• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi11
Bugün Toplam1888
Toplam Ziyaret3861723

Suriye’de neler oluyor?


Suriye’de neler oluyor?

22 Ocak 2026


Suriye’de iç savaş

Suriye’de 2011 yılında başlayan ve 15 yıldan beri devam eden iç savaş sonucunda, 27 Kasım 2024 tarihinde, ABD, İsrail ve AKP iktidarının desteklediği radikal cihatçı selefi terör örgütü Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) önderliğindeki diğer terörist grupların İdlib’den başlattığı saldırılar hızla ilerleyerek 7 Aralık 20024 gecesi Başkent Şam'a ulaşıyor. Suriye lideri Beşar Esad da bu arada ülkeden ayrılıyor ve Suriye’de 1971 yılında Hafız Esad’ın iktidara gelmesiyle başlayan Esad rejimi 8 Aralık 2024 tarihinde Beşar Esad’ın devrilmesiyle sona eriyor.

SDG

İç savaş sırasında, AKP hükumeti Esad karşıtı güçlere desteğini verince, Esad rejimi de kuvvetlerini Türkiye – Suriye sınırından çekiyor. Suriye ordusunun çekildiği Türkiye – Suriye sınır bölgelerine de YPG yerleşiyor. Bu yerleşimin sonucu olarak da YPG, kuzeydoğu Suriye’de (özellikle Rojava diye adlandırılan bölgede) bölgesel kontrol alanları kuruyor. Bu alanlarda yerel özerk yönetim yapıları oluşuyor. Bu yapıya ‘’Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’’ (AANES) veya halk arasında “Rojava” adı veriliyor.  

ABD’nin görünürde IŞİD’e karşı askerî destek stratejisi kapsamında IŞİD’le mücadelede önemli bir partner olarak 11 Ekim 2015 tarihinde askerî bir yapı olarak ‘’Suriye Demokratik Güçleri’’ (SDG) kuruluyor. Bu örgüt içinde YPG ve PYD, örgütün en güçlü bileşenleri oluyor. Kandil’den ve Türkiye’den gelen PKK’lılar da bu örgüte katılıyor.  

Özet olarak SDG, 2015 yılında kurulan, Suriye’deki Kürtlerin ağırlıklı olduğu ve içinde YPG’nin önemli bir rol oynadığı IŞİD’e karşı savaşa katılımı genişletmek için farklı etnik (Arap aşiretleri) ve silahlı gruplarla kurulan bir askeri ittifak olarak doğuyor.

Bu süreçte ABD tarafından SDG’ye -basına yansıdığı kadarı ile- 250–300 TIR arasında silah, zırhlı araç ve askeri malzeme sevkiyatı yapılıyor. Ayrıca ABD bütçesinden SDG’ye pay ayrılıyor. Örneğin 2024’te yaklaşık 156 milyon $, 2025’te yaklaşık 147,9 milyon $ ve 2026 bütçesinde yaklaşık 130 milyon $ SDG’ye yardım olarak planlanıyor. Bu mali destek; SDG savaşçılarının maaş ve ücretleri, eğitim ve tedarik (hafif silahlar, mühimmat, ekipman) faaliyetleri, lojistik ve bakım desteği ve tıbbi ve altyapı desteği maçını taşıyor.

Suriye HTŞ yönetimi ve SDG ayrışması

HTŞ, Suriye’de, radikal İslamcı ve cihatçı karakterli bir yapı olup kökeni El-Kaide bağlantılı Nusra Cephesi’ne dayanıyor. HTŞ, Suriye’de kendi hakimiyetini sürdürmek istiyor. SDG ise hâkim olduğu bölgelerde yerel özerklik istiyor. Bu farklılık, iki yapılanın Suriye’nin geleceğine bakışında uyumsuzluğa yol açıyor.

