• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam937
Toplam Ziyaret4130643

Yanlış bilgi felaket kaynağıdır! (5): Mustafa Kemal Atatürk’ün, Coco Chanel’e subay üniformalarını tasarlattığı iddiası


Yanlış bilgi felaket kaynağıdır! (5): Mustafa Kemal Atatürk’ün, Coco Chanel’e subay üniformalarını tasarlattığı iddiası

21 Mayıs 2025

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, 26 Ağustos Büyük Taarruz Haftası ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı gibi belirli gün ve ulusal bayramlarda; medyada, sosyal medyada ve internet ortamında doğruluğu araştırılmadan Mustafa Kemal Atatürk’e ait olduğu iddia edilen bazı şehir efsaneleri servis ediliyor. Bu efsanelerin doğru olmadığını her önüme geldikçe paylaşan kişilere yazıyorum ancak baş edemiyorum. Her defasında başka kanallardan yine geliyor. Tıpkı Jonathan Swift'e atfedilen ve zamanla bir deyişe dönüşen sözde olduğu gibi; ‘’Gerçek, ayakkabılarını giyene kadar yalan, dünyayı dolaşır” (A Lie can travel halfway around the world while the Truth is putting on Its shoes) Gerçekten de ben doğrusunu anlatana kadar yalan dünyayı dolaşıyor. (*)


Mustafa Kemal Atatürk’ün, Coco Chanel’e subay üniformalarını tasarlattığı iddiası

Bu efsanelerden biri de Mustafa Kemal Atatürk’ün, Fransız moda tasarımcısı ve Chanel markasının kurucusu olan Coco Chanel’e subay üniformalarını tasarlattığı iddiası oluyor.

Hatta öyle ki anlı şanlı siyasetçiler, gazeteciler, kişiler çeşitli ortamlarda gerçek olmayan bu efsaneyi sanki gerçekmiş gibi anlatıyor.

Örneğin Yılmaz Özdil. Bu efsaneyi Yılmaz Özdil de gerçekmiş gibi kullanıyor. Yılmaz Özdil, 10 Kasım 2019 tarihli Sözcü gazetesinde “O’nun bize bizim O'na saygı duruşu” başlıklı yazısında bu şehir efsanesine şöyle yer veriyor:

''Türk Silahlı Kuvvetleri’nin general ve tören üniformalarını, Fransız moda ikonu Coco Chanel’e tasarlattı. Time dergisinin “100 yılın en önemli 100 kişisi” listesine girmeyi başaran tek moda tasarımcısı Chanel... Kadınlara ilk kez pantolon giydiren, o zamana kadar matem rengi kabul edilen siyahı kadınların vazgeçilmezi hale getiren, çığır açan, sıradışı biriydi.''

Yılmaz Özdil, bu yazısında, ayrıca; ‘’Türkiye Cumhuriyeti’nin Coco Chanel’le çalışmasından yıllar sonra, 1938’te Hugo Boss, Alman ordusunun üniformalarını tasarladı’’ diye yazıyor. 

Ancak Yılmaz Özdil’in bu bilgisi de hiçbir belgeye dayanmıyor. Yılmaz Özdil, yazısında kaynak da vermiyor. Yılmaz Özdil'in bu yazısının bağlantısını yazımın sonunda veriyorum. 

Gerçeğin kendisi

Mustafa Kemal Atatürk’ün, Coco Chanel’e subay üniformalarını tasarlattığı iddiası, bugünkü tarihsel veriler ışığında doğrulanamıyor. Bu iddiayı destekleyen herhangi bir resmî belgeye veya güvenilir bir tarihsel delile de rastlanmıyor.

Ayrıca Coco Chanel’in Türkiye’ye geldiği ve Atatürk’le görüştüğü yönünde bir bilgi ya da belge de bulunmuyor. Sadece ve sadece tasarımcı Vural Gökçaylı tarafından İzzet Çapa’ya verdiği bir demeçte bu iddia dile getiriliyor ancak bu iddia belgelenmiyor. Bu iddia Nebil Özgentürk’ün “O Daima Şıktı – Gazi’nin Son Tanıkları Anlatıyor” (Bir Yudum İnsan Yayınevi kitapları, 2010) adlı kitapta yer alıyor. Kitapta Vural Gökçaylı, Atatürk’ün Coco Chanel’e sipariş belgesini gördüğünü iddia ediyor. Ancak kitapta hiçbir belge ve hiçbir delil sunulmuyor. Kitapta sadece Vural Gökçaylı’nın sözlü beyanı yer alıyor. 

