
Milankoviç Döngüleri: Kozmik zaman ve insan zamanı
22 Aralık 2025
İnsan zamanı kendi ömrüyle ölçüyor. Bir gün, bir yıl, bir mevsim bize zamanın doğal ölçüleriymiş gibi geliyor. Oysa bunlar büyük ölçüde üzerinde yaşadığımız gezegenin hareketlerinden doğan ölçüler oluyor. Dünya kendi ekseni etrafında dönüyor; gün ve gece birbirini izliyor, Güneş'in çevresinde dolanıyor; mevsimler gelip geçiyor. Biz de gökyüzünün bu hareketlerini saatlere, günlere, aylara ve yıllara bölerek kendi zamanımızı kuruyoruz.
Geçen yıl “Dönence: Gökyüzünden insan ruhuna” başlıklı yazımda Dünya'nın eksen eğikliğinden, dönencelerden, gündönümlerinden ve mevsimlerin döngüsünden söz etmiş; Dünya'nın Güneş çevresindeki yıllık yolculuğunun doğada ve insan ruhunda bıraktığı izleri anlatmaya çalışmıştım. Orada zamanın bir yıllık ritmine, mevsimlerin gelip geçişine bakmıştım.
Fakat gökyüzünde insan ömrünün, hatta insanlık tarihinin ölçüleriyle kolayca kavrayamayacağımız çok daha büyük bir dönence var. Dünya yalnız Güneş'in çevresinde dönmüyor; yörüngesinin biçimi, ekseninin eğikliği ve bu eksenin uzaydaki yönelimi de binlerce, on binlerce yıl içinde yavaş yavaş değişiyor. İnsan ömrünün fark edemeyeceği kadar yavaş, fakat buzulları büyütüp küçültecek kadar güçlü bu kozmik ritimler, bizi mevsimlerin zamanından jeolojik zamanın uçsuz bucaksız ölçeğine götürüyor.
“Dönence”de gökyüzünden insan ruhuna doğru bakmıştım. Bu kez aynı gökyüzüne yeniden bakmak; fakat insan zamanından kozmik zamana doğru ilerleyerek daha büyük bir dönenceyi, Milankoviç döngülerini anlatmak istiyorum.
Bu büyük astronomik ritimlerin yeryüzündeki en çarpıcı izlerinden biri, Dünya'nın iklim tarihinde görülüyor.
Dünya tarihinde kutup bölgelerinde ve kıtalar üzerinde kalıcı büyük buz tabakalarının bulunduğu uzun jeolojik dönemlere ‘buzul çağı’ (ice age) adı veriliyor. Bu uzun dönemlerin içinde buzulların genişlediği daha soğuk ‘buzul dönemleri’ ile gerilediği daha sıcak ‘buzullar arası dönemler’ birbirini izliyor.
Yaklaşık 2,6 milyon yıl önce başlayan Kuvaterner Buzul Çağı boyunca da bu soğuk ve sıcak evreler defalarca yaşanıyor. Son buzul dönemi yaklaşık 20 bin yıl önce en geniş buz örtüsüne ulaşıyor; yaklaşık 11.700 yıl önce başlayan Holosen'le birlikte bugün içinde yaşadığımız buzullar arası döneme geçiliyor.
Ancak günümüzde yaşanan hızlı küresel ısınma, son buzul döneminden çıkışın basit bir devamı olmuyor. İnsan faaliyetleri sonucunda atmosfere salınan karbondioksit, metan ve diğer sera gazları doğal iklim değişkenliğinin üzerine güçlü bir ısınma etkisi ekliyor. Üstelik Dünya'nın bugünkü yörünge koşullarında, insan etkisi hiç olmasaydı bile yeni bir büyük buzullaşmanın önümüzdeki birkaç bin yılda başlaması beklenmiyor; bazı bilimsel çalışmalar doğal koşullarda bir sonraki buzul başlangıcını yaklaşık 50 bin yıl sonrasına yerleştiriyor. İnsan kaynaklı sera gazı birikimi ise bu tarihi daha da ileriye taşıyabiliyor.
Yani içiniz rahat olsun!
