Paşa tarafından Kuleli Bahçe içerisine sahil kenarında bir cami yaptırıyor. Kaymak Mustafa Paşa, kayınpederinin arzusu üzerine bu cami yanına 1724 yılında bir de çeşme yaptırıyor.
Yavuz Sultan Selim zamanından kalan Bostancıbaşı Odaları, III. Selim (1789-1807) döneminde de kullanılıyor ve bölgede bir de yeni kasır yaptırılıyor.
Yeni ordu için yapılan kışlalar
II. Mahmut (1808-1839), 1826 yılında Yeniçeri Ocağını kaldırarak yerine 7 Temmuz 1826 tarihinde ‘’Asâkir-i Mansure-i Muhammediye’’ adlı yeni bir ordu kuruyor. Bu ordunun komutanlığına da Ağa Hüseyin Paşa tayin ediliyor. Bu girişim de yeni kışlaların kurulması ihtiyacını ortaya çıkarıyor. Anadolu yakasında Selimiye Kışlası bulunuyor ancak Avrupa yakasında yeterli askerî kışla bulunmuyor. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla Ağa Hüseyin Paşa tarafından İstanbul Avrupa yakasında Davutpaşa, Rami ve Münzevi kışlaları yapılıyor. Yine Avrupa yakasında bu üç kışlaya eşit uzaklıkta bulunan Maltepe Köyü bölgesine de bir hastane inşa ediliyor. İlk süvari birlikleri için Davutpaşa Kışlası kullanılıyor. Bu kışlaya ilave olarak da süvariler için Anadolu yakasında Çengelköy’de Kuleli Semtinde bir kışla yapılıyor.
Aslında bu kışlalar yalnızca yeni kurulan ordunun barınma ihtiyacını karşılayan yapılar değildir. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla başlayan askerî dönüşüm, Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyıldaki merkezileşme ve modernleşme çabasının da önemli bir parçasını oluşturuyor. Yeni ordu; yeni bir teşkilatı, yeni bir eğitim anlayışını ve bunlara uygun yeni kurumları gerektiriyor. Kuleli'nin tarih sahnesine çıkışı da işte bu büyük dönüşümün içinde gerçekleşiyor.
Kuleli Kışlası
II. Mahmut'un emriyle Kule Bahçe çevresindeki bazı araziler de satın alınarak alan genişletiliyor ve 1828 yılında Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye'nin süvari birlikleri için burada bir kışla yaptırılıyor. Kaynaklarda ilk kışlanın yapı malzemesi konusunda farklı bilgiler bulunmakla birlikte, Kuleli'nin askerî yapı olarak tarihi bu kışlayla başlıyor. Kışlanın iki yanında bulunan kuleler, zamanla yapının ve bulunduğu bölgenin adıyla özdeşleşiyor.
Kuleli Kışlası, 1837 yılında karantina binasına dönüştürülünceye kadar süvari birlikleri tarafından kullanılıyor.
Karantina yılları
XIX. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı topraklarını da etkileyen kolera salgını nedeniyle Kuleli Kışlası boşaltılıyor ve 1837-1842 yılları arasında karantina binası, dönemin ifadesiyle tahaffuzhane olarak kullanılıyor.
Salgın tehlikesinin azalmasının ardından bina 1842 yılında yeniden askerî kullanıma ayrılıyor. Burada yeniden süvari birlikleri konuşlandırılıyor.
Kuleli'nin daha sonraki tarihinde de sık sık görüleceği gibi, yapının işlevi dönemin ihtiyaçlarına göre değişiyor. Kışla gerektiğinde karantina merkezine, savaş yıllarında hastaneye, daha sonra ise okula dönüşüyor. Böylece Kuleli'nin tarihi yalnız askerî eğitim tarihini değil, Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılda karşı karşıya kaldığı salgınlardan savaşlara kadar farklı toplumsal ihtiyaçlara verdiği kurumsal cevapları da yansıtıyor.
Kuleli Kışlası onarılıyor
Karantina döneminin ardından yeniden askerî kullanıma ayrılan Kuleli Kışlası, 1842 yılında kapsamlı bir onarım için boşaltılıyor. Ancak onarım sırasında 1844 yılında çıkan yangında bina büyük ölçüde tahrip oluyor. Bunun üzerine kışla, Sultan Abdülmecit döneminde 1845-1847 yılları arasında yarı ahşap, yarı kâgir olarak yeniden inşa ediliyor. Bu çalışmalar sırasında yapıya yeni bölümler de ekleniyor.
Sultan Abdülmecit, 1845 yılında Kuleli Kışlası’na bir de süvari askerlerinin eğitimi için ana binanın kuzeyinde manej binası yaptırıyor. Bu yapı daha sonraki dönemde Atatürk Spor Salonu olarak kullanılıyor.
Kırım Savaşı esnasında hastane yılları
1853 yılında başlayan Kırım Savaşı sırasında Osmanlı Devleti'nin müttefikleri olan İngiltere ve Fransa'dan İstanbul'a gelen askerlerin bir bölümü için Kuleli Kışlası hastaneye dönüştürülüyor. Kuleli Kışla ve Hastanesi, savaş boyunca müttefik askerlerin tedavisinde kullanılıyor. Tedavileri sırasında hayatını kaybeden İngiliz ve Fransız askerlerinden bir kısmı Kuleli çevresine defnediliyor; daha sonra bu mezarların bir bölümü Haydarpaşa'daki İngiliz Mezarlığı'na naklediliyor. Kuleli'de bir süre Rus savaş esirleri de tutuluyor.
