• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi15
Bugün Toplam1288
Toplam Ziyaret3965700

Münih Güvenlik Konferansı


Münih Güvenlik Konferansı

14 Şubat 2026

62. Münih Güvenlik Konferansı (MGK), dün, 13 Şubat 2026 Cuma günü Almanya’nın Münih kentinde Hotel Bayerischer Hof’ta başlayıp, yarın, 15 Şubat 2026 Pazar günü sona ermesi bekleniyor.

62. Münih Güvenlik Konferansında görüşülen konulara değinmeden ve bu konuları değerlendirmeden önce Münih Güvenlik Konferansı hakkında kısa bir bilgi vermem gerekiyor.

Münih Güvenlik Konferansı, MGK (Munich Security Conference, MSC)

Dünyanın en önemli güvenlik ve dış politika platformlarından birisi olan Münih Güvenlik Konferansı, her yıl Almanya’nın Münih kentinde hep aynı yerde Hotel Bayerischer Hof’ta düzenleniyor.


Münih Güvenlik Konferansı, güvenlik politikalarıyla ilgili konularda merkezi küresel bir tartışma forumu oluyor. MGK resmi İnternet sitesinde maksadını şu şekilde tanımlıyor: “Münih, siyasetçi ve uzmanlar için, uluslararası güvenlik politikaları alanında en önemli güncel ve geleceğe dair konuların açık ve yapıcı bir şekilde tartışılıp fikir alışverişinde bulunulabildiği bağımsız bir mecra olmuştur, öyledir ve öyle kalacaktır.”

Kendi resmî sitesindeki tanımından da anlaşıldığı gibi MGK resmi bir konferans değil; resmi protokolü olamayan özel bir etkinlik oluyor. Konferans sonunda bir bildirge yayınlanma zorunluluğu bulunmuyor. Konferansta açık tartışma yapılabiliyor ve çok sayıda ikili ve özel görüşmeler yapılabiliyor.

Güvenlik alanında önde gelen uzmanların buluştuğu MGK ilk olarak 1963 yılı sonbaharında başlıyor. Konferansın 1963 yılındaki adı “askerî bilimler buluşması” (Wehrkundetagung) oluyor. Konferansın başlangıçtaki amacı; NATO ülkeleri arasında güvenlik diyaloğunu geliştirmek ve İkinci Dünya Savaşı gibi askerî çatışmaların önüne geçmek amacıyla güvenlik politikaları alanındaki yetkilileri bir araya getirme ve bir tartışma platformu sunmak olarak belirleniyor.

Konferansın yıllar içinde katılımcıları ve gündem maddeleri de değişiyor. Konferans, zamanla küresel bir platforma dönüşerek sadece askerî güvenlik değil; jeopolitik rekabet, enerji güvenliği, siber güvenlik, iklim güvenliği ve bölgesel çatışmalar gibi konularını da kapsar hale geliyor. Bu şekilde ismi de değişip ‘’Güvenlik Konferansı’’ adını alıyor. 

1990 yılında MGK’na Rusya ve diğer Doğu Avrupa ülkeleri de katılıyor. 1995 yılında MGK’na Çin, Hindistan ve Japonya da katılıyorlar. MGK, 1998 yılından itibaren Alman Savunma Bakanlığı bütçesinden finanse edilmeye başlanılıyor.

Konferans davet usulü yapılıyor. Katılanlar arasında; devlet ve hükümet başkanları, dışişleri ve savunma bakanları, NATO ve AB yetkilileri, akademisyenler ve strateji uzmanları ve uluslararası medya temsilcileri de bulunuyor.

Konferansta zaman zaman da devlet ve başkanları konuşmalar yapıyor. Örneğin geçmiş yıllarda; Merkel, Macron, Zelenskyy, Biden ve Putin bu konferansta konuşmalar yapıyor. Liderlerin bu konuşmaları bazan bir dönemi başlatıyor. Örneğin 10 Şubat 2007 tarihindeki 43. Konferansta, Vladimir Putin, yaptığı konuşma ile bir döneme damgasını vuruyor.

Konferans, resmî bir karar organı olarak faaliyette bulunmuyor. Ancak konferans, uluslararası güvenlik gündemini şekillendiriyor. Bu şekilde konferans, küresel kriz dönemlerinde diplomatik temaslar için kritik bir zemin oluşturuyor. NATO, ABD-Avrupa ilişkileri ve Rusya-Çin politikaları açısından önemli mesajlar burada veriliyor.

Münih Güvenlik Raporu

Konferans öncesinde bir rapor yayınlanıyor: ‘’Münih Güvenlik Raporu’’. Konferans öncesinde yayımlanan bu rapor, küresel risk analizleri ve güç dengeleri üzerine kapsamlı değerlendirmeler içeriyor ve politika yapıcılar için referans niteliğini taşıyor. Konferanstan ziyade bu rapor konferansa damga vuruyor. Çünkü bu rapor, geçmiş bir yılın panoramik bir fotoğrafını çektiği gibi geleceğe dair öngörüleri de uluslararası politikada belirleyici oluyor.

