
ABD için sonun başlangıcı mı?
17 Ocak 2026
1997 – 2006 yılları arasında ABD’nde faaliyet gösteren ‘’Project for the New American Century’’ (PNAC) adlı neokonservatif bir düşünce kuruluşu bulunuyordu.
PNAC, ABD’nin askerî gücünü artırarak, dış politikada daha aktif bir rol benimseyerek ve ABD’nin küresel liderliğini güçlendirerek “Amerikan ilkeleri ve çıkarlarına uygun bir yeni yüzyıl” inşa etmeyi savunuyor ve dış politika konusunda yazdığı raporlarda ABD hükumetine askerî güç kullanımını, demokratik müttefiklerle ilişkilerin güçlendirilmesini ve düşmanca rejimlere karşı kararlı duruşu öneriyordu.
PNAC’ta bu raporlara imza atan veya yakın olan birçok isim, daha sonra George W. Bush yönetiminde üst düzey görevlerde yer alıyor. Bu nedenle de PNAC’ın 2000’lerin başındaki ABD dış politikasında özellikle Irak politikası üzerinde etkili olduğu, grubun politika önerilerinin 2000’lerin başında Irak Savaşı’na giden yolu ideolojik olarak hazırladığı kabul ediliyor.
‘’Open Letter to President Clinton’’ (1998 raporu)
PNAC, 1998 yılında yazdığı ve kamuoyuna ‘’Open Letter to President Clinton’’ adıyla yansıyan yaklaşık 70 sayfalık rapor, ABD yönetimine dış politika önerileri sunuyor.
PNAC, bu raporunda özellikle Saddam Hüseyin’in Irak’tan çıkarılmasını, mevcut Irak politikasının başarısız olduğunu ve daha sert bir strateji benimsenmesi gerektiğini vurguluyor. Bu rapor, daha sonra Bush döneminde uygulanacak politikalara ideolojik bir temel olarak görülüyor.
Bu raporda yer alan; ‘’ABD’nin rakipsiz ekonomik üstünlüğünü kaybettiğini ancak askerî olarak hâlâ rakipsiz olduğunu, bundan sonra ABD üstünlüğünü korumak için askerî gücüne öncelik vermesi gerektiği’’ fikri, raporun ana omurgasını oluşturuyor.
“Rebuilding America’s Defenses” (2000 Raporu)
PNAC’ın belki de en çok bilinen uzun raporu 2000 yılında yayımlanan ‘’Rebuilding America’s Defenses: Strategies, Forces, and Resources for a New Century’’ adlı raporu oluyor.
Bu rapor, ABD’nin askerî gücünün yeniden yapılandırılması, genişletilmesi ve küresel liderliğin korunması gibi stratejilerin ayrıntılarını anlatıyor.
ABD’nin günümüzdeki askerî kapasitesi
PNAC, 1998 ve 2000 yıllarındaki raporlarında, ABD’nin askerî olarak hâlâ rakipsiz olduğunu, bundan sonra ABD üstünlüğünü korumak için askerî gücüne öncelik vermesi gerektiğini söylese de günümüzde ABD askerî kapasitesi henüz yenilenmiş ve ABD’nin üstünlüğünü korumak için yeterli durumda bulunmuyor.
Bu durumu, ABD Başkanı Trump’ın 44 yaşındaki yeni Savunma Bakanı Pete Hegseth, Çin’in hipersonik füze teknolojisinin ABD Uçak Gemileri üzerindeki potansiyel etkisine yönelik olarak 14 Kasım 2024 tarihinde şu açıklamayı yapıyor:
“Pentagon’un savaş oyunlarında her seferinde Çin’e karşı kaybediyoruz. Gerçek kabiliyetimizin ne olduğunu biliyoruz. Yani askerî sanayi kompleksi, silah sistemlerini tedarik etme şeklimiz, bilirsiniz, her zaman öyleyiz. Sistemimizin işleyişi, bürokratik sistemimizin işleyişi, silah tedarikinin hızı. Savaşta her zaman on yıl geriden geliyoruz. Çin özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ni yenmeye adanmış bir ordu kuruyor. Bu onların stratejik önceliği. Hipersonik füzeleri ele alalım. Tüm güç projeksiyonu platformumuzun büyük bir kısmı uçak gemilerinden ve bu yolla stratejik olarak küresel çapta güç projeksiyonu yapma kabiliyetimizden oluşuyor. Evet, bir nükleer üçlememiz var ancak bunun önemli bir parçası da bu. Eğer 15 hipersonik füze, bir çatışmanın ilk 20 dakikasında 10 uçak gemimizi ortadan kaldırabiliyorsa bu nasıl bir tablo ortaya çıkarır? Ekonomik olarak zaten bizi çoktan avuçlarının içinde aldılar, mikroçipler ve diğer her şey de buna dahil. Peki neden Tayvan’ı istiyorlar? Teknolojik geleceğin pazarını tamamen kontrol altına almak istiyorlar. Bugün Çin’den gelen malzeme olmadan arabalarımızı bile süremiyoruz. Uzun vadeli, sadece bölgesel değil, küresel bir hakimiyet vizyonları var. Biz ise kafamızı kuma sokmuş durumdayız. Evet, bu.”