Kuleli Vak’ası
Tanzimat döneminde devletin yönetim ve toplum yapısında gerçekleştirilen değişiklikler, özellikle 1856 Islahat Fermanı'nın ardından farklı çevrelerde çeşitli tepkilere yol açıyor. Bu ortamda askerî erkândan, mülkiye mensuplarından ve ulemadan bazı kişiler 1859 yılında “Fedâiler Cemiyeti” adıyla gizli bir örgüt oluşturuyor. Cemiyetin Sultan Abdülmecid yönetimine karşı olduğu ve mevcut yönetimi değiştirmeyi amaçladığı anlaşılıyor.
Gizli örgütün faaliyetlerinden haberdar olan Mirliva Hasan Paşa durumu Saray'a bildiriyor. Cemiyet üyeleri 14 Eylül 1859 tarihinde Tophane'deki Kılıç Ali Paşa Camii'nde toplantı hâlindeyken yakalanıyor ve büyük bölümü Çengelköy'deki Kuleli Kışlası'na götürülüyor. Soruşturma ve yargılamanın burada yapılması nedeniyle olay tarihe “Kuleli Vak'ası” adıyla geçiyor.
Kuleli Vak'ası, Osmanlı siyasal tarihinde Tanzimat reformlarının ve özellikle 1856 Islahat Fermanı'nın ardından ortaya çıkan muhalefet hareketleri çerçevesinde değerlendiriliyor. Bununla birlikte hareketin niteliği ve amaçları konusunda tarihçiler arasında farklı değerlendirmeler bulunuyor.
Kuleli Vak'ası, XIX. yüzyıl Osmanlı modernleşmesinin yalnızca yeni kurumların, okulların ve orduların kurulmasından ibaret olmadığını da gösteriyor. Devletin merkezileşmesi, hukuk ve yönetim anlayışındaki değişiklikler ve farklı toplumsal kesimlere tanınan yeni haklar, aynı zamanda çeşitli direnç ve muhalefet biçimleri doğuruyor. Böylece Kuleli, bu kez bir askerî yapı olarak değil, Osmanlı modernleşmesinin ortaya çıkardığı siyasal gerilimlerden birine adını veren mekân olarak tarihe geçiyor.
Kuleli kışlası yeniden yapılıyor
Kırım Savaşı'nın sona ermesinin ardından müttefik askerlerin İstanbul'dan ayrılması sırasında Kuleli Kışlası yeniden yangına uğruyor ve özellikle denize bakan cephesinde büyük tahribat meydana geliyor. Bunun üzerine Sultan Abdülaziz döneminde kışla yeniden inşa ediliyor. 1862-1863 yıllarında tamamlanan bu inşa sonucunda, sonraki yıllarda geçirdiği değişikliklere rağmen bugünkü Kuleli Kışlası'nın ana yapısını oluşturan bina ortaya çıkıyor.
Binanın denize bakan ve “Şeref Kapısı” adı verilen girişinin üzerinde Sultan Abdülaziz'in tuğrası ile 1279 (1862-1863) tarihli kitabe yer alıyor. Ta'lik hatla yazılan kitabenin hattatı Abdülfettah Efendi, tarih kıtasının sahibi ise dönemin önde gelen devlet adamlarından Keçecizâde Fuad Paşa'dır.
XIX. yüzyılda yapılan diğer Osmanlı kışlalarında olduğu gibi Kuleli Kışlası'nın da ortasında geniş bir avlu bulunuyor. Dikdörtgen planlı yapının avlusuna kemerli bir alt yapıdan giriliyor. Üst katlarda üçlü gruplar hâlinde düzenlenen dikdörtgen pencereler yer alıyor. Cephenin ortasındaki teraslı Hünkâr Kasrı ise yapının en belirgin mimari unsurlarından birini oluşturuyor.
Askerî İdadîler
Önce “idadî” kavramını açıklamak gerekiyor. Arapça “i‘dâd” (hazırlama, hazırlık) kökünden gelen idadî sözcüğü, başlangıçta öğrencileri daha yüksek dereceli okullara hazırlayan eğitim kurumları için kullanılıyor. Osmanlı eğitim sisteminin zaman içinde geçirdiği değişikliklerle idadîlerin öğretim süreleri ve programları da değişiyor. Askerî idadîlerin temel işlevi ise öğrencileri başta Mekteb-i Harbiye olmak üzere yüksek askerî öğretime hazırlamak oluyor.
XIX. yüzyılda Osmanlı ordusunun yeniden teşkilatlanması, yalnızca yeni birliklerin kurulmasını değil, bu birliklere eğitimli subay yetiştirecek modern askerî okulların oluşturulmasını da gerekli kılıyor. Mekteb-i Harbiye'nin eğitim seviyesini yükseltmek ve buraya daha iyi hazırlanmış öğrenciler göndermek amacıyla askerî hazırlık okulları geliştiriliyor. Bu süreç içinde İstanbul'da kurulan Mekteb-i Fünûn-u İdâdî, daha sonra Kuleli Askerî Lisesi'ne dönüşecek eğitim kurumunun temelini oluşturuyor.
Mekteb-i Fünûn-u İdâdî, 21 Eylül 1845 tarihinde Dolmabahçe'deki Çinili Köşk'te öğretime başlıyor. Mekteb-i Harbiye ile birlikte 1845-1846 öğretim yılını burada tamamlıyor. Maçka Kışlası'ndaki binanın onarımının tamamlanmasının ardından Sultan Abdülmecid'in de katıldığı bir törenle 10 Ekim 1846 tarihinde yeni binanın açılışı gerçekleştiriliyor; Mekteb-i Fünûn-u İdâdî de birkaç gün sonra Maçka Kışlası'na taşınıyor.
İşte 21 Eylül 1845 tarihinde öğretime başlayan bu okul, çeşitli adlar ve mekânlar altında geçirdiği değişimlerin ardından Kuleli Askerî Lisesi'ne dönüşecek eğitim geleneğinin başlangıcını oluşturuyor.