Bu raporun bir de başlığı oluyor. Bu başlık da neredeyse tüm bir raporu bir veya iki sözcükte açıklıyor. Ve bu raporlar ve bu konferans genellikle bu başlıkla anılıyor.

MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSI’NIN KİLOMETRE TAŞLARI

1963 yılından beri her yıl yapılan konferansın, yakın zamanda yapılan ve önemli olanlarını, raporlarını; konferans sırası, tarihi ve rapor başlıkları ile aşağıda sunmak istiyorum.

Bu önemli konferansları, raporlarını ve başlıklarını; günümüzde yaşanan jeopolitik ve ekonomik değişikliklerin, bu konferans raporlarında ve başlıklarında nasıl öngörüldüğünü vurgulamak için ayrı ayrı ve uzun uzun anlatmak isityorum.


43. Münih Güvenlik Konferansı, 10 Şubat 2007, “The Return of History?”

10 Şubat 2007 tarihindeki 43. Konferansta ise Vladimir Putin’in yaptığı konuşma ile damgasını vuruyor. Putin konuşmasında özet olarak; NATO’nun bir dünya örgütü olmadığını, artık Avrupa’yı koruyacak bir nedeni kalmadığını, ABD’nin tek başına dünyaya hâkim olamayacağını ifade ederek tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olduğunu söylüyor.


Rapor başlığında yer alan “The Return of History?” (Tarihin geri dönüşü?)  ifadesi; Soğuk Savaş sonrası dönemde yaygın olan “tarihin sonu” (liberal düzenin kalıcı zaferi) anlayışının sorgulanmasını ifade ediyor.

Bu rapor; Vladimir Putin’in Münih’te yaptığı ve Batı’ya sert eleştiriler yönelttiği konuşma, Rusya’nın yeniden güç projeksiyonu yapmaya başlaması, Çin’in yükselişi ve ABD’nin Irak ve Afganistan müdahalelerinin yarattığı tartışmaları içeriyor. Rapordaki en temel soru şunları içeriyor; Soğuk Savaş sonrası “liberal barış” dönemi sona mı eriyor? Büyük güç rekabeti ve jeopolitik çatışmalar geri mi dönüyor? Bu başlık, sonraki yıllarda MGK raporlarında görülen temaların (Westlessness, Lose-Lose?, Fragmentation gibi) erken bir habercisi sayılıyor.

Bu rapor, bugün yaşanan büyük güç rekabetinin erken sinyallerinin verildiği kritik bir yıl olarak kabul ediliyor.

51. Münih Güvenlik Konferansı, 6-8 Şubat 2015, “The Collapsing Order – Reluctant Guardians?”

6-8 Şubat 2015 tarihlerinde yapılan MGK’ında ilk kez “Çökmekte olan düzen-Gönülsüz koruyucular’’ başlığı ile bir rapor yayınlanıyor. Bu rapor günümüze yansımaları nedeniyle önem arz ediyor. Raporda şu huşulara dikkat çekiliyor:

- Soğuk savaş sonrası beklenen çok taraflı ve barışçıl dünya düzenine geçme beklentisi gerçekleşmemiştir.

- Rusya- Ukrayna kriziyle (2014 yılındaki Rusya’nın Kırım’ı ilhakı) yıllar sonra Avrupa’ya savaş tekrar dönmüştür.

- Ortadoğu’da yaşanan iç savaşlar, devlet dışı aktörlerin hızla yükselişi, devam eden ekonomik krizlerin önlenememesi küresel düzenin çökmekte olduğunu güçlü işaretleri olarak, görülmüştür.

- Küresel düzen çökme işaretleri verirken ABD’nin kendi devletini inşaya yönelmiş olması ve savaş yorgunluğu nedeniyle uluslararası sistemi düzenlemede isteksizliği, AB’nin mali ve iç sorunları, Rusya’nın işbirliğinden kaçınması, yükselen güçlerin kapasite eksikliği gelecek için olumsuzluklar olarak vurgulanır.

- Avrupa, Asya ve Ortadoğu’da son yıllarda soğuk savaş döneminin jeopolitik mücadelelerine benzer eğilimler öne çıkmaktadır.

Rapor başlığında yer alan The Collapsing Order (Çökmekte olan -uluslararas-) düzen) ve Reluctant Guardians? (Gönülsüz koruyucular?) ifadesi; Rusya’nın Ukrayna/Kırım politikası, Orta Doğu’daki devlet çöküşleri ve Avrupa güvenlik mimarisindeki sarsıntı nedeniyle ‘’Uluslararası düzen çöküyor mu?’’, ABD’nin küresel liderlik konusunda tereddütleri, Avrupa’nın güvenlik sorumluluğu alma konusundaki çekinceleri ve çok taraflı kurumların zayıflaması nedeniyle de ‘’Düzeni koruması beklenen aktörler (özellikle Batı) isteksiz mi?’’ sorularını ifade ediyor.

