• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam22
Toplam Ziyaret3960721

ABD’nin yeni stratejilerinde; değerler değil, çıkarlar konuşuyor.


ABD’nin yeni stratejilerinde; değerler değil, çıkarlar konuşuyor.

08 Şubat 2026

ABD’nin; 2017 yılından itibaren günümüze (Şubat 2026) kadar, müttefiklerinden AB’ne, Rusya’dan Çin'e ve Amerika kıtasından Ortadoğu’ya, stratejisinde, dünyaya bakışında ve eylemlerinde çok büyük değişiklikler gözlemleniyor. ABD’nin yeni stratejilerinde; değerler değil, çıkarlar (ABD çıkarları) konuşuyor.

Bu değişiklikleri anlamanın en basit yolu ABD ulusal strateji belgelerini incelemekten, onları doğru okuyup analiz etmekten geçiyor.

ABD ULUSAL STRATEJİ BELGELERİ

ABD’nin iki adet ‘’ulusal strateji belgesi’’ bulunuyor. Ancak aralarında hiyerarşik ve tamamlayıcı rolleri bulunan bu iki belge genellikle birbirine karıştırılıyor.

Ayrıca; bu belgeler ABD başkanlarına ve onların uygulayacakları politikalara göre de farklılıklar gösteriyor. Bu farklılıkları ve başkanlarına göre ABD politikalarını anlayabilmek için öncelikle bu belgelerin ayrı ayrı açıklanması gerekiyor.

Öne hiyerarşik sıraya göre birinci belge:

Ulusal Güvenlik Stratejisi (National Security Strategy) (NSS)

Beyaz Saray (Başkan) tarafından ‘’Ulusal Güvenlik Konseyi’’ koordinasyonunda hazırlanan bu belge, ABD’nin dünyaya bakışını ve genel güvenlik vizyonunu ortaya koyan en üst düzey strateji belgesi olarak biliniyor.


Bu belge;

- ABD’nin ulusal çıkarlarının neler olduğunu,
- ABD’nin dünyadaki tehditleri ve fırsatları nasıl gördüğünü,
- Diplomasi, ekonomi, askerî güç, teknoloji, enerji, iklim gibi alanların nasıl birlikte kullanılacağını ve
-ABD’nin nasıl bir dünya düzeni istediğini açıklıyor.

Kapsamı çok geniş olan bu belgede, sadece askerî konuları değil; diplomasi, ittifaklar, ticaret, insan hakları, siber güvenlik, hatta iklim değişikliği gibi konular yer alıyor.

Özetle bu belge “ABD güvenliği için ne istiyoruz ve neden istiyoruz?” sorusunun cevabını veriyor.

Ulusal Savunma Stratejisi (National Defense Strategy) (NDS)

Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı) (Eylül 2025 tarihinden itibaren ‘’Savaş Bakanlığı’’ oldu) tarafından hazırlanan bu belge NSS’de belirlenen hedeflere ulaşmak için askerî gücün nasıl kullanılacağını anlatıyor.


Bu belge;

- ABD ordusunun hangi tehditlere öncelik vereceğini,
- Çin, Rusya, terörizm gibi aktörlerin nasıl sınıflandırılacağını,
- Kuvvet yapısı, silahlanma, modernizasyon, caydırıcılık konularındaki öncelikleri ve
- İttifaklar ve ortaklarla askerî iş birliğinin nasıl olacağını anlatıyor.

Bir başka ifadeyle bu belge; NSS’deki hedeflere ulaşmak için ‘’ordu ne yapacak, nasıl hazırlanacak?’’ sorusuna cevap veriyor.

NSS ile NDS arasındaki ilişki

Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS), siyasi ve stratejik çerçeve çiziyor ve ABD için büyük resmi ortaya koyuyor, devletin tüm araçlarını (diplomasi + ekonomi + ordu) kullanıyor.


Ulusal Savunma Stratejisi (NDS) ise NSS’nin askerî ayağını oluşturuyor. Ordu bu vizyona göre şekilleniyor.

Özetle; NSS; “Ne istiyoruz?” sorusunu, NDS ise “Bunu askerî olarak nasıl yaparız?” sorusunu cevaplandırıyor.

Dolayısıyla, hiyerarşik ilişkide NSS önde amir bir rolde bulunuyor.

NSS ve NDS’nin yayınlanma periyotları

Hukukî bir çerçeve olan Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS), Goldwater–Nichols Act (1986) uyarınca Başkanın NSS’yi Kongre’ye “düzenli olarak” sunması gerekiyor. Yasada “her yıl” beklentisi olmasına karşın fiilî uygulama her yıl yayımlanmıyor. NSS, pratikte, genellikle her başkanlık döneminde bir kez yayınlanıyor. Bazen kriz dönemlerinde ek bir NSS daha yayınlanıyor. Ortalama fiilî periyot, iki ila dört yıl oluyor. Örneğin, NSS, 2010, 2015 (Obama), 2017 (Trump), 2022 (Biden) ve 2025 (Trump – ikinci dönem) yıllarında yayınlanıyor. Özet olarak; NSS’nin resmî periyodu yıllık, ancak fiilî periyodu başkanlık döngüsüne bağlı ve düzensiz olarak yer alıyor.