Sultan Abdülmecid'in 1846 yılındaki açılış töreninde öğretmenlere ve öğrencilere hitaben yaptığı konuşma, yeni askerî eğitim anlayışının amacını da ortaya koyuyor. Padişah, öğretmenlerden millet için faydalı insanlar yetiştirmelerini, öğrencilerden ise geleceğin bilgili subayları olabilmek için gayretle çalışmalarını istiyor. Böylece Kuleli'ye uzanacak eğitim geleneğinin daha başlangıcında yalnız askerî disiplinin değil, bilgi ve eğitimin de subay yetiştirmenin temel unsurları arasında görüldüğü anlaşılıyor.
1868 yılında İstanbul’da mevcut askerî İdadîlerin (liselerin) birleştirilmesi kararı alınıyor. Bu tarihte, dört askeri İdadî “Umum Mekteb-i İdadî Şahane” adı altında birleştirilerek Galatasaray Kışlası’na naklediliyor.
Kuleli İdadîsi
Askerî idadîlerin birleştirilmesinden beklenen sonucun alınamaması üzerine okulların yeniden ayrı ayrı öğretime devam etmelerine karar veriliyor. Bunun ardından Mekteb-i Fünûn-u İdâdî 1872 yılında Çengelköy'deki Kuleli Kışlası'na taşınıyor ve askerî idadî olarak eğitimini burada sürdürmeye başlıyor.
Böylece Kuleli'nin tarihinde yeni bir dönem açılıyor. 1828'den beri kışla, karantina merkezi ve hastane gibi farklı amaçlarla kullanılan yapı, 1872 yılından itibaren artık kalıcı biçimde askerî eğitimle özdeşleşmeye başlıyor. Kuleli adı da zaman içinde yalnız bir yapıyı veya semti değil, burada oluşan askerî eğitim geleneğini ifade eder hâle geliyor.
Kuleli Kışlası tekrar hastane oluyor
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması üzerine Kuleli Kışlası bir kez daha hastaneye dönüştürülüyor. Bunun üzerine burada öğrenim gören askerî idadîler Pangaltı'daki Mekteb-i Harbiye binasına taşınıyor. Savaşın sona ermesinin ardından Harbiye İdadîsi ile Tıbbiye İdadîsi 1879 yılında yeniden Kuleli Kışlası'na dönüyor. 1879-1880 yıllarında Deniz İdadîsi de bir süre Kuleli'de eğitim görüyor.
Zamanla öğrenci sayısının artması ve Kuleli Kışlası'nın Harbiye ve Tıbbiye idadîlerinin her ikisine birden yetersiz kalması üzerine II. Abdülhamid'in emriyle Tıbbiye İdadîsi 1901 yılında Haydarpaşa'ya naklediliyor. Böylece Kuleli'de askerî idadî eğitimi devam ediyor. Artan ihtiyaçlar nedeniyle sonraki yıllarda Kuleli yerleşkesine yeni yapılar da ekleniyor; 1909 yılında kışlanın Vaniköy tarafına ek bir bina yapılıyor.
Balkan Harbi yılları ve yeniden hastane
1912-1913 Balkan Harbi sırasında Kuleli Kışlası bir kez daha hastaneye dönüştürülüyor. Bunun üzerine öğrencilerin bir kısmı Kandilli'deki Adile Sultan Sarayı'na, bir kısmı ise Beylerbeyi Sarayı'nın yanındaki binalara naklediliyor. Savaşın sona ermesinin ardından okul 1913 yılı sonunda yeniden Kuleli'deki binasına dönüyor.
Mondros Mütarekesi ve İstanbul'un işgali yılları
Mondros Mütarekesi'nin ardından İstanbul fiilen İtilaf Devletlerinin denetimi altına giriyor; 16 Mart 1920 tarihinde ise şehir resmen işgal ediliyor. İngilizlerin Kuleli Kışlası'nı depo ve transit ambarı olarak kullanmak istemeleri üzerine okul Temmuz 1920'de binayı boşaltmak zorunda kalıyor.
Kuleli Kışlası daha sonra İngiliz işgal makamları tarafından Ermeni yetim ve göçmenlerine tahsis ediliyor ve bir süre Ermeni yetimhanesi ve göçmen barınağı olarak kullanılıyor. Böylece Kuleli'nin askerî eğitim işlevi geçici olarak kendi binasından çıkarılmış oluyor.
Kuleli'den ayrılmak zorunda kalan öğrenciler önce Kâğıthane'de Sünnet Köprüsü yakınında çadırlardan oluşan bir ordugâha yerleştiriliyor. Yaklaşık bir ay sonra Maçka'daki karakol binasına, 26 Aralık 1920 tarihinde ise Beylerbeyi Sarayı yakınındaki eski Jandarma Okulu'na naklediliyor. Böylece Kuleli, kendi binasından uzak kalmasına rağmen Millî Mücadele'nin sonuna kadar eğitim faaliyetlerini farklı mekânlarda sürdürmeye çalışıyor.
Kuleli'nin kendi binasından uzak kaldığı bu yıllarda eğitim geleneği bütünüyle kesilmiyor. Nitekim günümüze ulaşan “1921-1923 Kuleli İdadisi Künye ve Mecazahat Defteri”, Millî Mücadele'nin bütün güçlüklerine rağmen okula öğrenci kaydının ve eğitim faaliyetlerinin devam ettiğini gösteriyor. Defterde öğrencilerin kimlik ve memleket bilgilerinin yanı sıra gördükleri dersler, aldıkları ödül ve cezalar gibi ayrıntılar da yer alıyor. Kuleli böylece, binasını kaybettiği bir dönemde bile kurum olarak varlığını sürdürmeye çalışıyor.
Bu dönemde bazı Kuleli öğrencileri ise Anadolu'ya geçerek Millî Mücadele'ye katılıyor; bir bölümü silah ve cephane nakliyesinde görev alıyor. Böylece Millî Mücadele yılları, Kuleli'nin yalnız eğitim tarihinin değil, öğrencilerinin kişisel hayatlarının da önemli bir kırılma noktası oluyor.