Başlık, 1990 sonrası kurulan liberal düzenin kırılganlaştığını ve bu düzeni ayakta tutması beklenen ülkelerin (ABD ve Avrupa başta olmak üzere) yeterince kararlı davranıp davranmadığını sorguluyor.


Bu rapor, sonraki yıllarda gelen: “Post-Order?” (2017), “Westlessness” (2020) ve “Fragmentation” (2025) temalarının erken bir habercisi olarak görülüyor.

(Bu maddeleri ayrıntılı vermemin amacı MGK’nın raporlarının stratejik ve politik önemi ve öngörüsü nedeniyledir. )

53. Münih Güvenlik Konferansı, 17-19 Şubat 2017, “Post-Truth, Post-West, Post-Order?”

17-19 Şubat 2017 tarihlerindeki 53. MGK gündem maddelerini; Trump, Brexit, AB ve NATO krizleri ile yükselen milliyetçilik oluşturuyor.


MGK 2017 yılı raporunda; liberal demokrasilerin krizi, cihatçı terör, pasifik bölgesindeki alan paylaşmazlığı, ABD’nin uluslararası güvenlik mimarisinden çekilmesinin yol açabileceği güç boşluğu ve Avrupa'nın güvenlik alanında ABD'den bağımsız olarak hareket etme kabiliyeti tartışılıyor. Bu raporun önsözünde; uluslararası güvenliğin, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç günümüzdeki kadar kırılgan bir durumda olmadığını dile getirilerek dünyanın Batı sonrası döneme geçmekte olduğuna, yani Batı’nın hâkimiyetindeki liberal dünya düzeninin sonuna yaklaşıldığı tezine yer veriliyor.

Rapor başlığında üç kavram birden yer alıyor: “Post-Truth, Post-West, Post-Order? ”Post-Truth’’; hakikat sonrası dönemi, gerçeklerin ve olguların, siyasal tartışmalarda etkisini yitirmesini ve popülizm ve dezenformasyonun yükselişini, ‘’Post-West’’; Batı sonrası dönemi, Batı’nın küresel liderlik kapasitesinin zayıflamasını ve ABD-Avrupa ilişkilerinde belirsizliği, ‘’Post-Order’’ ise; düzen sonrası dönemi, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan liberal uluslararası düzenin aşınmasını ve kurallara dayalı sistemin sorgulanmasını anlatıyor. Başlıktaki soru işaretleri ise bu dönüşümlerin kesinleşip kesinleşmediğini sorguluyor.

Bu rapor; liberal uluslararası düzen çözülüyor mu? Batı kendi değerlerinden uzaklaşıyor mu? Küresel siyaset “hakikat sonrası” bir zemine mi kayıyor? Sorularına cevap arıyor. Bu rapor, sonraki yıllardaki “Westlessness” (2020) ve “Fragmentation” (2025) gibi temaların öncülü niteliğini taşıyor.

54. Münih Güvenlik Konferansı, 16–18 Şubat 2018, “To the Brink – and Back?”

MGK 2018 yılı raporunda ise Soğuk Savaş sonrası dönemin iyimserliğinin sona erdiği ve dünyanın “çok kutuplu, rekabetçi ve daha riskli” bir döneme girdiğini savunularak
ağırlıklı olarak Çin - ABD ihtilafının daha da artacağı yönünde görüşlere yer veriliyor.  Rapor, küresel düzenin istikrarsızlaştığı ve büyük güç rekabetinin geri döndüğü bir döneme işaret ediyordu.

Rapor başlığı olan “To the Brink – and Back?” (Uçurumun Eşiğine – ve Geri?) ifadede yer alan “Brink”, savaş ya da büyük kriz eşiğini ifade ediyorr. Başlıktaki soru işareti, dünyanın tehlikeli bir noktaya gelip gelmediğini ve buradan geri dönmenin mümkün olup olmadığını sorguluyor.

Rapor özellikle; Kuzey Kore nükleer krizi ve ABD ile yaşanan gerilime, Rusya–Batı ilişkilerindeki sertleşmeye, ABD’nin çok taraflı kurumlardan uzaklaşma eğilimine ve Çin’in artan küresel etkisine odaklanıyor.

Rapor; küresel sistem yeni bir büyük çatışma eşiğine mi sürükleniyor? Diplomasi ve çok taraflılık sayesinde geri dönüş mümkün mü? Sorularına cevap arıyor.

Bu rapor başlığı, 2017’deki “Post-Truth, Post-West, Post-Order?” temasından daha alarmist bir tona geçildiğini gösteriyor ve sonraki yıllarda gelen “Westlessness” (2020) ve “Lose-Lose?” (2022) gibi başlıkların öncülü sayılıyor.

55. Münih Güvenlik Konferansı, 15–17 Şubat 2019, “The Great Puzzle: Who Will Pick Up the Pieces?”

MGK 2019 yılı raporunda, ‘’liberal dünya düzeninde yönetim boşluğu’’ vurgusuna yer verilirken bu boşluğu kimin dolduracağı sorgulanıyor. ABD Başkanı Trump’ın ‘’dünya genelinde diktatörlere rahatsız edici ölçüde ilgi’’ gösterdiği belirtiliyor. Raporda bu durumun 2018 Aralık ayında ABD Dışişleri Bakanı Pompeo tarafından dile getirilen ‘’yeni bir liberal düzen kurma’’ sözünün altını oyduğu vurgulanıyor.