Ulusal Savunma Stratejisi (NDS) belgesi ise Savunma Bakanlığı tarafından genellikle her dört yılda bir hazırlanıyor. Ancak NDS, yeni yönetimle birlikte güncelleniyor. Örneğin, NDS, 2018 (Mattis), 2022 ve 2025 yıllarında hazırlanıyor. Metnin önemli kısmı çoğu zaman gizli, ancak kamuya özet olarak açıklanıyor.

Şimdi I. Trump, Biden ve II. Trump dönemlerinde bu belgelerin içerikleri ve farklılıkların anlatılması gerekiyor.

I. TRUMP VE BİDEN DÖNEMİNDEKİ STRATEJİ BELGELERİ

I. Trump ve Biden döneminde bu belgeler arasında çok büyük farklar bulunuyor. Bu farklar sadece üslup değil, ABD’nin dünyayı okuma biçiminde de ciddi kırılmalar yaratıyor.


Bu nedenle bu farkları anlayabilmek için Biden ve I. Trump dönemlerinin NSS (Ulusal Güvenlik Stratejisi) ve NDS (Ulusal Savunma Stratejisi) belgelerini mukayeseli olarak ayrı ayrı incelememiz gerekiyor.

I. TRUMP DÖNEMİ (2017–2021)

Ulusal Güvenlik Stratejisi (2017 NSS)

18 Aralık 2017 tarihinde yayınlanan bu belge; “America First”,  ABD çıkarları, müttefikler ve küresel düzen üzerine inşa ediliyor.


Belgede öne çıkanlar:

- Çin ve Rusya ilk kez açıkça “revizyonist güçler” olarak tanımlanıyor,
- Terörizm ikinci plana düşüyor, büyük güç rekabeti merkeze alınıyor,
- Çok taraflı kurumlara (BM, NATO, WTO) şüpheyle yaklaşılıyor,
- Müttefikler için bir “bedel ödeme” vurgusu yapılıyor,
- Değerler (demokrasi, insan hakları) ikincil konumda değerlendiriliyor.

Özet olarak başlıklar halinde bu şekilde anlatıyorum. Ancak bu konular belgede uzun uzun anlatılıyor.

ABD’nin bu belgesinde; 2000 yılının başından beri yoğunlukla tartışılan Çin tehdidi ve Çin’in yükselişi somutlaştırılarak ilk defa Çin, örtülü veya açık olarak meydan okuyucu, revizyonist güç, rakip ve hasım kategorisine yerleştiriliyor. Öyle ki strateji belgesinde neredeyse her konu açık veya örtülü bir şekilde Çin’e atıfta bulunarak, onu ABD’nin güvenlik ve refahının tam karşısında konumlanmış asıl düşman kategorisinde değerlendiriliyor.

Belgede, Çin’in askeri güvenlik açısından oluşturduğu tehdit, şu şekilde tanımlanıyor: “Bölgede Çin’in artan ve hızla gelişen askeri modernleşmesinin amacı, ABD’nin bölgeye ulaşımını engellemek ve Çin’in orada daha serbest hareket etmesini sağlamaktır.”

Ulusal Savunma Stratejisi (2018 NDS)

En kritik kırılma, 19 Ocak 2018 tarihinde yayınlanan bu belgede görülüyor.


Bu belgede,

-“Büyük güç rekabeti” resmen ABD ordusunun ana görevi olarak ilan ediliyor.
- Çin, uzun vadeli sistemik rakip olarak görülüyor.
- Rusya, akut askerî tehdit olarak resmediliyor.
- Terörizm, artık ana odak olmaktan çıkarılıyor.
- Yüksek yoğunluklu savaşlara hazırlık öne çıkıyor.

- Nükleer caydırıcılığın güçlendirilmesi vurgulanıyor.
- Teknolojik üstünlük (hipersonik, uzay, siber) hedef olarak konuyor.

Bu belgede ilginç olan Trump’ın siyasi olarak müttefik karşıtı tavrına rağmen, Pentagon, NATO ve ittifakları askerî açıdan hayati görmeye devam ediyor.

I. Trump dönemine ait bu belgelerden (2017 NSS ve 2018 NDS) çıkartılacak sonuç: ABD, Rusya ve Çin’i kendisine en büyük stratejik rakip ve tehdit olarak görüyor. Dolayısıyla ABD’nin, kendisine stratejik rakip olarak gördüğü Çin ve Rusya’yı büyük ekonomik ve askerî kaynak harcamaya zorlayacak jeopolitik istikrarsızlıklara yol açacak bir politika izlemesi akla yakın gözüküyor.

BİDEN DÖNEMİ (2021– 2025)

Ulusal Güvenlik Stratejisi (2022 NSS)

12 Ekim 2022 tarihinde yayınlanan bu belgede “Demokrasi’’ ve ABD liderliğinde kurallara dayalı dünya düzenin restorasyonu temel zihniyet olarak vurgulanıyor.