Millî Mücadele'nin zaferle sonuçlanması ve Lozan Barış Antlaşması'nın ardından İtilaf kuvvetlerinin İstanbul'u tahliye etmesiyle Kuleli Kışlası da yeniden Türk makamlarına teslim ediliyor. Kuleli Askerî İdadîsi, yaklaşık üç yıllık ayrılığın ardından 6 Ekim 1923 tarihinde yeniden kendi binasına dönüyor.
Kuleli'nin 1920-1923 yılları arasındaki serüveni, bir eğitim kurumuyla onun binasının aynı şey olmadığını da gösteriyor. Okul kendi binasından çıkarılıyor; öğrenciler çadırlara, başka kışlalara ve başka okul binalarına taşınıyor. Fakat eğitim geleneği kesintiye uğrasa da bütünüyle ortadan kalkmıyor. Çünkü bir kurumu yaşatan yalnızca duvarları değil; öğrencileri, öğretmenleri, gelenekleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan hafızası oluyor.
Kuleli Askerî Lisesi
Cumhuriyet'in ilanından kısa bir süre sonra, 1924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu'nun ardından Kuleli, Millî Eğitim Bakanlığına bağlanarak sivil liseye dönüştürülüyor ve okulun adı “Kuleli Lisesi” oluyor. Ancak bu uygulama uzun sürmüyor. 1923-1924 öğretim yılı sonunda okul yeniden askerî yönetime devrediliyor; 1925 yılında ise “Kuleli Askerî Lisesi” adını alıyor.
Böylece Osmanlı döneminde askerî idadî olarak başlayan kurum, Cumhuriyet döneminde de askerî lise kimliğiyle eğitim faaliyetini sürdürüyor.
İkinci Dünya Savaşı’nda Kuleli Askerî Lisesi
İkinci Dünya Savaşı'nın Türkiye'nin yakın çevresine kadar yayılması ve 1941 yılı baharında Balkanlar'daki askerî gelişmelerin İstanbul açısından oluşturduğu risk üzerine, daha önceden hazırlanan seferberlik planı uygulanıyor. Kuleli Askerî Lisesi Mayıs 1941'de Konya'ya naklediliyor. Okulun İstanbul'daki binası ise savaş yıllarında 1000 yataklı askerî hastane ile Boğaz Nakliyat Komutanlığının kullanımına veriliyor.
Kuleli'nin Konya yılları da okulun tarihinde daha önce yaşananlara benzer bir dönemi oluşturuyor. Öğrenciler Konya'da farklı binalara yerleştiriliyor ve eğitim altı yıl boyunca burada sürdürülüyor. Böylece Kuleli, 1920'lerde işgal nedeniyle yaşadığı mekânsal kopuşun bir benzerini bu kez İkinci Dünya Savaşı'nın oluşturduğu güvenlik şartları nedeniyle yaşıyor. Bir kez daha okulun binası değişiyor; fakat kurum ve eğitim geleneği yaşamaya devam ediyor.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kuleli Askerî Lisesi
İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından Kuleli Askerî Lisesi, altı yılı aşkın bir süre eğitim yaptığı Konya'dan Ağustos 1947'de İstanbul'a dönüyor. Öğrenciler kafileler hâlinde Kuleli'ye gelerek okulun tarihî binasına yeniden yerleşiyor ve eğitim burada devam ediyor.
Ancak bu sefer yine İkinci Dünya Savaşı nedeniyle öğrenimini Akşehir’de sürdüren Maltepe Askerî Lisesi de savaşın bitiminden sonra 25-26 Ağustos 1947 tarihinde Kuleli Kışlasına taşınıyor. Kuleli Kışlasında iki ayrı okul olarak faaliyet gösteren Kuleli Askerî Lisesi ve Maltepe Askerî Lisesi, 1950 yılında birleştiriliyor.
Maltepe Askerî Lisesi
Bu noktada Maltepe Askerî Lisesi tarihine de kısaca yer verilmesi gerekiyor.
Maltepe Askerî Lisesi'nin geçmişi de II. Mahmut dönemindeki askerî yeniden yapılanmaya kadar uzanıyor. Yeni ordunun ihtiyaçları doğrultusunda İstanbul'da inşa edilen askerî yapılardan biri olan Maltepe Hastanesi 1827 yılında tamamlanıyor ve uzun yıllar askerî hastane olarak kullanılıyor.
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından İstanbul'un işgal edilmesiyle Maltepe Hastanesi binası Fransız kuvvetleri tarafından kışla olarak kullanılıyor. İşgalin sona ermesinden sonra bina yeniden Türk makamlarına devrediliyor; ancak bu kez hastane olarak kullanılmıyor.
Maltepe'deki askerî eğitim kurumu 1920'li yıllarda askerî ilk mektep olarak faaliyete geçiyor; 1928 yılında ise askerî liseye dönüştürülerek Maltepe Askerî Lisesi kuruluyor.
İkinci Dünya Savaşı nedeniyle Kuleli Askerî Lisesi Konya’ya taşınırken, Maltepe Askerî Lisesi de Akşehir’e taşınıyor.
Maltepe Askerî Lisesi, savaşın ardından 1947 yılında Kuleli yerleşkesine taşınıyor ve Ekim 1950'de Kuleli Askerî Lisesi ile birleştiriliyor.
Maltepe Askerî Lisesi'nin yeniden açılmasına 1978 yılında karar veriliyor ve İzmir Güzelbahçe'deki yeni okul binasının inşasına 1979'da başlanıyor. Maltepe Askerî Lisesi, 21 Ekim 1983 tarihinde aynı adla yeniden eğitim-öğretime açılıyor.