Vural Gökçaylı dışında kimsenin “göremediği” sipariş belgesi “iddiası” dışında Atatürk’ün talebiyle Coco Chanel’in Türk ordusu için subay üniforması tasarladığına dair hiçbir Türkçe ve Fransızca kaynaklarda bir bilgi, bir belge ve bir delil bulunmuyor. Coco Chanel biyografilerinde de Türk ordusu için tasarım yaptığına dair bir bilgi bulunmuyor. Coco Chanel’in kapsamlı biyografilerinde Sovyetler, İngiliz aristokrasisi ve Nazi Almanyası ile ilişkilerine geniş yer verilmesine rağmen Türkiye Cumhuriyeti veya Türk ordusuna ilişkin bir kayıt bulunmuyor.

Ordu üniformalarında 1924 ve 1933 yıllarında köklü değişiklikler yapılsa da bu değişikliklerin iddia edildiği gibi Coco Chanel yoluyla olduğuna dair hiçbir belge ve bilgi bulunmuyor. 3 Nisan 1924 tarihli resmî kıyafet talimatnamesi ve 21 Aralık 1933 tarihli Ordu Kıyafet Kararnamesi incelendiğinde, tasarımların tamamen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin askerî komisyonları ve Levazım Dairesi tarafından belirlendiği açıkça görülüyor. Ayrıca ulaşılabilen hiçbir askerî ve idari kaynakta Coco Chanel adına rastlanmıyor.

Bu kararnamelerin altında Gazi Mustafa Kemal’in ve dönemin Bakanlar Kurulu'nun imzası bulunuyor. Tasarımların tamamen yerli askerî heyetler (özellikle dönemin Levazım Dairesi) tarafından, bütçe imkânları ve askerî gereksinimler doğrultusunda hazırlandığı bu resmî talimatnamelerin giriş kısmında açıkça belirtiliyor.

Ayrıca Türk askerî üniforma tarihinin gelişimini gösteren tüm çizimler, kalıplar ve numuneler MSB Harbiye Askerî Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı arşivinde bulunuyor. Harbiye Askerî Müzesi kayıtlarında ve Cumhuriyet Arşivlerinde, üniforma kalıplarının çizim müellifleri arasında hiçbir yabancı tasarımcının adı geçmiyor.

Bir süre kendisiyle beraber çalıştığım ve kendisini tanımaktan mutlu olduğum Osmanlı İmparatorluğu askerî kıyafetleri üzerine araştırmaları bulunan tarihçi Kadir Türker Geçer de bu iddianın “asılsız” olduğunu söylüyor. Tarihi, askerî üniformalarla canlandıran Cem Tanyü de bu iddiayı bir “şehir efsanesi” olarak niteliyor.


Yılmaz Özdil, bahsi geçen bu yazısında ‘’Türkiye Cumhuriyeti’nin Coco Chanel’le çalışmasından yıllar sonra, 1938’te Hugo Boss, Alman ordusunun üniformalarını tasarladı’’ diye yazsa da bu iddia da doğrulanamıyor. Kendisi de bir Nazi olan Hugo Boss, Yılmaz Özdil’in iddia ettiği gibi Naziler için üniforma tasarlamıyor; ancak, Naziler için üniforma üretimi yapıyor.

Zaten Nazi üniformalarının (SS subay elbiseleri) asıl tasarımcılarını SS subayı ve grafik sanatçısı Karl Diebitsch ile grafik piktogram tasarımcısı Walter Heck yapıyor. Hugo Boss, sadece bu tasarımların seri üretimini (dikimini) yapan yüzlerce fason üreticiden/fabrikadan biri oluyor. Dolayısıyla Özdil'in "tasarladı" iddiası Hugo Boss için de tarihsel olarak yanlış oluyor.

İşin terzilik ve mantık boyutu

Meselenin bir de tarihsel lojistik ve zanaat boyutu bulunuyor. Atatürk’ün şıklığı ve giyim vizyonu Paris’ten ithal edilmiyor. Onun gardırobunu, Ankara ve İstanbul’daki usta terziler, özellikle de Kordonciyan ailesi (Levon Kordonciyan) gibi yerli zanaatkârlar şekillendiriyor. Atatürk üniformalarını Paris'e sipariş etmiyor, Atatürk, yerli ustaların el emeğiyle giyiniyor.