HTŞ’deki dönüşüm

ABD, HTŞ lideri Şara için başına koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü (bounty) 20 Aralık 2024 tarihinde kaldırıyor. Bu, Şara ile ABD’li diplomatların Şam’da yüz yüze görüşmesinden sonra kamuya açıklanıyor. Görüşmede Şara’nın IŞİD gibi grupların Suriye’de faaliyet göstermesine izin vermeyeceğine dair taahhüt verdiği belirtiliyor.


Suriye Geçici Yönetim Başkanı ve HTŞ lideri Şara 14 Mayıs 2025 tarihinde Riyad’da ABD başkanıyla görüşüyor. Bu görüşmede ABD’nin Suriye ile normalleşme ve yaptırımların kaldırılması gibi konuları görüşülüyor.

HTŞ lideri Şara, 1 Haziran 2025 tarihinde, ABD merkezli Jewish Journal dergisine yaptığı açıklamada “İsrail ile ortak çıkarlarımız var” ifadesini kullanıyor. Bu açıklamada Şara, her iki tarafın da “ortak bir düşmana” sahip olduğunu söyleyerek İsrail ile ilişkilerde yeni bir dönemin sinyalini veriyor. Başka bir açıklamasında ise Şara, Suriye’nin İsrail’e karşı yeni bir çatışmaya girmeyeceğini ifade ediyor. Tarihi kökeni El-Kaide bağlantılı bir cihatçı örgüt olan HTŞ’nin İsrail’e dönük bu pozitif mesajları olağanüstü bir diplomatik dönüşüm olarak yorumlanıyor.

ABD yönetimi, 30 Haziran 2025 tarihinde Suriye’ye uygulanan yaptırımları kaldırıyor ve 8 Temmuz 2025 tarihinde de HTŞ’yi “yabancı terör örgütü” listesinden çıkarıyor.

HTŞ lideri Şara’nın ABD ziyaretleri

HTŞ lideri Şara, 22 Eylül 2025 tarihinde New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılıyor. Bu ziyaret, Şara’nın Suriye lideri olarak ABD topraklarına yaptığı ilk resmi ziyaret oluyor. Ve bu ziyaret Şara’nın uluslararası arenada yeniden tanınması açısından önemli bir diplomatik adım sayılıyor.


HTŞ lideri Şara, ABD Başkanı Trump tarafından resmî olarak ABD’ne davet ediliyor ve bu davet sonucu Şara 9 Kasım 2025 tarihinde ABD başkenti Washington, D.C.’ye geliyor. Şara, 10 Kasım 2025 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da gizli kapaklı bir görüşme yapıyorlar. Bu görüşme, 1946 yılından bu yana bir Suriye liderinin Beyaz Saray’a yaptığı ilk ziyaret olarak tarihe geçiyor. Bu ziyaret, Washington ile Şam arasında yeniden diplomatik temasların başladığı bir dönemin sembolik kilometre taşı oluyor.  

Şara’nın 9–10 Kasım 2025 tarihinde Washington ziyaretindeki ABD ile doğrudan üst düzey görüşmelerde; SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu, IŞİD’e karşı iş birliği ve Suriye’ye yaptırımların kaldırılması gibi konuların ele alınıyor.   

HTŞ ve lideri Şara, ABD ile yapılan görüşmelerinde, ABD’nin bölgedeki iyi bir müttefiki olacağı ve İŞİD’e karşı SDG’den daha iyi mücadele edeceği izlenimini veriyor. Bu izlenim ise ABD’nin Suriye’ye ve HTŞ’ye olan bakışını ve tutumunu değiştiriyor.

HTŞ ve SDG entegrasyon ve müzakere süreçleri

HTŞ’deki ve lideri Şara’daki bu değişimler yaşanırken HTŞ yönetimi ile SDG arasında bir entegrasyon ve barış süreci gündeme geliyor.