Raporda, mevcut dünya düzeninin sarsılması durumunda AB’nin önemli ülkeleri olan İngiltere, Almanya ve Fransa’nın bulundukları bölgenin istikrarı için rol alabilecekleri belirtiliyor.

Rapor başlığı olan “The Great Puzzle (Büyük Yapboz / Büyük Bilmece): Who Will Pick Up the Pieces?” (Dağılan parçaları kim toplayacak?) ifadesi küresel düzenin birçok kriz ve çatışma nedeniyle parçalandığını ve liderlik boşluğu oluştuğunu vurguluyor.

Başlık; uluslararası sistem dağılırken, düzeni yeniden kurma sorumluluğunu kim üstlenecek? Sorusunu soruyor.

Rapor; ABD’nin çok taraflı kurumlardan uzaklaşma eğilimine, Çin’in yükselişi ve artan küresel etkisine, Rusya ile Batı arasındaki gerilime ve Avrupa’nın stratejik rol arayışına odaklanarak küresel düzenin kırılganlaştığını ve liderlik ile sorumluluk paylaşımının belirsizleştiğini vurguluyor.

2019 teması, 2015’teki “The Collapsing Order” ve 2017’deki “Post-Order?” tartışmalarının devamı niteliğinde değerlendiriliyor.

56. Münih Güvenlik Konferansı, 14–16 Şubat 2020, “Westlessness”

Bu konferansın raporunda “Westlessness” kavramı ortaya atılıyor. Batı’nın kimlik ve liderlik krizi vurgulanıyor. Raporda; BD–AB ilişkilerindeki gerilim ve transatlantik bağların zayıflaması, Çin’in yükselişi ve sistemik rekabet vurgulanıyor.


Bu raporda, özellikle: ABD ile Avrupa arasındaki görüş ayrılıkları, NATO içindeki gerilimler, Çin’in yükselişi ve Rusya’nın meydan okumaları vurgulanıyor.

Bu raporun başlığı olan “Westlessness”; Batı’nın (ABD ve Avrupa’nın) küresel etkisinin azaldığını, Batı içinde, siyasi ve stratejik birlik kaybı yaşandığını, liberal değerlerin (demokrasi, insan hakları, çok taraflılık) zayıfladığını, Batı-dışı aktörlerin (Çin, Rusya gibi) güç kazandığını, özetle; hem Batı’nın dünyadaki ağırlığının azaldığını hem de Batı’nın kendi içinde yönünü kaybettiğini ifade ediyor.

57. Münih Güvenlik Konferansı, 19 Şubat 2021, “Beyond Westlessness”

Bu Konferans, pandemi nedeniyle çevrim içi olarak ve sınırlı formatta yapılıyor. Yayınlanan raporda; ABD’de yönetim değişimi sonrası transatlantik ilişkilerin yeniden tesisi, Joe Biden’ın “America is back” mesajı ve demokrasi–otoriterlik eksenli küresel rekabet vurgusu öne çıkıyor.


Bu raporun başlığı olan “Beyond Westlessness” (‘’Batısızlığın Ötesinde’’ ya da ‘’Batı’nın zayıflamasının ötesine geçmek’’) ifadesi; Batı kendi iç birliğini yeniden sağlamalı, demokratik ülkeler daha koordineli hareket etmeli ve kurallara dayalı düzen güçlendirilmelidir anlamını taşıyor.

Bu başlık, 2020’deki teşhis (Westlessness) sonrası 2021’deki “çözüm arayışı”nı temsil ediyor.

58. Münih Güvenlik Konferansı, 18–20 Şubat 2022, “Turning the Tide – Unlearning Helplessness”

Bu konferans, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sadece birkaç gün önce yapılıyor. Konferansta, Zelensky, güvenlik garantileri çağrısı yapıyor. Konferansa Rus heyeti katılmıyor. Raporda Avrupa güvenlik mimarisinin çöktüğü yönündeki değerlendirmeler öne çıkıyor.

Bu raporun başlığı olan “Turning the Tide – Unlearning Helplessness” deyimi Türkçe “Gidişatı tersine çevirmek – Öğrenilmiş çaresizliği aşmak” anlamına geliyor. Bu başlık; küresel düzensizlikleri, savaşları, güven kaybını ve jeopolitik parçalanma sürecini tersine çevirme çağrısı anlamına geliyor.

Bu başlık aynı zamanda psikolojideki “learned helplessness” (öğrenilmiş çaresizlik) kavramına gönderme de yapıyor. Bu başlık; dünya düzensizleşiyor olabilir ancak bu engellenmez değil, güçlü bir siyasi irade ile yön değiştirilebilir anlamına geliyor. Bu başlık, 2020’deki “Westlessness” kavramına kıyasla daha aktif, daha mücadeleci bir ton taşıyor.

59. Münih Güvenlik Konferansı, 17–19 Şubat 2023, ‘’Re:vision”

Konferansta Ukrayna savaşı sonrası yeni güvenlik düzeni tartışılıyor. Raporda; “Revizyonist güçler” (özellikle Rusya ve Çin) vurgusu yapılıyor, Küresel Güney’in Batı’ya mesafesi analiz ediliyor ve ABD–Avrupa birlik mesajları güçlü bir şekilde veriliyor.

Bu raporun başlığı olan ‘’Re:vision” sözcüğü bilinçli bir kelime oyunu içeriyor: Revision; “revizyon / yeniden gözden geçirme” iken Re:vision; “yeniden vizyon geliştirme / yeni bir bakış oluşturma” anlamına geliyor. Sözcük; sadece “mevcut düzeni düzeltmek” değil, ‘’küresel düzeni yeniden tasavvur etmek’’ anlamına geliyor.


60. Münih Güvenlik Konferansı, 16–18 Şubat 2024, “Lose-Lose?”

Raporda; çok kutupluluk ve sistemik rekabetin kalıcı hale gelmesi, Ukrayna savaşının uzaması, ABD’de yaklaşan seçimlerin küresel etkisi ve Orta Doğu’daki yeni krizler (özellikle Gazze savaşı sonrası güvenlik dengesi yer alıyor.


Bu raporun başlığı olan Lose-Lose (kaybet-kaybet), uluslararası ilişkilerde “win-win” (kazan-kazan) anlayışının tersini anlatıyor. Yani, tüm tarafların zarar gördüğü, kimsenin kazançlı çıkmadığı bir durumu ifade ediyor. Başlıktaki soru işareti (?) ise; ‘’dünya siyaseti artık herkesin kaybettiği bir sürece mi giriyor?’’ imasını yapıyor.

61. Münih Güvenlik Konferansı, 14–16 Şubat 2025, ‘’Fragmentation’’

Raporda; parçalanmış, bloklaşmış ve jeoekonomik rekabetin belirlediği yeni düzen vurgulanıyor. Raporda; çok kutupluluğun kalıcı hale geldiği, küresel kurumlara duyulan güvenin azaldığı, büyük güçler arasında sistemik rekabet derinleştiği, küresel düzenin parçalandığı (fragmentation), jeoekonomi ve yaptırım politikalarının güvenlik aracı haline geldiği vurgulanıyor.


Bu raporun başlığı olan “Fragmentation”; büyük güç rekabetinin derinleşmesi, ABD-Çin bloklaşması ve Rusya-Batı ayrışması yoluyla ‘’jeopolitik bir parçalanma’’yı; küreselleşmenin zayıflaması, tedarik zincirlerinin “friend-shoring” ve “de-risking” ile yeniden yapılandırılması ve yaptırımlar ve teknoloji kısıtlamaları yoluyla ‘’ekonomik bir parçalanma’’yı; demokrasi-otoriterlik ayrımı ve uluslararası hukuk ve kurumlara güven kaybı yoluyla ‘’normatif bir parçalanma’’yı ve güvenlik algılarında farklılaşma ile çifte standart eleştirileri yoluyla da Küresel Güney ile Batı arasındaki mesafeye vurgu yapıyor.

Bu başlık; dünya tek bir uluslararası düzen içinde mi kalacak yoksa rakip normlar ve bloklara mı ayrılacak sorusunu gündeme getiriyor. Bu başlık, 2020’deki “Westlessness” (Batı’nın zayıflaması) ve 2022’deki “Lose-Lose?” (herkesin kaybettiği rekabet) başlıklarının devamı niteliğinde olup daha yapısal bir kırılmaya işaret ediyor.

Bu konferansta, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in konuşması konferansa damga vuruyor. Vance’in konuşmasının odak noktası Avrupa’yı eleştirmek oluyor. Vance, konuşmasında ana hatlarıyla; Avrupa’nın güvenlik tehdidinin dış güçlerden – Rusya ve Çin gibi devletlerden – gelmediğini, asıl sorunun Avrupa’nın kendi iç politikalarında, özellikle ifade özgürlüğü, göç politikaları ve demokratik normlarda yaşanan zayıflamalar olduğunu söylüyor.

Vance’in bu konuşması, beklenen Rusya–Ukrayna savaşı veya NATO savunma planlarından çok daha ziyade Avrupa’nın iç siyasetini hedef alıyor.  Konuşmasında Vance’ın dili, “Avrupa değerlerinin” çöküşü, liderlerin seçmenlerini görmezden gelmesi gibi olağan diplomatik tonun dışında olan güçlü ifadeler taşıyor. Bu nedenle Özellikle Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve diğer Avrupa liderleri, Vance’ın sözlerini eleştirerek bu tür müdahalelerin kabul edilemeyeceğini belirtiyor. Bazı analistler, bu konuşmanın transatlantik ilişkilere ideolojik bir darbe yaptığı değerlendirmesini yapıyor.