Peki buzul ve buzullar arası dönemlerin zamanlamasını belirleyen temel etkenlerden biri nedir? Bu sorunun cevabı bizi gökyüzüne ve Milankoviç döngülerine götürüyor.
Milankoviç döngüleri
Dünya'mız, Güneş'in etrafındaki elipse yakın yörüngesinde yaklaşık 4,5 milyar yıldır dolanıyor. Bu eliptik yörünge yolculuğu sırasında Dünya Güneş’e en yakın konumda 147 milyon km mesafede iken, en uzak konumunda ise 152 milyon km mesafede yer alıyor.
Dünya, yine aynı şekilde Güneş'in etrafındaki bu dolanım hareketini gerçekleştirirken, kendi ekseni etrafındaki 24 saatlik dönüşünü de sürdürüyor.
Fakat Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesinin biçimi ile dönme ekseninin eğikliği ve uzaydaki yönelimi bütünüyle değişmez kalmıyor.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Sırp bilim insanı Milutin Milankoviç, daha sonra kendi adıyla anılacak çalışmalarını geliştiriyor. Milankoviç'in büyük katkısı, Dünya'nın yörünge ve eksen hareketlerindeki uzun dönemli değişimleri matematiksel olarak hesaplayarak bunların farklı enlem ve mevsimlerde alınan Güneş enerjisini nasıl değiştirdiğini ve bu değişimlerin buzul–buzullar arası dönemlerle nasıl ilişkili olabileceğini ortaya koyması oluyor.
Dünya'nın yörüngesi ve dönme ekseni değişmez değil. Diğer gezegenlerin kütleçekim etkileriyle yörüngenin biçiminde, eksen eğikliğinde ve eksenin uzaydaki yöneliminde uzun zaman ölçeklerinde küçük değişiklikler meydana geliyor. Bu değişiklikler astronomik ölçekte küçük görünse de Dünya'ya ulaşan Güneş enerjisinin mevsimlere ve enlemlere dağılımını değiştirerek iklim sistemi üzerinde büyük sonuçlar doğurabiliyor.
İşte bu uzun dönemli astronomik değişimlere Milankoviç döngüleri adı veriliyor.
Kısaca Milankoviç döngüleri, Dünya'ya ulaşan Güneş enerjisinin enlemlere ve mevsimlere göre dağılımının uzun zaman ölçeklerinde nasıl değiştiğini ve bunun iklimi nasıl etkileyebildiğini açıklıyor.
Milankoviç kuramında iklim açısından önem taşıyan üç temel astronomik değişim öne çıkıyor.
Birinci döngü: Yörünge elipsliği (Eksantriklik)
Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesi tam bir daire değildir; dışmerkezliği zaman içinde değişiyor. Başta Jüpiter ve Satürn olmak üzere diğer gezegenlerin uzun dönemli kütleçekim etkileri nedeniyle yörünge bazen daireye biraz daha yaklaşıyor, bazen de biraz daha eliptik hâle geliyor. Eksantriklikte yaklaşık 100 bin yıllık önemli bir değişim bileşeni bulunuyor. Yörünge daha eliptik hâle geldikçe Dünya'nın yıl içinde Güneş'e olan uzaklığındaki fark da artıyor.
Yörüngenin dışmerkezliğindeki değişim, Dünya'nın aldığı yıllık ortalama Güneş enerjisini görece sınırlı ölçüde etkiliyor. İklim açısından daha önemli olan ise bu değişimin Güneş enerjisinin mevsimlere dağılımını ve presesyonun mevsimsel etkisini değiştirmesi oluyor. 
İkinci döngü: Eksen eğikliği (Obliklik)
Bu döngü 41.000 (kırk bir bin) yıl sürüyor. Dünya’nın ekseni yaklaşık 22,1°–24,5° arasında salınıyor. Eksen eğikliği arttıkça özellikle yüksek enlemlerde yazlar daha sıcak, kışlar daha soğuk oluyor. Eksen eğikliği azaldıkça da mevsimler daha ılımlı hâle geliyor. Bu döngü, özellikle yüksek enlemlerde yaz mevsiminde alınan Güneş enerjisini etkileyerek kar ve buzların yaz boyunca ne ölçüde eriyebileceği üzerinde önemli rol oynuyor.