Gerek PNAC raporları ve gerekse de Savunma Bakanı Pete Hegseth’in açıklamaları önümüzdeki süreçte ABD’nin daha fazla askerî güce ağırlık vereceğini söylüyor.
Bu durum ise ABD’yi büyük bir kara deliğin girdabına sokuyor.
ABD’yi bekleyen tehlike
Bu noktada iki kitaba, iki teze bir göz atmamız gerekiyor.
İngiliz tarihçi ve uluslararası ilişkiler, ekonomik güç, büyük strateji ve askeri tarih alanlarında uzmanlaşmış önde gelen bir akademisyen olan Paul Kennedy, 1987 yılında bir kitap yayınlıyor: ‘’Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri’’ (Paul Kennedy ‘’Aufstieg und Fall der Grossenmächte’‘, Fischer Verlag, 1989).
Bu kitapta Kennedy, 1500–1980 döneminde son beş yüzyılın imparatorlukları üzerine ekonomik kapasite ile askerî harcamalar arasındaki ilişkilerini inceliyor. Özellikle “büyük güçlerin aşırı genişlemeye gitmeleri” ve bunun sonucunda ekonomik güçlerini kaybetmeleri üzerine geliştirdiği analiz tarih ve uluslararası ilişkiler literatüründe geniş yankı uyandırıyor.
Paul Kennedy, bu kitabında şu tezi ileri sürüyor: ‘’Bir devlet gücünün zirvesine ulaştığında bu gücü korumak için daha fazla askerî güç kullanıyor. Bu fazla askerî güç de devleti ekonomik olarak çökertiyor.’’
1743 ve 1790 yılları arasında yaşamış çok özel geçmişi olan Fransız General Jacques De Guibert de ‘’Askerî Yazılar’’ adlı kitabında hemen hemen aynı fikri ifade ediyor: ‘’Ulusların kendi güç ve doğalarıyla tamamen çelişen güvenlik kurgulamaları bir ülkenin bekâsını olumsuz etki eden hayati derecedeki faktörlerdir.’’ (Jacques De Guibert, ‘’Askerî Yazılar 1772 – 1790’’, Anahtar Yayınları, 2005)
Sonuç
ABD; yapısal çözümler, teknolojik gelişmeler, yatırım ve üretim faaliyetlerini artırarak toplumsal refahın artırılması, çevrenin korunması, dünya çapında barışın tesis edilmesi, özgürlükler ve insan haklarının sağlanması, ekonomik eşitsizliğin ve sosyal adaletsizliğin giderilmesi yönünde düzenlenmesi yerine askerî kapasitesini ve askerî faaliyetlerini artırarak, askerî güçle ABD gücünü korumaya çalışıyor. Bu çaba ve bu fazla askerî güç ise Paul Kennedy’nin tezinde ifade ettiği gibi devleti ekonomik olarak çökertiyor.
Bu çaba ve bu fazla askerî güç ayrıca; Fransız General Jacques De Guibert’in eserinde belirttiği gibi, ABD’nin kendi güç ve doğasıyla tamamen çelişen güvenlik kurgulamaları haline geliyor.
Dünya yüzünde hiçbir imparatorluk sonsuza kadar yaşamıyor. Her imparatorluk doğuyor, büyüyor, gelişiyor ve sonunda çöküp ölüyor. Günümüzde de ABD, bu süreci bire bir yaşıyor.
ABD, imparatorluk gücünü korumak için askerî gücünü artırdıkça, ekonomik olarak zayıflıyor. Bu durum ise ABD’yi uçuruma sürüklüyor.
Derdi zaten İngiliz yazar ve sanat eleştirmeni John Berger; ‘’Galiplerin devri her zaman kısadır; mağlupların ise anlatılamayacak kadar uzun.''
Osman AYDOĞAN