Bu belgede;

- Çin, en kapsamlı ve uzun vadeli rakip olarak,
- Rusya, acil ve yıkıcı tehdit (özellikle Ukrayna sonrası) olarak,
- İttifaklar ABD gücünün “çarpanı” olarak tanımlanıyor.

Yine özet olarak başlıklar halinde bu şekilde anlatıyorum. Ancak bu konular belgede de uzun uzun anlatılıyor.

2022 yılı Ekim ayında yayımlanan ABD’nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde de Çin ile ilgili olarak hemen hemen aynı konular tekrarlanıyor.

ABD’nin 2017 yılı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde Çin kelimesi 33 kez, Rusya kelimesi ise 25 kez geçerken, 2022 yılı belgesinde ise Çin kelimesi 46 kez geçerken Rusya’nın adı belgede 71 kez geçiyor.

Bu belgede, Rusya ve Çin’in bölge ülkeleriyle ittifakına ve askerî anlamda güçlenmesine dikkat çekiliyor. Çin’in birinci hedef olarak görüldüğü belgede ekonomik, teknolojik ve askerî anlamda “Hint-Pasifik”te gelişmiş bir etki alanı yaratma gücüne sahip olduğu belirtiliyor. Belgede iki ülke için şu ifadelere yer veriliyor: "Tehlikeli bir Rusya'ya baskı yapmayı sürdürürken, uluslararası düzeni yeniden şekillendirme niyeti ve kabiliyetini artıran tek rakip olan Çin Halk Cumhuriyeti ile etkin şekilde rekabet edeceğiz."

Belgede Çin ve Rusya ile mücadelede aciliyet vurgusu yapılıyor.

Belgede, Çin ve Rusya’nın giderek birbirleriyle daha uyumlu hale geldiği, iki ülkenin de kısıtlanması ve iki ülkeyle mücadelenin bir arada yapılması gerektiği vurgulanıyor. Belgede, Rusya ile mücadelede askerî seçenekler öne çıkarılırken, Çin ile mücadelede ise bir yandan işbirliği bir yandan da rekabet edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Belgede, Çin’in küresel çaptaki gücüne de atıfta bulunularak ''Çin’in Hint-Pasifik'te gücünün arttığı, Çin ordusunun hızla modernleştiği ve tüm bu gelişmelerle Çin’in bölgedeki ve dünyadaki ABD ittifaklarını aşındırmaya çalıştığı” vurgulanıyor.

Belgede Rusya da Çin gibi Amerikan üstünlüğüne de açıkça meydan okuyan ve düzeni hem ekonomik hem de askerî olarak tehdit eden ülke olarak tanımlanıyor.

Belgede; demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü tekrar merkeze alınıyor. İklim değişikliği, pandemi ve teknoloji güvenliği ulusal güvenlik konusu olarak ele alınıyor.

Belgede, “ABD yalnız değil, ancak liderlik etmeli” vurgusu yapılıyor.

Ulusal Savunma Stratejisi (2022 NDS)

27 Ekim 2022 tarihinde yayınlanan bu belgede özet olarak Trump çizgisi korunuyor ama çerçeve genişletiliyor.


Bu belgede;

- Çin’e hâlâ 1 numaralı askerî öncelik veriliyor.
- Rusya ciddi tehdit ancak Çin’in gerisinde kalıyor.
- Caydırıcılık tek başına askerî değil, müttefiklerle birlikte ele alınıyor.
- Askerî, diplomatik, ekonomik ve teknolojik araçlar birlikte “Entegre caydırıcılık” kavramına atıf yapılıyor.

Bu belgede, askerî anlamda; ittifaklarla müşterek harekât, Hint-Pasifik bölgesine odaklanma ve yeni teknolojilere (AI, siber, uzay) ağırlık verilmesinden bahsediyor.

I. TRUMP VE BİDEN DÖNEMİNDEKİ BU BELGELERİN FARKLILIKLARI

Her iki döneme ait belgelerde askerî düzeyde büyük bir fark bulunmuyor. Ancak Trump döneminde atılan “büyük güç rekabeti” temeli, Biden döneminde kurumsallaştırılıyor ve ideolojik bir çerçeveye oturtuluyor.


Her iki dönem (I. Trump ve Biden) arasındaki asıl fark siyasî dilde ve müttefiklerle ilişkilerinde yaşanıyor. Trump: “Neden sizi koruyoruz?” vurgusunu yaparken Biden, “Birlikte ayakta kalırız” mesajını veriyor.

I. TRUMP VE BİDEN DÖNEMİNDEKİ BU BELGELERDE ABD’NİN ÇİN ve RUSYA’YA BAKIŞI

İşte bu konuda ABD stratejisinin ana ekseni bulunuyor. Çünkü hem NSS hem NDS aslında dünyayı Çin–Rusya ekseni üzerinden okuyor ancak ikisini de aynı sepete koymuyor. Bu nedenle ABD’nin bu belgelerde Çin ve Rusya’ya bakışını ayrı ayrı ele almamız gerekiyor.