Şu anda Dünya'nın eksen eğikliği yaklaşık 23,4° dir.
Dünya’nın değişen eksen eğikliği, gelen toplam güneş radyasyonu miktarını değiştirmiyor. Bunun yerine, güneş ışığının Dünya'ya çarptığı yerlerin coğrafi dağılımını etkiliyor.
Üçüncü döngü: Eksen salınımı (Presesyon)
Milankoviç döngüleri açısından iklimi etkileyen presesyon bileşenleri yaklaşık 19 bin ile 23 bin yıllık zaman ölçeklerinde değişiyor. Bu döngüde Dünya, bir topaç gibi yalpalayarak dönüyor. Bu durum, mevsimlerin Güneş’e en yakın (perihelion) ya da en uzak (aphelion) zamana denk gelmesini değiştiriyor. Bu döngü, hangi yarımkürenin daha sıcak yazlar yaşadığını etkiliyor.
Dünya tam bir küre değil; kutuplardan basık, ekvatordan şişkin bir şekle sahip. Güneş ve Ay'ın bu ekvatoral şişkinlik üzerindeki kütleçekim etkileri, presesyon hareketinin temel nedenini oluşturuyor.
Eğim açısına benzer şekilde, presesyon da Dünya'ya ulaşan toplam güneş radyasyonu miktarını değiştirmiyor. Ancak presesyon, mevsimlerin Dünya'nın yörüngesindeki günberi ve günöte konumlarına göre zamanlamasını değiştiriyor.
Buzullaşmanın anahtarı: Serin Kuzey yazları
Burada astronomik ve iklimsel açıdan çok kritik bir mantığı kavramamız gerekiyor: Yaygın inanışın aksine, buzul çağlarını başlatan şey çok şiddetli ve dondurucu kışlar olmuyor. Buz tabakalarının büyümesi açısından kritik koşullardan biri, Kuzey Yarımküre'deki serin yaz mevsimleri oluyor. Milankoviç kuramında özellikle yaklaşık 65° kuzey enlemindeki yaz Güneşlenmesi kritik önem taşıyor. Eksen eğikliği düşük olduğunda ve presesyon Kuzey Yarımküre yazlarını günöteye yaklaştırdığında, yüksek kuzey enlemlerindeki yaz Güneşlenmesi azalabiliyor. Uygun iklim koşullarında bu durum, kışın yağan karların yaz boyunca bütünüyle erimemesine ve zamanla buz tabakalarının büyümesine katkıda bulunabiliyor. Erimeyen karlar üst üste birikiyor ve beyaz örtü genişledikçe Güneş ışınlarını uzaya geri yansıtmaya başlıyor. Bilimde ‘’albedo etkisi’’ denilen bu durum, Dünya’nın daha da soğumasına yol açan zincirleme bir reaksiyon başlatıyor. Yaz boyunca erimeden kalan karın yıllar boyunca birikmesi, uygun astronomik ve iklimsel koşullar sürdüğünde büyük buz tabakalarının gelişmesinin ilk adımlarından birini oluşturabiliyor.
Bu üç döngü birlikte ne yapıyor?
Bu üç astronomik döngü birlikte, Dünya'ya ulaşan Güneş enerjisinin enlemlere ve mevsimlere göre dağılımını ve yıl içindeki zamanlamasını değiştiriyor. Böylece buzul ve buzullar arası dönemlerin zamanlamasını etkileyen temel dışsal mekanizmalardan birini oluşturuyor. Ancak iklim sisteminin verdiği tepki yalnızca astronomik hareketlere bağlı kalmıyor; sera gazları, buz-albedo geri beslemesi, okyanus dolaşımı ve buz tabakalarının dinamiği gibi süreçler de bu değişimleri büyütebiliyor veya zayıflatabiliyor.
Burada Milankoviç döngülerinin belki de en şaşırtıcı yanı ortaya çıkıyor. Dünya'nın kozmik hareketlerindeki bu değişimler ilk bakışta son derece küçüktür. Gezegen bir anda yörüngesinden çıkmıyor, ekseni büyük açılarla savrulmuyor. Fakat astronomik ölçekte küçük olan bir değişiklik, on binlerce yıl boyunca tekrarlandığında ve Dünya'nın iklim sistemindeki buz, okyanus ve atmosfer geri beslemeleriyle birleştiğinde kıtaların kaderini değiştirebiliyor.