Gelelim günümüze. Halen yapılmakta olan 62. Münih Güvenlik Konferansına (13-15 Şubat 2026)

62. MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSI, 13-15 ŞUBAT 2026, “UNDER DESTRUCTİON”

62. Münih Güvenlik Konferansı (MGK), dün, 13 Şubat 2026 tarihleri arasında Almanya’nın Münih kentinde başlayıp, yarın, 15 Şubat 2026 tarihinde sona ermesi bekleniyor.


62. Münih Güvenlik Konferansına; yaklaşık 50 devlet ve hükümet başkanı, 100’e yakın dışişleri ve savunma bakanı, NATO, AB ve G7 ülkelerinin tamamına yakını en az bakan düzeyinde temsilcileri, BM, AB ve NATO gibi uluslararası kuruluşlardaki en üst düzey yöneticiler, akademisyenler ve savunma sanayisinden, teknoloji şirketlerinden ve düşünce kuruluşlarından yüzlerce davetli katılıyor.

Konferansa davet edilenlerden ve edilmeyenlerden dikkati çekenler

Bu davetliler listesi her yıl değişmekle beraber zaman zaman ilginç davetliler ve davet edilmeyeneler de oluyor. Örneğin bu seneki 62. Münih Güvenlik Konferansı’na, ABD desteğiyle İran’da yeniden Şah rejimini kurmak isteyen Rıza Pehlevi davet ediliyor ancak İran hükümeti davet edilmiyor. MGK sözcüsünün Deutsche Presse-Agentur’a (dpa) yaptığı açıklamada “birkaç hafta önce İran’dan bazı hükümet temsilcilerine davetiye verildiğini, ancak mevcut gelişmeler ışığında bu davetiyelerin sürdürülmeyeceğini” söylediği aktarılıyor. Yani MGK, İran hükumetine önce davetiye gönderiyor ancak sonra da (muhtemelen ABD baskısıyla) bu davetten vazgeçiyor.

62. MGK’na Türkiye’den ise Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve MİT Başkanı İbrahim Kalın davet ediliyor.

Konferansa ABD’nden Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Çin’den Dışişleri BakanıVang Yi, Suriye’den ise Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve SDG Komutanı Mazlum Abdi davet ediliyor.

62. Münih Güvenlik Konferansı öncesinde yayınlanan ’’Münih Güvenlik Raporu’’

Yazımın girişinde de bahsettiğim gibi Konferans öncesinde yayımlanan bu rapor, küresel risk analizleri ve güç dengeleri üzerine kapsamlı değerlendirmeler içeriyor ve politika yapıcılar için referans niteliğini taşıyor. Konferanstan ziyade bu rapor konferansa damga vuruyor. Çünkü bu rapor, geçmiş bir yılın panoramik bir fotoğrafını çektiği gibi geleceğe dair öngörüleri de uluslararası politikada belirleyici oluyor.


’’Münih Güvenlik Raporu’’, Konferanstan bir gün önce 12 Şubat 2026 tarihinde, kapağında "odadaki fil" deyimine atıfta bulunan bir görselle ve “Yıkım Altında” (Under Destruction)  başlığı ile ve 121 sayfa olarak yayınlanıyor.

Rapor başlığı: ’Yıkım Altında” (Under Destruction

Rapor başlığı olan ‘’Yıkım Altında” (Under Destruction) ifadesi, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan kurallara dayalı uluslararası düzenin ciddi bir çözülme ve yıkım sürecine girdiği tezini anlatıyor.

Bu başlık birkaç katmanda okunması gerekiyor. Bu başlık altında; çok taraflılık, uluslararası hukuk ve kurumlara dayalı sistem; büyük güç rekabeti, savaşlar ve güç siyaseti nedeniyle zayıflaması nedeniyle ‘’uluslararası düzenin aşındığı’’; BM sistemi, Avrupa güvenlik mimarisi, silah kontrol rejimleri ve küresel ekonomik işbirliği mekanizmalarının baskı altında kalması nedeniyle ‘’norm ve kurumların tahrip edildiği’’; Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar ve Hint-Pasifik’teki gerilimler ve küresel güvenlik mimarisinin sarsılması nedeniyle ‘’jeopolitik kırılganlık yaşandığını’’ ve Transatlantik ilişkilerde güven sorunu, ABD–Avrupa arasında stratejik öncelik farklılıkları ve demokratik norm tartışmaları düzeni içeriden de zorlanması nedeniyle ‘’Batı içindeki çatlaklar yaşandığı’’ vurgulanıyor.

Özetle başlık, “düzen krizinin” artık geçici bir türbülans değil, yapısal bir yıkım sürecine dönüştüğü uyarısını yapıyor.