I. TRUMP VE BİDEN DÖNEMİNDEKİ BU BELGELERDE ABD’NİN ÇİN’İ KONUMLANDIRIŞI

Her iki dönemde (I. Trump ve Biden) ve her iki belgede (NSS ve NDS) de Çin “uzun vadeli, sistemik ve kapsamlı rakip” olarak tanımlanıyor. Ancak her iki belgede (NSS ve NDS) farklı tonlar bulunuyor. Bu nedenle ABD’nin Çin’i nasıl konumlandırdığını her iki belgede ayrı ayrı görmek gerekiyor.


Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) belgesinde Çin

ABD, NSS’de Çin için çok bilinçli bir dil kullanıyor. Çin, ABD’nin küresel liderliğine meydan okuyabilen tek ülke olarak vurgulanıyor. Çin, sadece askerî değil ekonomik, teknolojik, diplomatik, normatif (otoriter model) ve mevcut liberal uluslararası düzeni dönüştürmek isteyen bir aktör olarak tanımlanıyor.


Bu belgede Çin’e yönelik ana fikir, Çin’in ABD’yi tek bir savaşla değil, zaman içinde sistem kurarak geride bırakmak istediği vurgulanıyor. Bu nedenle de teknoloji (çipler, AI), tedarik zincirleri, deniz yolları ve uluslararası kurumların hepsi Çin bağlamında ele alınıyor.

Ulusal Savunma Stratejisi (NDS) belgesinde Çin

Pentagon açısından Çin: “Pacing threat” (ritmi belirleyen tehdit) olarak görülüyor. Çin, ABD ordusunun nasıl silahlanacağını, nerede konuşlanacağını belirleyen ana faktör olarak algılanıyor. Bu nedenle de bu belgede özellikle Tayvan senaryosu, Hint-Pasifik’te deniz ve hava üstünlüğün sağlanması, uzay ve siber alanlar yer alıyor.


I. TRUMP VE BİDEN DÖNEMİNDEKİ BU BELGELERDE ABD’NİN RUSYA’YI KONUMLANDIRIŞI

Her iki dönemde (I. Trump ve Biden) ve her iki belgede (NSS ve NDS) de Rusya

“Acil, yıkıcı ama sınırlı güç” olarak tanımlanıyor.

Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) belgesinde Rusya

Bu belgede Rusya için kullanılan ton daha sert ama kapsamı daha dar tutuluyor. Bu belgede Rusya; bölgesel revizyonist, uluslararası hukuku açıkça ihlal eden aktör ve Ukrayna savaşıyla mevcut düzen için doğrudan tehdit olarak bahsediliyor.


Ancak belgede Rusya’nın; küresel sistem kurma kapasitesinin Çin kadar olmadığından ve ekonomik ve teknolojik çekiciliğinin sınırlı olduğundan bahsediliyor.

Özet olarak bu belgede Rusya’nın tehlikeli ancak geleceği temsil etmediğinden bahsediyor.

Ulusal Savunma Stratejisi (NDS) belgesinde Rusya

Bu belgede askerî açıdan Rusya; “Acute threat” (ani ve yıkıcı tehdit), nükleer kapasitesi nedeniyle hâlâ çok ciddi ve NATO için en yakın askerî tehdit olarak veriliyor.

Belgede ABD ordusu, Rusya’yı; engellenmesi gereken ancak Çin kadar uzun vadeli plan gerektirmeyen bir tehdit olarak görüyor.

HER İKİ BELGEDE (NSS ve NDS) ABD’NİN RUSYA VE ÇİN’E BAKIŞINDAKİ FARKLILIKLAR

Görüldüğü gibi ABD, her iki belgede (NSS ve NDS) de Çin’e ve Rusya’ya farklı gözlerle bakıyor. ABD’nin bu farklı bakışını şöyle formüle ediliyor:

ABD için Çin, geleceğin mücadelesini, Rusya ise bugünün yangını temsil ediyor.

Ayrıca her iki belgede (NSS ve NDS) ABD; Çin ve Rusya’yı tam bir ittifak olarak görmüyor ancak Çin ve Rusya’yı “stratejik uyum” partneri olarak tanımlıyor.

Bu nedenle ABD; Çin’in ekonomik/teknolojik güç, Rusya’nın ise askerî ve nükleer güç olması nedeniyle bu iki gücün birlikte hareket ederlerse ABD’nin aynı anda iki cephede zorlanacağından endişe ediyor.

İşte bu nedenle ABD: zayıflamış Rusya’yı Avrupa’da kilitlemek ve Çin’e yönelik olarak da kendi stratejik enerjisini Hint-Pasifik’te yoğunlaştırmak istiyor.

Bir başka ifade ile bu belgelerde Çin: ABD’nin liderliğini devralabilecek tek rakip, Rusya ise mevcut düzeni yıkabilen ama yerine yenisini koyamayan tehdit olarak görünüyor.