Kozmostaki küçük bir geometrik değişim, yeryüzünde devasa bir tarih yaratabiliyor.
Milankoviç döngüleri ve buzul çağları
Son 2,6 milyon yıldaki buzul–buzullar arası değişimlerin zamanlaması ile Milankoviç döngüleri arasında güçlü ilişkiler görülüyor. Özellikle 100.000 (yüz bin) yıllık eksantriklik döngüsünün, geç Kuvaterner'deki buzul döngüleriyle bir ilişkisi bulunuyor.
Küresel ısınma ve Milankoviç döngüleri
Ancak günümüzdeki hızlı küresel ısınma ile Milankoviç döngüleri arasında bir ilişki bulunmuyor. Çünkü Milankoviç döngüleri anlattığım gibi çok yavaş ilerliyor (binlerce yıl). Günümüzdeki hızlı sıcaklık artışları Milankoviç döngülerinden değil, sanayi sonrası sera gazı artışından ve insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor.
Dolayısıyla Milankoviç döngüleri günümüzde gözlenen hızlı küresel ısınmanın açıklaması değildir.
Sonuç
Bu üç döngünün oluşturduğu devasa kozmik takvim, bizi bilimden felsefenin kadim bir sorusuna götürüyor: Zaman nedir ve insan bu zamanın neresindedir?
Jeolojinin bize öğrettiği en sarsıcı kavramlardan biri “derin zaman”dır. XVIII. yüzyılda James Hutton'ın çalışmalarıyla belirginleşen bu düşünce, Dünya'nın geçmişinin insanlık tarihinin ölçüleriyle kavranamayacak kadar eski olduğunu gösteriyor. Milankoviç döngülerindeki 23 bin, 41 bin ve 100 bin yıllık zaman ölçekleri de insan zihninin gündelik zaman algısını zorluyor.
Göbeklitepe'den modern uzay çağına uzanan yaklaşık 12 bin yıllık kültürel serüvenimiz bile Dünya'nın yörüngesindeki yaklaşık 100 bin yıllık döngülerden birinin yanında kısa bir zaman dilimi olarak kalıyor. Bizler evrenin merkezinde değiliz; gezegenimizin milyarlarca yıllık tarihinde, görece ılıman bir iklim aralığında ortaya çıkmış kısa ömürlü yolcularız.
Astronominin ve jeolojinin bu soğukkanlı gerçeği, insanın evrendeki yerini yeniden düşünmesine yol açıyor.
Pascal'ın insan üzerine düşüncelerini hatırlamamak mümkün değil. İnsan, evrenin büyüklüğü karşısında neredeyse hiç denecek kadar küçüktür; fakat kendi küçüklüğünün ve evrenin büyüklüğünün farkına varabilen bir varlıktır. Belki de insanın büyüklüğü, kozmik ölçekte büyük olmasında değil, kendi küçüklüğünü kavrayabilmesinde bulunuyor.
Fakat insan zihni böylesine büyük zaman ölçeklerini sezgisel olarak kavramakta zorlanıyor. Çünkü zamanı kendi ömrümüzün ölçeğiyle algılıyoruz. Yüz yılı uzun, bin yılı neredeyse sonsuz sayan zihnimiz için 23 bin, 41 bin veya 100 bin yıl çoğu zaman yalnızca rakamlardan ibaret kalıyor. Bununla ilişkili başka bir psikolojik eğilim de uzak geleceğe verdiğimiz ağırlığın azalmasıdır. Psikolojide insanların yakın zamandaki sonuçlara uzak gelecekteki sonuçlardan daha fazla ağırlık verme eğilimi ‘’zamansal iskonto’’ kavramıyla açıklanıyor. Belki de bu yüzden bir insan ömrünün birkaç on yılı bize bütün bir dünya gibi görünürken, Dünya'nın yüz bin yıllık ritimlerini ancak bilim ve matematik aracılığıyla kavrayabiliyoruz.
Melih Cevdet Anday'ın zaman üzerine söylediği bir söz, insan zihninin bu güçlüğünü edebiyatın diliyle özetliyor: ‘‘Zaman birimlerinin çoğulu doğaya, tekili bize ilişkindir.’’ Doğanın zamanı binlerce, milyonlarca yılla akarken, insanın zamanı günlerle ve yıllarla yaşanıyor.
Şimdi bu Dünya'da yüz yıl bile sürmeyen kısacık ömrümüzü, binlerce ve on binlerce yıl süren Milankoviç döngüleriyle mukayese edelim. Yeryüzündeki şu sınırlı zamanımızda büyük önem atfettiğimiz nice mesele, hırs ve kavganın bu devasa zaman ölçeği karşısında ne kadar küçüldüğünü bir düşünelim.
Doğada her tohumun filizlenme, her çiçeğin açma, her meyvenin olgunlaşma zamanı bulunuyor. Fakat ölümün insan hayatında belirlenmiş bir mevsimi yok. Ölümün yaşı da mevsimi de bulunmuyor; insan hayatının herhangi bir anına denk gelebiliyor. Üstelik yalnız bizim değil, bir gün üzerinde yaşadığımız gezegenin de ömrü sona erecek.
İnsanın zaman ve fanilikle hesaplaşması, edebiyatın da en eski meselelerinden biri oluyor. Ömer Hayyam'ın rubailerinde tekrar tekrar karşımıza çıkan bu duygu, geçmişin artık elimizde olmadığını, geleceğin ise henüz bize ait olmadığını hatırlatıyor; insanı dönüp dolaşıp içinde bulunduğu ana getiriyor.
Stoacı düşüncede insanın kendisini doğanın ve kozmosun büyük düzeni içinde görmesi önemli bir yer tutuyor. Marcus Aurelius'un dönüp duran yıldızlara bakarak varlıkların sürekli değişimini düşünmeye çağırması da bu bakışın güzel örneklerinden biridir. Aynı düşünce dünyasında güçlü bir karşılık bulan ‘memento mori’ — öleceğini hatırla — insanı ölüm korkusuna değil, hayatın sınırlılığının bilincine çağırıyor.
Batı edebiyatında Horatius aynı düşüncenin başka bir yönünü iki kelimeye sığdırıyor: “Carpe diem.” Geleceğin bize ne getireceğini bütünüyle bilemeyeceğimize göre, elimizde bulunan günü değerlendirmek...
Belki de yüz bin yıllık Milankoviç döngülerine insan ömrünün içinden baktığımızda çıkarabileceğimiz en sade ders bu oluyor.
Dünya dönüyor, ekseni yalpalıyor, yörüngesi değişiyor. Buzullar geliyor ve gidiyor. Gezegen kendi büyük zamanında yoluna devam ediyor.
İnsana ise bu devasa kozmik takvimden küçücük bir zaman dilimi düşüyor.
Memento mori.
Carpe diem.
Osman AYDOĞAN
Yararlanılan Kaynaklar
1. Erturaç, Mehmet Korhan, “Buzul Çağları”, Burcu Özsoy (ed.), Kutup Bilimleri Ansiklopedisi, II: Yer Bilimleri, TÜBİTAK Yayınları, Ankara, 2023.
2. Çılğın, Zeynel, “Kuvaterner Paleocoğrafyası”, TÜBİTAK Kutup Ansiklopedisi,
3. Häusler, Karsten, “Milankovic-Zyklen”, Lexikon der Physik, Spektrum Akademischer Verlag, Heidelberg, 1998
4. “Milanković-Zyklen”, Lexikon der Geographie, Spektrum Akademischer Verlag, Heidelberg, 2001
5. ‘’Milankovic, Milutin”, Lexikon der Biologie, Spektrum Akademischer Verlag, Heidelberg, 1999–2004
6. Nestler, Ralf, “Klimazyklen: Das größte Rätsel der Eiszeiten”, Spektrum der Wissenschaft, 9 Kasım 2022,
7. Ganopolski, Andrey; Winkelmann, Ricarda; Schellnhuber, Hans Joachim, “Critical insolation–CO₂ relation for diagnosing past and future glacial inception”, Nature, Cilt 529, Sayı 7585, 2016, s. 200–203, DOI: 10.1038/nature16494.