10 Mart 2025 anlaşması

10 Mart 2025 tarihinde ABD’nin aracılığı ile Şam’da Devlet Başkanlığı Ofisinde Suriye Geçici Yönetimi Başkanı ve HTŞ lideri Şara ile SDG Komutanı Mazlum Abdi, SDG’nin Suriye devletiyle entegrasyonunu içeren bir çerçeve anlaşma metni imzalanıyor.

Bu anlaşma; SDG’nin kendisini feshetmesi ve bireysel olarak Suriye ordusuna katılması ve kuzeydoğu Suriye’deki sivil ve askeri yapıların Şam yönetimine katılması gibi maddeleri içeriyor.

Ancak ilerleyen zamanda SDG, bu anlaşmanın hükümlerine uymuyor.

Paris Mutabakatı

6 Ocak 2026 tarihinde ABD, Paris’te İsrail ve Suriye heyetlerine bir mutabakat metni imzalatıyor. Bu mutabakatla ABD, İsrail ve Suriye arasında “ortak iletişim mekanizması” kuruyor. Merkezinde ABD’nin olacağı bu mekanizma, Suriye ve İsrail ortaklığını normalleştirmeyi amaçlıyor.

HTŞ ile SDG arasındaki çatışmalar

2026 yılı Ocak ayının başından itibaren özellikle Halep bölgesinde HTŞ ile SDG arasında karşılıklı çatışmalar yaşanıyor. Özellikle Deyrizor ve Rakka’da yerel Arap aşiretleri SDG’ye karşı ayaklanıyor ve bu bölgede kontrolü sağlıyor. Bu çatışmalar sonucunda SDG, Fırat’ın doğusuna atılıyor.

HTŞ’nin SDG üzerine yürümesinde HTŞ’nin ABD ile İsrail ile yakınlaşması büyük rol oynuyor.

18 Ocak 2026 anlaşması

HTŞ ile SDG arasında karşılıklı çatışmalar şiddetlenince ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack aracılığında HTŞ yönetimi ve SDG arasında 18 Ocak 2026 tarihinde Suriye Haseke’de ateşkes ve ikinci bir anlaşma yapılıyor.


14 maddeden oluşan bu anlaşma şu önemli maddeleri içeriyor:

- Deyrizor ve Rakka illerinin askerî ve yönetimsel yapısı merkezi Şam hükümetine bırakılıyor.

- SDG, işgal ettiği bölgelerden Fırat’ın doğusuna çekiliyor.

- Petrol ve doğalgaz bölgelerinin yönetimi ve güvenliği merkezi hükümete devrediliyor.

- SDG’nin askerî ve güvenlik personeli içişleri ve savunma bakanlığına entegre ediliyor.

- Suriyeli olmayan tüm SDG’liler Suriye dışına çıkarılıyor.

- Suriye devletinin karar alma bakımından birleşik ve merkezi bir devlet olduğu kabul ediliyor.

18 Ocak 2026 anlamasının analizi

Bu anlaşmada ABD, SDG’ye sırtını dönerek tamamen Suriye ve HTŞ yönetimi tarafında yer alıyor. Bu sonucu özetleyen en önemli ve ibret verici açıklamayı ABD’nin elçisi Tom Barrack yapıyor: “SDG’nin IŞİD karşıtı başat güç olma rolü artık etkisini kaybetmiştir. Artık durum değişti, ABD ile işbirliği yapan bir Suriye hükümeti var. Bu hükümet IŞİD’le mücadele ediyor.” ABD’nin elçisi Tom Barrack ayrıca ‘’muhataplarının SDG değil artık Şam yönetimi olduğu’’nu söylüyor.


SDG ve Kürtler, bu durumu “bir aldatılma’’ olarak değerlendiriyor ve hayal kırıklığı yaşıyor.

Ancak 18 Ocak 2026 anlaşması, 10 Mart 2025 anlaşmasının gerisinde kalıyor.