İşte bu nedenlerle bu belgelerde ABD stratejisinin ana hedefi olarak; Rusya’yı kontrol altında tutarken, Çin ile uzun soluklu bir güç mücadelesini kazanmak olarak veriliyor.

II. TRUMP DÖNEMİ STRATEJİ BELGELERİ

ı. Trump ve Biden dönemindeki bu belgelerin ve dünyadaki ABD eylemlerinin daha öncekiler göre farklılık içerdiği görülüyor. Ancak ABD’nin II. Trump dönemi (20 Ocak 2025 itibarıyla) Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) ve Pentagon’un Ulusal Savunma Stratejisi (NDS), önceki Biden yönetimi belgelerinden ve ilk Trump dönemi stratejilerinden kayda değer farklılaşmalar içeriyor. Bu değişiklikler hem politika önceliklerinde hem de stratejik vurgu ve araçlarda ortaya çıkıyor. Bu nedenle gelecekte ABD politikalarını anlayabilmek için II. Trump dönemi strateji belgelerinin dikkatlice incelenmesi gerekiyor.


2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS)

4 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) belgesi, I. Trump dönem stratejisinde olduğu gibi “Önce Amerika” sloganını yeniden ön plana çıkarıyor. Dış politika ve uluslararası yükümlülüklerde daha içe dönük bir yaklaşım benimseniyor.


Yeni NSS’in dili seleflerinden belirgin şekilde farklılık içeriyor. Bu dil; daha iddialı, kendini öven ve geçmiş yönetimlerin politikalarını küçümseyen bir ton taşıyor.

NSS hâlâ Çin’i önemli bir stratejik rakip olarak tanıyor, ancak ton sadece rekabet değil, “barış için güç” vurgusuna kayıyor. Pentagon’un ifadesiyle ABD’nin askeri gücü Çin’i caydırmanın merkezi unsuru olarak konumlanıyor.

NSS’de, ABD anakarasının ve Batı Yarımkürenin güvenliği önceki stratejilere göre çok daha merkezi hale getiriliyor. Avrupa ve diğer bölgelerdeki yük paylaşımına vurgu yapılırken, sınır güvenliği, uyuşturucu kaçakçılığı ve göçle mücadele gibi iç–dış güvenlik bileşkesi konulara yer veriliyor.

Bu belgede ABD müttefiklerine öncekilerine belirgin ve çok önemli bir yaklaşım farkı sergileniyor. Trump yönetimi metinde müttefik ülkelerden daha fazla bölgesel sorumluluk almalarını beklediğini açıkça belirtiyor. Bu yaklaşım; Biden veya önceki Trump belgelerine göre daha belirgin bir talep olarak vurgulanıyor.

Özetle Trump’ın ikinci dönem NSS’i, dış politika ve güvenlik yaklaşımını şekillendiren stratejik vizyon değişimini yansıtıyor. Bu ise; daha içe dönük bir güvenlik, müttefiklerden yük alma sorumluluğu ve Batı Yarımküre önceliği gibi vurgu alanlarıyla geleneksel küresel liderlik anlayışından sapma yaratıyor.

2026 Ulusal Savunma Stratejisi (NDS)

23 Ocak 2026 tarihinde yayınlanan Ulusal Savunma Stratejisi (NDS) belgesinde ABD’nin stratejik öncelikleri yeniden sıralanıyor. NDS, önceki stratejilerden farklı olarak Rusya, Avrupa güvenliği ve iklim değişikliği gibi konuları azaltıyor. Bunun yerine: Hemisphere (Batı Yarımküre) güvenliği, ulusal savunma ve sınır koruma, askerî ve ulusal birlik (warrior ethos) gibi temalar birinci önceliklere taşınıyor.


“Monroe Doktrini” benzeri bir vurgu yapılıyor. NDS, Batı Yarımkürede kalıcı askerî varlık yerleştirilmesinden bahsederek bu bölgeyi stratejik odak haline getiriyor. Bu bakış ise geleneksel küresel stratejilerden farkını ortaya koyuyor.

Çin politikası: caydırıcılık ama dışlayıcı olmayan bir ton ile vurgulanıyor. Çin hâlâ stratejik önemini koruyor; ABD için “sonraki en güçlü rakip” olarak tanımlanıyor ve güç dengesini korumanın yolu olarak caydırıcılık vurgulanıyor. Ancak ton sadece rekabet değil, ilişkilerin sürdürülebilirliği çerçevesinde veriliyor.

Ulusal savunma ve sanayi altyapısının güçlendirilmesi, nükleer modernizasyon ve füze savunma konuları süreklilik gösteriyor.

Özetle yeni NDS, bu vizyonu askerî planlama ve savunma öncelikleri ile somutlaştırıyor: ABD topraklarının savunması daha öncelikli, sınırlı kaynaklarla Çin’e caydırıcılık ve Avrupa ve Ortadoğu gibi bölgelerde rol alma biçiminde değişiklik gibi unsurlarla NSS’teki vurgu askerî düzleme aktarılıyor.