Kuleli Askerî Lisesinde yapılan esaslı onarımlar ve ilave binalar
Kuleli Askerî Lisesinin yukarı okul binası 1961 yılında yıktırılarak yeniden inşa ediliyor; yeni bina 1963-1964 öğretim yılında hizmete giriyor.
1965-1969 yılları arasında esaslı bir onarım gören okulun arka tarafına, öğrencilerin koğuş ve yemekhane olarak kullandıkları bir servis binası ekleniyor.
Atletizm salonu, okul salonu gibi ek tesisler 1971-1974 yıllarında yapılıyor.
Kuleli Askerî Lisesinin kuleleri
Kuleli Askerî Lisesi, Boğaziçi'ne bakan iki kulesiyle İstanbul'un hafızasında yer etmiş yapılardan biridir. Ancak bugün Kuleli ile özdeşleşen bu kulelerin tarihi, yapının kendisi kadar karmaşıktır. XIX. yüzyıla ait gravürler, arşiv belgeleri ve sonraki dönem fotoğrafları birlikte incelendiğinde, kulelerin Kuleli'nin tarihi boyunca aynı biçimde ve kesintisiz olarak var olmadığı anlaşılıyor.
1828 yılında II. Mahmut döneminde yaptırılan ilk Kuleli Süvari Kışlasının yapı malzemesi konusunda kaynaklarda farklı bilgiler bulunuyor. Bazı kaynaklar ilk kışlanın ahşap olduğunu belirtirken, bazı kaynaklarda yapı kâgir olarak tanımlanıyor. Kulelerin ilk inşa sırasında mı, yoksa daha sonraki bir tarihte mi yapıldığı konusunda da kesin bir bilgi bulunmuyor. Bununla birlikte 1 Ocak 1839 tarihli bir keşif defterinde kışlanın deniz tarafındaki kulesinden söz edilmesi, XIX. yüzyılın ilk yarısında Kuleli'de kuleli bir yapının bulunduğunu belgeliyor.
Kuleli'nin kulelerine ilişkin en önemli görsel kaynaklardan birini İngiliz mimar ve ressam Thomas Allom'un 1837 yılında yaptığı çizim oluşturuyor. Daha sonra gravür olarak yayımlanan bu çalışmada Kuleli'deki süvari kışlası, denize bakan cephesinde üç katlı ve iki yanında kuleleri bulunan bir yapı olarak görülüyor. Böylece Allom'un gravürü, Kuleli'nin kuleli görünümünü gösteren en eski görsel kaynaklardan biri oluyor.
Ancak Allom'un gravürünü tek başına kesin bir mimari belge olarak kabul etmek mümkün görünmüyor. Aynı döneme ait başka görsel kaynaklarda Kuleli farklı biçimlerde tasvir ediliyor; 1854 tarihli bir gravürde ise yapının kuleleri görülmüyor. Buna karşılık 1839 tarihli keşif defterinde kuleden açıkça söz edilmesi, kuleli yapının yalnızca Allom'un tasvirinden ibaret olmadığını gösteriyor. Bu nedenle Kuleli'nin ilk kulelerinin tam olarak hangi tarihte yapıldığı ve biçimlerinin nasıl olduğu konusunda ihtiyatlı olmak gerekiyor.
Kuleli Kışlası, XIX. yüzyıl boyunca geçirdiği yangınlar, onarımlar ve yeniden inşalar sonucunda önemli mimari değişikliklere uğruyor. Bu değişiklikler sırasında kulelerin de yapının farklı dönemlerinde ortadan kalktığı veya değiştiği anlaşılıyor. Bu nedenle bugün gördüğümüz kuleleri 1828 yılında yapılan ilk kışlanın kulelerinin kesintisiz biçimde günümüze ulaşmış hâli olarak değerlendirmek doğru olmuyor.
Kuleli Kışlası 1960'lı yıllarda kapsamlı bir onarımdan geçiriliyor. 1965-1969 yılları arasında gerçekleştirilen bu çalışmalar sırasında, yapının bugün Kuleli ile özdeşleşen iki kulesi de yeniden inşa ediliyor. Thomas Allom'un 1837 tarihli kuleli Kuleli gravürü, yapının eski görünümünü gösteren önemli görsel kaynaklardan birini oluşturuyor. Bununla birlikte kulelerin yeniden inşasında doğrudan Allom'un gravürünün esas alındığını gösteren birincil nitelikteki restorasyon projesi veya resmî belgeye ulaşılmadan bu konuda kesin bir hüküm vermek doğru olmayacaktır.
Böylece bugün Kuleli denildiğinde ilk akla gelen iki kule, yapının yaklaşık iki yüzyıllık tarihinin tamamında aynı biçimde ve kesintisiz olarak var olmuş mimari unsurlar değildir. Yangınlar, onarımlar ve yeniden inşalar sırasında kulelerin biçimleri ve varlıkları değişiyor ve 1960'lı yıllardaki kapsamlı onarımın ardından bugünkü görünümünü kazanarak Kuleli'nin görsel kimliğinin ayrılmaz bir parçası hâline geliyor...jpg)
Thomas Allom'un 1837 tarihli Kuleli Süvari Kışlası gravürü.
Kuleli iç avlu 1933
Kuleli Askerî Lisesinin 1940 yılındaki görünümü
Kuleli Askerî Lisesinin 1965 yılından önceki hâli



Kuleli Askerî Lisesinin günümüzdeki görünümü.
Kuleli Askerî Lisesinde eğitim ve öğretim
Kuleli Askerî Lisesinde öğretim programı, Millî Eğitim Bakanlığının lise müfredatı esas alınarak yürütülüyor. Okulda 1975-1976 öğretim yılına kadar liselerin fen kolu programı uygulanıyor. Daha sonra kolej sistemine geçilerek hazırlık sınıfı ekleniyor ve üç yıl olan öğrenim süresi dört yıla çıkarılıyor. 2005-2006 öğretim yılından itibaren Millî Eğitim Bakanlığına bağlı liselerin dört yıllık öğretime geçmesine paralel olarak Kuleli'de de hazırlık sınıfı kaldırılıyor ve dört yıllık lise programı uygulanmaya başlanıyor.
Böylece 1845'te Mekteb-i Fünûn-u İdâdî ile başlayan öğrenciyi yüksek askerî öğretime hazırlama amacı, değişen program ve eğitim anlayışları içinde Cumhuriyet döneminde de devam ediyor.
Ancak Kuleli'deki eğitim, yalnızca sınıflarda okutulan derslerden ve resmî müfredattan ibaret değildir. Yatılı okul hayatı, askerî disiplin, spor, günlük çalışma düzeni, nöbetler, törenler, arkadaşlık ilişkileri ve öğrencilerin birlikte yaşama tecrübesi de eğitimin bir parçasını oluşturuyor. Dolayısıyla Kuleli'de öğrenciyi yetiştiren yalnızca ders programı değil, okulun gündelik hayatı ve yıllar içinde oluşan kurum kültürü oluyor.
Bu eğitim anlayışı yalnızca Kuleli'ye özgü değildir. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren askerî rüştiye, idadî, Harbiye ve Erkân-ı Harbiye mekteplerinden oluşan eğitim sistemi, Osmanlı subay kuşakları arasında ortak bir kurum kültürünün oluşmasına da katkıda bulunuyor. Enver Paşa, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Kâzım Karabekir ve Fevzi Çakmak gibi daha sonra farklı siyasî tercihlere ve hayat çizgilerine sahip olacak isimlerin aynı askerî eğitim sisteminin içinden yetişmiş olmaları bu bakımdan dikkat çekicidir. Farklı şehirlerdeki askerî okullarda öğrenim görseler de benzer yatılı okul hayatı, disiplin anlayışı, ders programları ve daha sonra Harbiye'de devam eden ortak eğitim ortamı, bu kuşağın paylaştığı önemli tecrübelerden birini oluşturuyor.
Kuleli Askerî Lisesinin kapatılması
15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hâl döneminde çıkarılan 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile askerî liselerin kapatılmasına karar veriliyor. Bu düzenleme kapsamında Kuleli Askerî Lisesi de 31 Temmuz 2016 tarihinde eğitim kurumu olarak faaliyetini sona erdiriyor. Böylece 1845 yılında Mekteb-i Fünûn-u İdâdî ile başlayan ve 1872 yılından itibaren Kuleli Kışlası'yla özdeşleşen askerî lise geleneği sona eriyor.
Günümüzde Kuleli yerleşkesi, Millî Savunma Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu bünyesinde Harp Okullarının hazırlık sınıfı eğitimlerinde kullanılıyor.
Kuleli'nin yetiştirdiği insan
Buraya kadar anlatılanlar Kuleli'nin kurum ve bina tarihidir. Ancak bir eğitim kurumunun gerçek tarihini yalnızca kuruluş tarihleri, binaları, yangınları, taşınmaları ve ders programlarıyla anlatmak yeterli değildir. Bir okulun asıl bıraktığı iz, orada yetişen insanların hayatlarında görülür. Bu nedenle Kuleli'nin tarihine bir de sıralarında çocukluktan gençliğe geçen öğrencilerin gözünden bakmak gerekiyor.
Kuleli Askerî Lisesi öğrencilerini yalnızca sınıflardaki öğretmenleri yetiştirmiyor. Onları, binlerce yıllık tarihî birikimiyle İstanbul da yetiştiriyor. Roma ve Doğu Roma/Bizans dönemlerinden Osmanlı'ya, oradan Cumhuriyet'e uzanan İstanbul'un tarihî ve kültürel mirası, Kuleli'de öğrenim gören öğrencilerin dünyasını çevreleyen büyük bir açık hava dersliği oluşturuyor.
Kuleli öğrencilerini yalnızca İstanbul'un tarihî birikimi değil, Boğaziçi'nin eşsiz tabiatı da yetiştiriyor. Boğaz'ın mevsimden mevsime, sabahtan geceye değişen ışığı, rengi ve manzarası; karşı kıyıları, koruları, yalıları, vapurları ve deniz trafiği, öğrencilerin günlük hayatının doğal bir parçasını oluşturuyor. Henüz çocuk denecek yaşlarda Kuleli'ye gelen öğrenciler, farkında olsalar da olmasalar da bu çevrenin kazandırdığı güzellik ve estetik duygusuyla büyüyorlar.
Geceleri Boğaz'ın karanlığında süzülen vapurlar da Kuleli'deki hayatın bir parçasıdır. Yatakhanelerin pencerelerinden görünen vapurların ışıkları, gecenin karanlığında bir kedi sessizliğiyle süzülür; sonra yavaş yavaş uzaklaşarak gözden kaybolur. Boğaz'ın karşı kıyısındaki ışıklar, denizin üzerine düşen yansımalar ve gecenin sessizliğini zaman zaman bozan vapur düdükleri, Kuleli'de geçen gecelerin hafızada kalan görüntü ve sesleri olur.
Çocukluğumdan hatırladığım, Ruhi Su'dan ve daha sonra Zülfü Livaneli'den dinlediğim “Anlı Yemen” adlı bir Rumeli türküsü vardır. Türkünün son kıtası şöyle söyleniyor:
‘’Gitme Yemen'e Yemen'e
Yemen sıcak dayanaman
Kalk borusu erken çalar
Sen küçüksün uyanaman.’’
Fakat Boğaz'ın gecesi ne kadar güzel ve sakin olursa olsun, Kuleli'de sabah hep aynı sesle başlıyor: kalk borusuyla. İşte Sabâ makamında çalan kalk borusu öğrencilere hep erken çalıyor. Küçücüktüler, uyanamazlardı. Onları, Sabâ makamında çalan kalk borusundan ziyade Boğaz'dan geçen vapurların “buuuup buuuuuup” diye öten sirenlerinin buğulu ve kalın sesleri uyandırıyor. Daha sonra bu öğrenciler büyüyorlar, kocaman kocaman subay oluyorlar; ancak kalk borusu onlara heeeep erken çalıyor. Önce anneleri, sonra da eşleri arkalarından hep bu türküyü söylüyor:
‘’Gitme Yemen'e Yemen'e
Yemen sıcak dayanaman
Kalk borusu erken çalar
Sen küçüksün uyanaman.’’
Ve onlar hep türküdeki sözleri yaşadılar.
Ve bu köklü yuvadan mezun olan öğrenciler Harbiye'ye gidiyorlar. Harbiye'den elbette birer subay olarak mezun oluyorlar; ancak hayatlarının ilerleyen yıllarında pek azı yalnızca subaylık mesleğinin sınırları içinde kalıyor. Kimisi akademisyen, profesör; kimisi tabip, profesör; kimisi üniversitede dekan, kimisi yazar, kimisi sanatçı, kimisi hukukçu, hâkim veya avukat; kimisi siyasetçi, milletvekili; kimisi iş insanı, şirket sahibi, fabrikatör veya ihracatçı; kimisi diyar diyar memleketlere koca koca Boeing'leri, Airbus'ları uçuran pilot; kimisi millî sporcu, kimisi de askerlik mesleğinde en üst rütbelere ulaşan general oluyor.
Bu çeşitlilik, Kuleli'de verilen eğitimin yalnızca bir mesleğe hazırlık olmadığını; öğrencilerin farklı yeteneklerini geliştiren geniş bir kültür ve eğitim ortamı oluşturduğunu da gösteriyor. Ancak kalk borusu onlara heeeep erken çalıyor.
Kuleli Askerî Lisesi içinde taşıdığı asaletle yeniden açılacağı günü mağrur bir gururla bekliyor.
Mehmet Âkif Ersoy, Safahat'ın altıncı kitabı Âsım'da şöyle diyor:
“Yıkmak, insanlara yapmak gibi kıymet mi verir?
Onu en çolpa herifler de, emin ol becerir.
Sâde sen gösteriver 'İşte budur kubbe' diye,
İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye.
Ama gel kaldıralım dendi mi, heyhat o zaman,
Bir Süleyman daha lâzım yeniden, bir de Sinan.”
Kuleli'nin tarihi bize bir eğitim kurumunun yalnızca binalardan ibaret olmadığını gösteriyor. Kuleli'nin binası yanıyor, yeniden yapılıyor; öğrencileri işgal yıllarında başka binalara, İkinci Dünya Savaşı sırasında Konya'ya taşınıyor. Fakat okul, bütün bu kesintiler boyunca öğrencileri, öğretmenleri, gelenekleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan hafızasıyla yaşamaya devam ediyor.
Okul bir kararname ile kapatılabilir. Gerekirse yeni bir bina birkaç yılda yapılabilir; bir okul yeniden bir kararla açılabilir. Fakat bir eğitim geleneğinin, bir kurum kültürünün ve ortak bir hafızanın oluşması nesiller sürer. Kuleli'yi Kuleli yapan da Boğaz'ın kıyısındaki o görkemli bina kadar, 171 yıllık eğitim geleneği içinde yetişen insanların bıraktığı izdir.
Bugün Kuleli'nin tarihî binası hâlâ Boğaz'ın kıyısında duruyor. Fakat artık pencerelerinden öğrencilerin sesleri duyulmuyor; sabahları kalk borusu çalmıyor. Bina yerinde, Boğaz yerinde, kuleler yerinde... Eksik olan, o binayı bir askerî okul yapan hayattır: öğrencileri, öğretmenleri, dersleri, nöbetleri, törenleri, disiplini ve kuşaktan kuşağa aktarılan gelenekleri... Geride ise yüz yetmiş yılı aşan bir askerî eğitim geleneğinin hatıraları kalıyor.
Şimdi o bina, Boğaz’ın kıyısında, geçmişin görkemli anılarına gömülmüş; dışından bakanlara kimsesiz, mağmum, mahzun ve melül görünse de, içinde taşıdığı asaletle yeniden açılacağı günü mağrur bir gururla bekliyor.
Arz ederim.
Osman AYDOĞAN
Bu yazının hazırlanmasında yararlanılan kaynaklar
A. Temel kaynaklar
1. Kurtcephe, İsrafil – Yıldız, Feridun, ‘’Kuleli Askerî Lisesi Tarihi’’, İstanbul: Kuleli Askerî Lisesi Matbaası, 1985. (Bu eser, Kuleli'nin kurumsal tarihine ilişkin önceki temel çalışmalardan biridir. Daha sonraki Kuleli tarihleri de bu çalışmadan yararlanmaktadır.)
2. Özkat, Mustafa – Akça, İzzet, ‘’Dünden Bugüne Kuleli Askerî Lisesi’’, İstanbul: Kuleli Askerî Lisesi Matbaası, 2007. (Özellikle Kuleli'nin bina tarihi, okulun taşınmaları, eğitim-öğretim faaliyetleri ve yakın dönemine ilişkin başlıca kurumsal kaynaklardan biridir.)
3. K.K.K. EDOK, ‘’Kuleli Askerî Lisesi Tarihi’’, 2009.
4. K.K.K. EDOK, ‘’Maltepe Askerî Lisesi Tarihi’’, 2009.
B. Araştırma ve incelemeler
5. Çürük, Cenap, “Kuleli Askerî Lisesi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C. XXVI, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı, 2002. (Kuleli'nin bulunduğu alanın Bizans döneminden başlayan tarihi, Kuleli Bahçesi, kışla, karantina, yangınlar, mimari özellikler ve okulun kurumsal tarihi bakımından başlıca başvuru kaynaklarından biridir.)
6. Türkmen, Zekeriya, “Süvari Kışlası'ndan Kuleli Askerî Lisesi'ne”, Antik Çağ'dan XXI. Yüzyıla Büyük İstanbul Tarihi, ed. Coşkun Yılmaz, C. IX, İstanbul, 2015, s. 243–249. (Özellikle II. Mahmut dönemindeki ilk kışla, Kuleli'nin mimari dönüşümleri, manej binası ve XIX. yüzyıldaki gelişmeler bakımından önemlidir.)
7. Mızrakçı, Muhammed, ‘’Kuleli Askerî Lisesinin Türk Eğitim Tarihindeki Yeri ve Uygulanan Eğitim Programları (İlk Yüzyıl 1845–1945)’’, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, İstanbul, 2017.
(Mekteb-i Fünûn-u İdâdî'nin kuruluşu, 21 Eylül 1845 tarihi, askerî idadîlerin gelişimi, Kuleli'nin eğitim programları ve okulun Türk askerî eğitim tarihindeki yeri bakımından yazımızdaki en önemli akademik kaynaklardan biridir.)
8. Öz, Hasan Fehmi, “Üsküdar'da Bir Askerî Okul: Kuleli Askerî Lisesi”, II. Üsküdar Sempozyumu Bildirileri, C. I, İstanbul: Üsküdar Belediyesi, 2005, s. 248 vd.
(Çalışma özellikle Osmanlı arşiv belgeleri ile Kuleli Askerî Lisesi Arşivi'ndeki defterlerden yararlanması bakımından değerlidir; Kuleli öğrencilerinin okul dışındaki gündelik hayatına ilişkin bilgiler de içerir.)
9. Erler, Mehmet Yavuz, “Payitaht (İstanbul) Askerî İdadisi'nde Öğrenciler ve Metropoldeki Eğitim Standardı (1838–1915)”, Studies of the Ottoman Domain, C. 7, S. 13, 2017, s. 75–107. (Kuleli öğrencilerinin sosyal profili, okul dışındaki hayatları ve İstanbul'un sunduğu kültürel ve toplumsal imkânlardan nasıl etkilendikleri bakımından özellikle yazının “Kuleli'nin yetiştirdiği insan” bölümünü destekleyen önemli bir çalışmadır.)
10. Gökçe, Evren, “H.1254/M.1839 Tarihli Bir Mesârifât Defterine Göre Mekteb-i Harbiye'de Askerî Öğrenciler”, Türk Askerî Eğitim ve Öğretim Tarihi Sempozyumu Bildirileri, C. II, Millî Savunma Üniversitesi, İstanbul, 2023, s. 341 vd. (Mekteb-i Harbiye'nin Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan subay yetiştirme geleneğini ortaya koyması; Enver Paşa, Mustafa Kemal Atatürk, Fevzi Çakmak, İsmet İnönü ve Kâzım Karabekir gibi isimlerin Harbiye'de eğitim görmüş olmalarını göstermesi bakımından, yazıda askerî okulların ortak eğitim ve kurum kültürüne ilişkin değerlendirmeyi destekleyen kaynaklardan biridir.)
11. Özdemir, Fatih, “Kuleli Askerî Lisesi Künye Defteri'ne Göre Millî Mücadele Dönemi'nde Okula Kayıtlı Öğrencilerin Sosyo-Demografik Panoraması (1921–1923)”, Harp Tarihi Dergisi, S. 4, 2021, s. 75–102. (Millî Mücadele yıllarında Kuleli'de eğitimin devam ettiğini, öğrenci kayıtlarını, dersleri, ödül ve cezaları doğrudan Kuleli künye defterinden inceleyen çalışmadır. )
12. İğdemir, Uluğ, ‘’Kuleli Vak'ası Hakkında Bir Araştırma’’, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1937. (1859 Kuleli Vak'ası için yazının başlıca özel kaynaklarından biridir.)
13. Üçer, Sırrı, “Kuleli Askerî Lisesi Tarihçesi”, Türk Kültürü, Yıl 6, S. 70, Ağustos 1968, s. 764–774. (Kuleli'nin eski kurumsal tarihçelerinden biridir ve sonraki çalışmalar tarafından da sıkça kullanılmaktadır.)
14. Öztürk, Cemil, “İdâdî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C. XXI, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 2000, s. 464–466. (Yazının “Askerî İdadîler” bölümünde idadî kavramının ve Osmanlı eğitim sistemi içindeki yerinin açıklanması bakımından yararlanılan temel başvuru maddesidir.)
C. Resmî ve elektronik kaynaklar
15. Millî Savunma Üniversitesi, ‘’Türk Askerî Eğitim ve Öğretim Tarihi Sempozyumu Bildirileri’’, C. II–III, İstanbul: Millî Savunma Üniversitesi, 2023. (Özellikle askerî idadîlerin kuruluşu, Mekteb-i Fünûn-u İdâdî'nin 21 Eylül 1845'te açılması, Kuleli'nin askerî eğitim sistemi içindeki yeri ve Maltepe Askerî Lisesi'nin tarihçesi bakımından kullanılmıştır. Cilt III'teki çalışma, 21 Eylül 1845 tarihini ve Mekteb-i Fünûn-u İdâdî adını açık biçimde arşiv belgelerine ve önceki Kuleli tarihlerine dayandırmaktadır.)
16. Millî Savunma Üniversitesi, “MSÜ Yabancı Diller Yüksekokulu Kuleli Yerleşkesi”. (Kuleli yerleşkesinin günümüzdeki kurumsal kullanımı için yararlanılan resmî kaynaktır. MSÜ'nün 2024–2025 Eğitim ve Öğretim Yılı Açılış Töreni'ne ilişkin kaydında, Kuleli Yerleşkesi'nde Harp Okullarının hazırlık sınıfı eğitimlerinin verildiği belirtilmektedir.)