18 Ocak 2026 anlaşmasında SDG lehine maddeler

Örneğin, 10 Mart 2025 anlaşmasında olduğu gibi 18 Ocak 2026 anlaşmasında SDG kendisini feshetmiyor ve SDG, sadece gücünü koruyarak Fırat’ın doğusuna çekiliyor.

Örneğin, SDG’nin Haseke bölgesinde özerk bir yapı olarak yorumlanabilecek bir varlığı hala sürüyor.

Örneğin, Kürtler, nüfus olarak ağırlıklı oldukları bölgelerde kazanımlarını koruyor.

Örneğin, 4. Maddede petrol sahalarının merkeze devrinden bahsedilirken ‘’Kürtlerin özel durumu göz önünde bulundurulacaktır’’ deniyor.  

Örneğin, anlaşmada Kobani’de yerel kuvvetlerin oluşturacağı bir güvenlik biriminden ve Haseki’ye vali atanmasından bahsediliyor.  

Bütün bu ayrıcalıklar aslında SDG’ye gizli bir otonomi verildiğini gösteriyor. Bu anlaşma aslında iç bütünlüğü tam sağlanmamış zayıf bir Suriye’yi doğuruyor.

Sonuç

ABD’nin devreye girmesiyle HTŞ’nin çark edip ABD ve İsrail güdümüne girmesi, Suriye’den Rusya ve İran’ın tamamen dışlanması, SDG vasıtasıyla da Kürtlerin Suriye yönetimindeki söz hakkının olmaması bölgede kartların yeniden dağıtıldığı ve yeni bir oyunun kurulduğunu gösteriyor.

Bölgede ABD, mevcut müttefiklerine ilave olarak Kürtleri de dışlamadan Suriye’yi de kendi saflarına katıyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın 17 Ocak 2026 tarihinde Erbil’de PKK hariç, KDP’li Mesud Barzani ve Neçirvan Barzani’yi, SDG’li Mazlum Abdi ve İlham Amed’i ve Suriye’deki Kürt partilerinin oluşturduğu bir siyasi çatı örgütü olan ENKS (Encûmena Niştimanî ya Kurdî li Sûriyê, Türkçesi: Suriye Kürt Ulusal Konseyi) yöneticilerini bir araya getirmesi bölgede yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.

Bütün bunlar bölgede İsrail’in güvenliğinin tamamen sağlandığını ve bölgede BOP’nin tıkır tıkır işlediğini gösteriyor.

Bir de tüm varlığını ABD'ye bağlayan SDG hakkında da şu notu düşmemiz gerekiyor: Voltaire mahlasını kullanan, Fransız devrimi ve aydınlanma hareketine büyük katkısı olan Fransız yazar ve filozof François Marie Arouet'in ''Candide’’ (Oda Yayınları, 2010) adlı eserinde şöyle bir bölüm bulunuyor: Romanın kahramanı çıktığı uzun yolculuğun son demlerinde İstanbul'a varıyor ve bilge bir dervişe hayatın anlamını soruyor. Şu cevabı alıyor dervişten: "Sana ne be adam? Bu senin işin mi ki?" Roman kahramanı pes etmiyor, üsteliyor: "Ama efendim. Dünyada bu kadar acı ve sefalet var. Bütün bunlar neden oluyor?" Ancak bilge dervişin cevabı umut vermiyor: "İyilik olmuş, kötülük olmuş, bundan ne çıkar? Padişahımız Mısır'a bir gemi yolladığı zaman içindeki sıçanların rahatını düşünüyor mu?" Ortadoğu'da da zaten hep böyle oluyor. En uzak tarihten en yakın tarihe kadar, Padişahlar ne zaman Mısır'a kutsal amaçla bir gemi yollasa içindeki sıçanların rahatını hiç mi hiç düşünmüyor! Doğu siyasetinin özü oluyor bu söz aslında. 


Osman AYDOĞAN


Yorumlar - Yorum Yaz