Münih Güvenlik Raporu

Savaş, çatışma ve transatlantik gerilimlerin gölgesinde başlayan zirvenin 121 sayfalık bu raporda; ‘’Dünya bir 'yıkım siyaseti' dönemine girdi.’’ ‘’İnşasına 80 yıl önce başlanan ABD öncülüğündeki uluslararası düzen, bizzat ABD eliyle yıkılmaktadır’’ gibi aşağıdaki çarpıcı tespitler yer alıyor:


- Dünya bir '’yıkım siyaseti'’ dönemine girmiştir. İnşasına 80 yıl önce savaş sonrasında başlanan ABD öncülüğündeki uluslararası düzen, bizzat ABD eliyle yıkılmaktadır. Uluslararası düzen artık çözülme sürecinde.

- Bugüne kadar küresel sistemin "gardiyanı" olarak görülen ABD, artık mevcut düzeni kendi çıkarlarına aykırı bularak yıkım sürecini başlattı. Trump yönetimi İkinci Dünya savaşı sonrası oluşan dünya düzenini ABD çıkarları için "bir yük" olarak görmeye başladı.

- Trump'ın, "yıkım güllesi" siyaseti küresel sistemi ve mevcut kurumları hedef alan aktörlerin başında geliyor.

- Bu yaklaşım; ilkeli işbirliğinin yerini "al-ver" odaklı pazarlıklara, kamu yararını ise özel çıkarlara bırakıyor.

-"Pax Americana" (Amerikan Barışı) döneminin sona ermesinden doğan boşluğun yerel çabalarla doldurulup doldurulamayacağı uluslararası sistemin en büyük belirsizliği konumunda.

-Ticaret ve teknoloji jeopolitik araçlara dönüşüyor, kurallara dayalı sistem yerini daha işlemsel ve güç merkezli ilişkilere bırakıyor.

Yazımın girişinde de bahsettiğim gibi konferans öncesinde yayımlanan bu rapor, politika yapıcılar için referans niteliğini taşıyor.

Raporda bahsedilen “Multipolarization” (Çok kutuplaşma / Çok kutuplulaşma süreci) kavramı, klasik “multipolarity” (çok kutupluluk) teriminden farklılık içeriyor. Bu kavram; sadece güç merkezlerinin çoğalmasını değil, aynı zamanda sistematik bir kutuplaşma ve bloklaşma sürecini ifade ediyor.

Bu kavram; küresel güç merkezlerinin artmasını (ABD, Çin, AB, Hindistan vb.), büyük güç rekabetinin sertleşmesini, küresel Güney’in artan rolünü ve normatif ve ekonomik bloklaşma gibi gelişmeleri de işaret ediyor.

62. Münih Güvenlik Konferansı öncesinde yayınlanan ’’Münih Güvenlik Raporu’’nun değerlendirilmesi

Günümüz uluslararası ilişkileri ve geleceği anlayabilmek için bu raporun çok iyi okunması gerekiyor. (Fiziki okuma değil anlaşılması anlamında.)


Rapor, kurallara dayalı uluslararası düzenin yapısal bir çözülme sürecine girdiğini savunuyor. Rapor, bunun artık geçici krizler değil; norm, kurum ve ittifakların aynı anda aşındığı çok katmanlı bir kırılma olduğunu söylüyor.

Rapor genel olarak “düzen krizi”nin derinleştiğini, küresel sistemin kutuplaşmanın da ötesinde daha parçalı, daha rekabetçi ve daha istikrarsız bir yapıya evrildiğini savunuyor.

Rapor, 1945 sonrası kurulan ABD öncülüğündeki düzenin ilk kez dış baskılarla değil, içeriden çözülerek, yıkımın başladığını, artık reform edilecek bir düzenin kalmadığını, artık neyin üzerine yeni bir düzen kurulacağını sorguluyor. Rapor, net olarak Amerikan düzeninin doğrudan ABD tarafından yıkıldığını şu ifadeyle belirtiyor: “Mevcut kuralları ve kurumları baltayla yıkmaya çalışanların en güçlüsü ABD Başkanı Donald Trump’tır.” Rapor, Trump sonrasında da bu siyasetlerin devam edeceğini söylüyor. Rapor, bu politikaların ABD elitlerinin çıkarını yansıttığını ve ABD’nin hâlâ mevcut olan gücüne dayandırılarak bu politikaların yürütüldüğünü belirtiyor.

Raporda eski düzenin kuralları, kurumları ve çok taraflılığı artık “çözüm” değil, “engel” olarak görülüyor.

Rapor, sistemin sadece yukarıdan değil aşağıdan da terk edildiğini söylüyor. Eski düzendeki demokrasi artık “aşırı bürokratik”, “aşırı hukukileşmiş” ve en önemlisi ‘’reforme edilemez’’ olarak algılanıyor.

Raporda, düzenin kurallarını yıkan, kurumlarını devre dışı bırakan, “sistemi sarsan” liderlerin toplumdan onay aldığını söylüyor. Ayrıca düzen, yalnızca bu liderler tarafından yıkılmıyor; bu düzenden umudunu kesmiş toplumlar da bu liderlere destek veriyor.

Rapor, bu çözülmenin küresel sonuçlarının ise daha sert olduğunu vurguluyor. Raporda, ilke temelli işbirliğinin yerini pazarlıkçı anlaşmalara bıraktığını, bölgelerin artık büyük güçlerin nüfuz alanlarıyla şekillendiğini ve kurallara dayalı sistemin, açık bir güç hiyerarşisine evrildiğini söylüyor.

Ancak rapor, tamamen karamsar bir tablo da sunmuyor. Rapor, Avrupa’nın stratejik kapasitesini artırması, demokratik dayanıklılığı güçlendirmesi ve çok taraflılığı yeniden canlandırması halinde “yıkım”ın yönetilebilir olduğu mesajını da veriyor.

Raporda yer alan jeopolitik değerlendirmeler

Raporda, ABD–Çin stratejik rekabeti sistemin ana ekseni haline geldiği, Rusya’nın Ukrayna savaşının Avrupa güvenlik mimarisini kökten sarstığı, küresel Güney ülkelerinin iki blok arasında tam hizalanmaktan kaçındığı, BM sisteminin, silah kontrol anlaşmalarının ve küresel yönetişim mekanizmalarını zayıfladığı, uluslararası hukuk normlarının ihlalinin artık “istisna” olmaktan çıkıp yaygınlaştığı, ABD ile Avrupa arasında stratejik öncelik farklarının belirginleştiği ve Avrupa’nın savunma kapasitesini artırma gerekliliği ve Jeoekonomik rekabetin (yaptırımlar, tedarik zinciri ayrışması, teknoloji bloklaşması) güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline geldiği vurgulanıyor. 


Raporda, ABD’nin çok taraflılıktan uzaklaşmasının, ittifakları pazarlık konusu haline getirmesinin ve güvenlik taahhütlerini koşullu kılmasının, Avrupa’da yapısal bir belirsizlik yarattığından bahsediyor. Rapor, NATO gibi kolektif savunmaların artık bir garanti değil, hesaplanan bir risk olduğunu vurguluyor. Bu nedenle rapor, Avrupa için “stratejik özerklik” vurgusunu yapıyor.

Rapora göre Hint-Pasifik bölgesi, artık küresel rekabetin en yoğun ama aynı zamanda en az kurallı bölgesi olarak görülüyor. ABD-Çin ilişkisi sistem içi bir rekabet olmaktan çıkıyor; sistem dışı bir güç mücadelesine evriliyor. Bu durum bölge ülkelerini net taraf seçmeye zorluyor, gri alanları daraltıyor.

Rapor, oksimoron bir şekilde, “düzeni yıkanın ABD olduğunu’’ söylüyor ancak tehdit olarak da Çin’i işaret ediyor: “Giderek güçlenen Çin, bölgesel istikrarı tehdit eden provokasyonlar ve baskılarla bölgesel hakimiyet için güçlü bir girişimde bulunuyor.”

Raporda insani yardım mekanizmalarının giderek siyasallaştığından bahsediyor. Rapora göre insani yardımlar, ihtiyaca göre değil, jeopolitik tercihlere göre yapılıyor. Bu ise kriz bölgelerini kalıcı istikrarsızlığa mahkûm ediyor. Dayanışma yerini seçici yardıma bırakıyor; bu da küresel eşitsizliği daha da derinleştiriyor.

Sonuç

Uzun uzun anlattım ancak görüldüğü gibi Münih Güvenlik Konferanslarında dünyada yaşanan çağın politik, askerî ve ekonomik bir panoraması yapıldığı gibi geleceğe yönelik olarak projeksiyonlar da çiziliyor.


Raporda Avrupa, iki gerçekle yüzleşiyor: ABD’ye bağımlı olmanın bedeli ve ABD’siz kalmanın riski. Rapor, bu şekilde Avrupa açısından bir çaresizliğe işaret ediyor.

Girişte de anlattığım gibi rapor çok önemli tespitler yapıyor. İşte bu nedenle bu raporun çok iyi okunması gerekiyor. Raporda anlatıldığı gibi parçalanmış güvenlik, ekonomi ve diplomasi tablosu, Türkiye gibi ne merkezde ne de kenarda duran ülkeler için çok daha ağır sonuçlar doğurması muhtemel gözüküyor. Ancak bu projeksiyonlarda Türkiye kendisini nereye koyuyor diye bakmak gerektiğinde, Türkiye’nin günümüzde meşgul olduğu konular da düşünüldüğünde insanın aklına Bizans düşerken Bizans’ın ileri gelenlerinin toplanıp meleklerin cinsiyetini tartıştıkları rivayeti geliyor.

Bir de; bizim TV’lerde ‘’Güvenlik Uzmanı’’ diye, vileda sopalarıyla kasım kasım kasılarak boy gösteren, savaş çığırtkanı, goygoycu, sözde güvenlik uzmanlarından hangilerinin adam yerine konulup da bu konferansa davet edildiğini merak ediyorum. Ne yapayım, merak ediyorum işte.

Çoook uzun oldu, farkındayım. Affola. Ancak MGK'nın önemi bu yazıyı uzatıyor.

Osman AYDOĞAN



Yorumlar - Yorum Yaz