Bu iki belgedeki (NSS ve NDS) stratejik değişiklikler

İç güvenlik ile ulusal savunma bütünleşmesi sağlanıyor. Stratejiler artık yalnızca dış tehditlere değil, iç güvenliğe dair konulara da doğrudan yer veriyor (sınır güvenliği, uyuşturucu, göç vb.)

ABD’nin stratejik odak coğrafyası yeniden tanımlanıyor. Avrupa ve Orta Doğu daha ikinci planda, Batı Yarımküre ve sınır çevresi daha ön planda yer alıyor. Bu ise ABD için stratejik bir kayma olarak yorumlanıyor.

NATO’ya ideolojik değil araçsal bir bakış açısı sergileniyor. “ABD savunur ama bedeli paylaşmazsan geri çekilir” yaklaşımı vurgulanıyor. Avrupa’nın kendi güvenliğini üstlenmesi beklentisi yaratılıyor.

Rusya, kontrol edilmesi gereken ama yönetilebilir tehdit olarak vurgulanıyor. Ukrayna dosyasında yük azaltma isteği göze çarpıyor. Avrupa’nın Rusya ile baş başa kalmasına daha açık tutum sergileniyor.

Çin hâlâ ana rakip olarak görülüyor ancak Çin’e karşı Biden’daki kadar ideolojik ve kurumsal baskı bulunmuyor. Çin’e karşı ekonomik rekabet ve teknoloji güvenliği öne çıkıyor.

Orta Doğu’da minimum angajman, İsrail merkezli bir bakış ve bölgede ABD askerî varlığı azaltma eğilimi vurgulanıyor.

ABD’nin müttefiklerine karşı ‘’demokrasi–hukuk’’ baskısı belirgin şekilde azalıyor, demokrasi, hukuk ve insan hakları merkezden çıkarılıyor.

ABD’nin yeni stratejilerinde; değerler değil, çıkarlar konuşuyor.

BU STRATEJİ BELGELERİNİN (NSS VE NDS) IŞIĞINDA ABD’NİN RUSYA’YA YÖNELİK POLİTİKA DEĞİŞİKLİKLERİ

Anlattığım bu strateji belgeleri tabii ki laf olsun diye hazırlanmıyor. Reel politik dünyada kesin yansımaları oluyor. Örneğin Rusya’nın, 24 Şubat 2022 tarihinde Ukrayna’ya saldırısının bu strateji belgeleri ışında değerlendirilmesi gerekiyor.


Rusya’nın, 24 Şubat 2022 tarihinde Ukrayna’ya saldırısı

I. Trump dönemine ait strateji belgelerini (2017 NSS ve 2018 NDS) açıklarken; ABD’nin, Rusya ve Çin’i kendisine en büyük stratejik rakip ve tehdit olarak gördüğü, dolayısıyla ABD’nin, kendisine stratejik rakip olarak gördüğü Çin ve Rusya’yı büyük ekonomik ve askerî kaynak harcamaya zorlayacak jeopolitik istikrarsızlıklara yol açacak bir politika izleyeceği değerlendirmesini yapıyorum.


İşte ABD’nin bu politikası reel politik dünyaya şöyle yansıyor:

Tıpkı Saddamlı Irak’ın Kuveyt’i işgaline (2 Ağustos 1990) ABD tarafından yeşil ışık yakılıp, sonra da bu işgali gerekçe göstererek ABD’nin Irak’a saldırısı (1991 Körfez Harekâtı) gibi, ABD ve AB, Rusya’nın Kırım’ı ilhakına sessiz kalıp, Rusya’nın Ukrayna Donbas’a saldırısına yeşil ışık yakıyor. Rusya, Ukrayna saldırısı sonunda hem savaşta hem de kendisine uygulanan ambargo nedeniyle büyük ekonomik ve askerî kaynak harcamaya zorlanarak jeopolitik istikrarsızlıklara düşüyor. Ayrıca İsveç ve Rusya komşusu Finlandiya NATO’ya giriyor. Rusya, sesini çıkaramıyor. Suriye’de Esat düşerken (08 Aralık 2024) Rusya, müdahale edemiyor. Rusya’nın arka bahçesi olan Ermenistan ve Azerbaycan, Trump’ın dizinin dibinde barış anlaşması imzalıyor. Zengezur Koridoru 99 yıllığına ABD’ne kiralanıyor (11 Ağustos 2025), Rusya gıgını çıkaramıyor.

Bu şekilde tırnakları sökülmüş, dişleri çekilmiş Rusya, AB’ye emanet ediliyor.

Bu bölümü, ABD strateji belgelerinin ciddiyetini vurgulamak için yazıyorum.

Tersine Nixon politikası

Bu strateji belgeleri ilgili olarak ABD’nin Rusya’ya yönelik büyük bir politika değişliğine gitmekte olduğu, bir başka açık ifade ile ABD'nin Rusya'ya yanaşmakta olduğu, ABD’nin, Rusya’yı Çin’den koparma stratejisi izlediği ve ABD’nin Rusya’yı bir rakipten ziyade potansiyel bir ortak olarak gördüğü değerlendirmeleri yapılıyor.