Dahası, Coco Chanel kadın modasında çığır açmış bir ikon olarak biliniyor. Ancak bir orduya erkek askerî üniforması tasarlamak tamamen farklı bir uzmanlık gerektiriyor. Üniforma tasarımı; apoletlerin yerleşimi, cep fonksiyonelliği, rütbe hiyerarşisi ve mühimmat askıları gibi katı askerî kurallara bağlı bulunuyor. Kadın modasını özgürleştiren Chanel'in, ne böyle bir askerî uzmanlığı ne de kariyerinde erkek askerî konsept tasarımı yaptığına dair tek bir örnek bulunuyor.

Yanlış bilgi felaket kaynağıdır!

Atatürk’e en büyük zararı okumadan, araştırmadan, incelemeden, bilmeden, sorgulamadan duyduklarına inananlar, duyduklarını aktaranlar zarar veriyor. Bu söylentilerin Atatürk’ü efsaneleştirmek için uydurdukları bir hikâye olduğu akla geliyor.

Modern toplumlarda tarihî şahsiyetler hakkında efsanevi anlatılar oluşması olağan karşılanıyor. Özellikle güçlü kurucu liderler hakkında zamanla belgelerden değil, kulaktan kulağa aktarılan hikâyelerden beslenen bir “mitolojik hafıza” oluşabiliyor. Ancak tarihçilik ile hayranlık kültürü arasındaki sınırın da korunması gerekiyor. Bir iddianın sık tekrar edilmesi, onun tarihsel olarak doğru olduğu anlamına da gelmiyor.

Tarihî şahsiyetleri yüceltmenin yolu, onlar hakkında belgelenmemiş hikâyeler üretmekle olmuyor. Aksine, gerçek tarihî kişilikler; efsanelerle değil, doğrulanabilir bilgi ve belgelerle daha sağlam biçimde anlaşılabiliyor. Tarihçilik, hoşumuza giden anlatıları değil, doğrulanabilen gerçekleri esas almakla oluyor.

Ben bu konuda ahkâm kesen bir akademik tarihçi değilim; ancak belgenin, bilginin ve mantık süzgecinin namusuna inanan dikkatli bir araştırmacı okurum. Hata yapma ihtimalimi saklı tutuyor ve konuyu gerçek tarihçilere havale ediyorum.

Çünkü yanlış bilgi felaket kaynağıdır.

Arz ederim.

Osman AYDOĞAN

(*) Bu iddialardan ikincisini de dün mükerrer olarak paylaşmıştım: Mustafa Kemal’in Samsun’a vardığında daha karaya çıkmadan, Mustafa Kemal'i tutuklamak için gemiye çıkıp, ancak Mustafa Kemal'in karizması karşısında etkilenerek ''Emrinizdeyim Paşam'' diyen İngiliz binbaşı efsanesi. 

Bu iddialardan üçüncüsünü de bu sayfalarda daha önce yazmıştım: Fahrettin Altay Paşa, 30 Ağustos 1968 tarihinde Afyon Kocatepe’te bir konuşma yapıyor. Güya Fahrettin Altay, yaptığı bu konuşmada, 26 Ağustos 1922 tarihinde Büyük Taarruz’un başlangıcında Kocatepe’de Mustafa Kemal Atatürk ile Fevzi Çakmak arasında geçtiğini iddia ettiği konuşmada Mustafa Kemal Atatürk’ün geri çekilen Yunan kuvvetlerini hemen takip ettirmeyerek Türk ordusunu, Yunan ordusunun çekildikleri mevzilerdeki saatli bombaların patlamasından kurtardığını söylüyor. Yazımda; tabii ki bunun bir efsane olduğunu, gerçekle bir ilgisinin olmadığını belgeliyorum. 

Not: Kazım Karabekir’in kızı Hayat Karabekir Feyzioğlu, Genelkurmay Karargâhında yapılan bir anma töreninde de şöyle konuşuyor: “Babamın bir sözü vardır, sık sık tekrarlamak ihtiyacı duyarım; ‘Vatandaş! Yanlış bilgi felaket kaynağıdır. Her işin evvela hakikatini ara ve öğren! Sonra münakaşasını istediğin gibi yap! Birincisi vicdanına, ikincisi seciye ve irfanına dayanır.’ ”

Yılmaz Özdil'in yazımda bahsi geçen bu yazısının bağlantısı:
https://www.sozcu.com.tr/onun-bize-bizim-ona-saygi-durusu-wp5441506


 


Yorumlar - Yorum Yaz