Bu değerlendirmeleri doğrulayacak emareler de bulunuyor. Örneğin Trump’ın özel temsilcisi Keith Kellogg, ABD’nin Putin’i Çin, İran ve Kuzey Kore ile ittifaklarını yeniden düşünmeye “zorlamayı” amaçladığını açıkça söylüyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Şubat 2025 tarihinde yaptığı açıklamada, Başkan Trump ve yönetiminin, Rusya ve Çin arasındaki bağları zayıflatmayı amaçladığını söylüyor. Açıklamasının devamında Rubio, "Rusya'nın kalıcı bir şekilde Çin'in küçük ortağı olduğu, onlara bağımlı oldukları için Çin ne derse onu yaptığı bir durum, Rusya, Amerika, Avrupa ve dünya için iyi bir sonuç değil" diye konuşuyor. Bunun ABD için tehlikeli olacağını vurgulayan Rubio, "çünkü burada ABD'ye karşı ittifak yapmış iki nükleer güçten bahsediyoruz" diye konuşuyor.

ABD’nin Rusya’ya yanaşmasına gerekçe olarak Amerikan düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi, "Beyaz Saray ve Çin karşıtı şahinler, Çin'i dünyadan izole etmek ve artan küresel varlığına zarar vermek için Rusya ile birlikte çalışabileceklerine inanıyor" diye açıklamada bulunuyor. London School of Economics'te misafir öğretim üyesi olan Klaus Welle de "ABD, Rusya'nın Çin için bir hammadde kolonisine dönüşmesini istemiyor. Yani, kaynaklarını Çin'e çok ucuza satıyorlar ve bu da Pekin'e ABD üzerinde bir avantaj sağlıyor" diyor.

Bu noktada geriye gidip ABD eski Başkanı Richard Nixon'ın ve ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın ABD ve Rusya ilişkileri hakkındaki görüş ve politikalarına bir bakmak gerekiyor.

ABD eski Başkanı Richard Nixon, Trump’ın aksine Çin ile ilişki kurarak Rusya'yı tecrit etmek istiyor. Nixon, 1972'de Çin ile bir anlaşma imzalıyor ve o dönem her ikisi de komünist parti yönetimindeki iki ülkenin (Rusya ve Çin) on yıllar boyunca ABD'ye düşmanlıkta birleşmesine son veriyor. Yani Nixon, Çin ile ilişki kurarak Rusya'yı tecrit ediyor. Trump ise Rusya'yla ilişki kurarak Çin'i tecrit etmek istiyor.

ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ise Rusya’nın kültür olarak Avrupa’nın bir parçası olduğu ve bu nedenle de Rusya’nın Çin’in Avrupa’daki ileri karakolu olması istenmiyorsa Avrupa’nın güvenliği için Rusya’nın Avrupa’ya çıpalanması gerektiğini savunuyor. Bu konuda Amerikalı siyaset bilimci ve devlet adamı Zbigniew Brzezinski ise daha büyük düşünüyor. Brzezinski’nin “daha büyük Batı” inşası diye formüle ettiği bu düşüncesine göre; ABD’nin asıl rakibi Çin oluyor, bu nedenle ABD’nin, Çin’e karşı, mevcut müttefiklerinin yanında yeni müttefikler bulması ve Çin’i yalnızlaştırması gerekiyor. Tabii ki ABD, Çin’i yalnızlaştırmak için de Rusya’yı Batı dünyasına çıpalaması gerekiyor.

Kissinger’in ve Brzezinski’nin görüşleri ve Trump’ın politikaları doğrultusunda ABD’nin zayıflatılmış Rusya’ya yanaşmasına ‘’Tersine Nixon’’ politikası adı veriliyor. Rusya ve ABD ortak bir zemin bulurlarsa eğer; bu durumun ABD’nin Çin’e daha fazla ticaret, teknoloji ve askerî konulardaki baskı yapma imkân ve ihtimalinin artıracağı değerlendiriliyor.

II. TRUMP DÖNEMİNİN BU YENİ STRATEJİ BELGELERİNDE ABD’NİN MÜTTEFİKLERİNE ve ORTADOĞU’YA BAKIŞI

II. Trump döneminin bu yeni strateji belgelerinde göze çarpan en büyük stratejik değişiklik ABD’nin müttefiklerine olan bakış açısında yaşanıyor.

Bu yeni belgelerde (NSS ve NDS) müttefiklere yük paylaşımı, müttefiklerin daha aktif güvenlik rollerine vurgu yapılıyor. Bu, ABD’nin bazı bölgelerde askerî yükü azaltacağına, ittifaklara sorumluluk paylaşımı vurgusu yapılıyor.

ABD’nin müttefikleri ve ortaklarıyla yük paylaşımını artırması, ABD’nin müttefiklerinden “bölgelerinde birincil sorumluluğu alması ve müttefiklerin ve ortakların Avrupa, Ortadoğu ve Kore Yarımadası’nda kendi savunmalarının birincil sorumluluğunu üstlenmeleri'' için baskı yapacağına işaret ediyor.

ABD, 2026 yılı Ocak ayında yayınladığı strateji belgesinde (NDS), müttefikleriyle olacak ilişkisini de şöyle tanımlıyor: “Bölgelerindeki tehditlere karşı gözle görülür şekilde daha fazla çaba gösteren örnek müttefiklerle işbirliği ve ilişkilere öncelik vereceğiz. Bu işbirliği ve ilişkiler, silah satışı, savunma sanayisi işbirliği, istihbarat paylaşımı ve ülkelerimizi daha iyi bir konuma getirecek diğer faaliyetler dahil olmak üzere, kritik ancak sınırlı ABD desteği ile sağlanacaktır.”

II. Trump döneminin bu yeni strateji belgelerinde ABD’nin Ortadoğu’ya ve buradaki müttefiklerine bakışı

ABD, 2026 yılı Ocak ayında yayınladığı yine bu strateji belgesinde (NDS), ABD’nin Ortadoğu’daki işlerin sorumluluğunu müttefiklerine bıraktığın açık şekilde ifade ediliyor: “Savaş Bakanlığı, bölgesel müttefiklerimizi ve ortaklarımızı, İran ve onun vekillerini caydırma ve savunma konusunda birincil sorumluluk almaya teşvik edecek; İsrail’in kendini savunma çabalarını güçlü bir şekilde destekleyecek; Arap Körfezi ortaklarımızla işbirliğini derinleştirecek; ve Başkan Trump’ın tarihi girişimi olan Abraham Anlaşmaları’nı temel alarak, İsrail ile Arap Körfezi ortaklarımız arasında entegrasyonu sağlayacaktır.” 


Yıllardır ABD strateji belgelerini ve ABD politikalarını ve ABD’nin Ortadoğu’daki yığınaklanmasını takip eden birisi olarak geçen sene 20 Nisan 2025 tarihinde bu sitede 2025 yılı Haziran ayında ABD’nin İran’ı vuracağını yazıyorum. Neticede de yazdığım gibi, 13 – 24 Haziran 2025 tarihleri arasında ABD, İran’ı vuruyor.

Yine bu sitede 14 Ocak 2026 tarihinde ABD’nin İran’ı vurmayacağını yazıyorum. ABD ile İran arasındaki gerilimin her artığında da bu yazımı (ABD’nin İran’ı vurmayacağı) mükerrer olarak paylaşıyorum. Neticede ABD ile İran arasındaki resmi görüşmeler 6 Şubat 2026 Cuma günü Umman’ın başkenti Muscat’ta (Maskat) düzenleniyor. Bu görüşmelerde somut bir anlaşma olmamasına rağmen Trump ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi tarafından müzakereler “iyi ve olumlu bir başlangıç” olarak nitelendiriliyor ve müzakerelerin devamı planlanıyor.

Başka bir ifade ile yeni strateji belgeleri ışında ABD, İran’ı bertaraf işini bizzat kendisin değil, kendilerine strateji belgelerine sorumluluk ve görev yüklediği müttefiklerine aktarıyor.

Sonuç

ABD’nin 2017 tarihinden itibaren günümüze (Şubat 2026) kadar, müttefiklerinden AB’ne, Rusya’dan Çine’ ve Amerika kıtasından Venezüella’dan Ortadoğu’ya ve İran’a kısaca dünyaya bakışını ve eylemlerindeki değişiklikleri anlamak için bu strateji belgelerinin çok iyi incelenmesi, analiz edilmesi, okunması ve yorumlanması gerekiyor.


Türkiye’nin, ABD’nin İkinci Trump döneminde hazırlanan; 4 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) belgesi ve 23 Ocak 2026 tarihinde yayınlanan Ulusal Savunma Stratejisi (NDS) belgesi (ki bu yazımda ABD’nin bu belgelerle yaptığı stratejik derişiklikleri ayrıntılarıyla anlattım) ışığında ABD’nin yeni stratejik önceliklerini ve ABD’nin müttefiklerine, Rusya'ya, Çin'e ve İran’a bakış açısını iyice anlaması gerekiyor. Bu çerçevede Türkiye, bölgede ABD çıkarlarının bir aparatı haline gelmemesi gerekiyor.

ABD’nin 1964 yılındaki Johnson Mektubu sonrası Türkiye-ABD ilişkilerine bir benzetme olarak İsmet İnönü’nün metafor olarak kullandığı bir söz bulunuyor: “Büyük devletlerle ilişki kurmak, ayı ile yatağa girmeye benzer; uyurken bile gözün açık olacak.”

Her devletle olan ilişkisinde, ancak özellikle ABD ile olan ilişkisinde bu söz Türkiye’yi yönetenlerin kulağında bir küpe olarak bulunması gerekiyor.

Çünkü ABD’nin yeni stratejilerinde; değerler değil, çıkarlar (ABD çıkarları) konuşuyor.

Osman AYDOĞAN

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz