• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Aşka Dair
Kitaplar
Hikayeler
Kendime Düşünceler
Fotoğraflar
Videolar
İletişim
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi9
Bugün Toplam22
Toplam Ziyaret3960721

Suriye hava sahasında imha edilen İran balistik füzesinin mesajları


Suriye hava sahasında imha edilen İran balistik füzesinin mesajları

06 Mart 2026


04 Mart 2026 tarihinde, İran'dan ateşlenen ve NATO tarafından Suriye üzerinde imha edilen balistik bir füzenin teknik yönünü dün anlatmıştım. Bugün de gündemle bağlantılı olarak bu füzenin verdiği mesajları anlatacağım.


Ancak bunun için öncelikle son iki ayda yaşanan bazı siyasi olaylar ve söylemleri arda arda vermem gerekiyor.

Son iki ayda yaşanan bazı siyasi olaylar ve söylemler

15 Ocak 2026:
 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, verdiği demeçte: Türkiye’nin İran’a karşı askerî müdahaleye karşı olduğunu, İran’daki istikrarsızlığın bölge için çok tehlikeli olduğunu ve sorunun diyalog ve diplomasi ile çözülmesi gerektiğini söylüyor.


21 Ocak 2026 - 18 Şubat 2026: ABD öncülüğündeki koalisyon, Suriye’deki SDG kontrolündeki hapishanelerden IŞİD tutuklularını 21 Ocak 2026 tarihinden itibaren Irak’a taşımaya başlıyor. Ocak ayı sonunda yaklaşık 950 IŞİD üyesi Irak’a gönderiliyor. Bu nakil, Irak ve ABD koordinasyonuyla büyük konvoylarla yapılıyor. Irak’a getirilen tutuklular Hasakâh bölgesindeki hapishanelerden alınıyor. Nakiller 18 Şubat 2026 tarihinde tamamlanıyor. Bu şekilde toplam 5.700’den fazla IŞİD tutuklusu Irak hapishanelerine naklediliyor.

27 Ocak 2026: ABD yönetimi, Irak’ta Nuri el‑Maliki’nin yeniden başbakan olma ihtimaline karşı açık tepki veriyor. ABD Başkanı Donald Trump, Maliki’nin yeniden seçilmesinin “çok kötü bir seçim olacağını” ve geçmişte ülkeyi kaosa sürüklediğini açıklamasını yapıyor. Ayrıca ABD’li yetkililer Irak yönetimini, İran’a yakın bir hükümet kurulması konusunda uyarılarda bulunuyor. Çünkü ABD, Maliki’yi İran’a fazla yakın bir siyasi aktör olarak görüyor ve Irak’ın İran etkisine girmesinden endişe ediyor.

22 Şubat 2026: İran’da Mahsa Amini protestoları sırasında çok parçalı ve birbirleriyle rekabet halinde Irak'ta sürgünde olan İranlı beş Kürt örgütü 2022 yılında ortak hareket mekanizması kurduklarını duyuruyor. Bu hareket tam bir birleşme doğurmuyor. Ancak 22 Şubat 2026 tarihinde bu beş Kürt örgütü, "İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu” kurduklarını ilan ediyor.

24 Şubat 2026: ABD’nin, Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, Erbil’de Mesut Barzani ile görüşüyor.

25 Şubat 2026: ABD’nin, Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam’da, Suriye Dışişleri Bakanı Asaad al‑Shaibani ile görüşüyor. Görüşmede stratejik iş birliği konuları ele alınıyor. .

27 Şubat 2026: Afganistan, Pakistan’a saldırıyor. Bu şekilde Afganistan – Pakistan savaşı başlıyor.

28 Şubat 2026: ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefonla görüşüyor.

28 Şubat 2026: ABD- İran müzakereleri, Umman’ın koordinesinde 02 Martta Cenevre’de görüşme yapılacağı kararlaştırılmışken ve çoğu konular İran tarafından kabul edilmişken, İsrail ve ABD müştereken İran’a saldırıyor.

01 Mart 2026: ABD Başkanı Trump, Irak Kürdistan Bölgesi siyasetinin iki kilit ismi olan Mesud Barzani ve Bafel Talabani ile telefonla görüşüyor.  

01 Mart 2026: Fransa, Charles de Gaulle adlı nükleer uçak gemisini, o sırada Baltık Denizi / Kuzey Atlantik görevinden çekerek Doğu Akdeniz’e yönlendiriyor. Kararı bizzat Emmanuel Macron veriyor ve Macron, Fransız Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısından sonra açıklama yapıyor.  Macron, 03 Mart 2026 tarihinde yaptığı televizyon konuşmasında geminin Akdeniz’e doğru yola çıktığını açıklıyor.  Aynı tarihlerde İtalya; donanma gemileri ve savunma unsurları, İspanya; modern bir fırkateyn, Hollanda; donanma unsurlarını Doğu Akdeniz’e gönderiyor. İngiltere ve Yunanistan; bölgedeki üs ve deniz/ hava birliklerini takviye ediyor. Bu ülkeler özellikle Kıbrıs çevresinde bir Avrupa filosu oluşturuyor.

02 Mart 2026: Güney Kıbrıs’taki RAF Akrotiri İngiliz hava üssü bir Şahid tipi kamikaze SİHA ile saldırı yapılıyor. SİHA, pist yakınlarına düşüyor, can kaybı olmuyor. İki SİHA da üs hava savunması tarafından engelleniyor. İran, saldırının kendi topraklarından yapılmadığını ve doğrudan İran tarafından gerçekleştirilmediğini açıklıyor. Olayın ardından İngiltere Savunma Bakanlığı da, üssü hedef alan SİHA’nın İran’dan havalanmadığını doğruladığını duyuruyor.

03 Mart 2026: ABD tarafından İran’a yönelik ABD yaptırımlarını delmeye yardım etmekle suçlanan ve 03 Mart 2026 tarihinde duruşması olan Halkbank il ilgili dava gerekçesiz bir şekilde 11 Mart 2026 tarihine erteleniyor.

03 Mart 2026: Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’da, ABD’nin, Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı resmî olarak kabul ediyor.

03 Mart 2026: Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’daki gazetecilerle yaptığı toplantıda; ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan çatışmanın bölgesel savaşa dönüşme riski olduğunu, Türkiye’nin temel hedefinin: saldırıların durması ve diplomasiye dönülmesi olduğunu ve İran’ın Körfez’deki enerji altyapısını hedef almasının küresel ekonomi için ciddi risk yaratabileceğini söylüyor. Aynı gün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, konuk olduğu TRT’de İran için şunları da söylüyor: “Ev ödevini yapıp yeteneklerini geliştirmediysen, hani İsrail’le Amerika’yla ağız dalaşına bile orada şey yapmaman lazım. Şimdi bu önemli bir şey, husus. Buralarda kusursuz bir durumda olması lazım bir gücün eğer gerçekten böyle bir mücadeleye kendisini hazırlıyorsa.” 

04 Mart 2026: Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD-İsrail saldırıları sonrası İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarına ilişkin verdiği demeçte; İran’ın Körfez ülkelerini bombalamasını “inanılmaz derecede yanlış bir strateji” olduğunu, İran’ın “ben gidersem bölgeyi de beraberimde götürürüm” stratejisi izlediğini ve bu saldırıların bölgesel riski büyüttüğünü ve İran’ın ABD’ye maliyet yaratmak için enerji altyapılarını hedef aldığını söylüyor.

04 Mart 2026: İran'dan ateşlenen ve NATO tarafından Suriye üzerinde imha edilen balistik bir füzenin, sanki hedefi Türkiye imiş gibi basında bir algı yaratılıyor. Bu algı sonucunda hem Millî Savunma Bakanlığı hem Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve hem de bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklamalar yapılarak İran uyarılıyor. Aynı zamanda İran’ın Ankara Büyükelçisi, Dışişleri Bakanlığı’na çağrılarak uyarılıyor.

04 Mart 2026:
 Bu uyarılar üzerine, İran Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, atıldığı iddia edilen füzenin Türkiye’ye yönelik olmadığı, İran’ın Türkiye’yi hedef almadığı açıkça belirtiliyor.


04 Mart 2026: Türkiye, ABD’nin İran’a saldırılarında Türkiye’deki üslerin kullanılmadığını ve operasyonun Türkiye üzerinden yapılmadığını duyuruyor.

5 Mart 2026: NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, İran'dan ateşlenen ve NATO tarafından Suriye üzerinde imha edilen balistik bir füze hakkında yaptığı açıklamada olayın ciddi olduğu ancak NATO’nun 5. maddeyi (kolektif savunma) gündeme almadığını belirterek NATO’nun Türkiye’nin güvenliğini desteklediği ve ‘’Türkiye’nin ittifak üyesi olarak savunulacağı’’ vurgulanıyor.

5 Mart 2026: Bu konuda ABD Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada, füzenin Türkiye’ye yöneldiğini doğrulayarak NATO’nun olayı takip ettiğini ve şu aşamada NATO’nun 5. maddesinin gündemde olmadığı belirtiliyor.

05 Mart 2026: ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki ayrılıkçı Kürt gruplara geniş kapsamlı hava desteği teklif ediyor. Trump’ın, ayrılıkçı grup liderleri ile yaptığı görüşmelerde grupların “ABD ve İsrail ile İran arasında taraf seçmesi gerektiğini” söylediği öne sürülüyor.

05 Mart 2026: Nahçıvan Uluslararası Havalimanı'na İHA'larla saldırı düzenleniyor. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, "Nahçıvan'a İran'dan İHA saldırıları düzenlendi. Cevap hakkımız saklıdır" açıklamasını yapıyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ise Tahran yönetiminin özür dilemesini ve konuya açıklama getirmesini istiyor. İran Genelkurmay Başkanlığı, İHA saldırısının arkasında İsrail'in olduğu ve saldırıyla İran'ın suçlanmak istediğini kaydediyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de "İsrail rejiminin bu tür saldırılarla kamuoyunu yanıltmak ve İran'ın komşularıyla olan iyi ilişkilerini bozmak amacıyla oynadığı role" değinerek, saldırıyla İran'ın bir bağlantısının olmadığını ifade ediyor.

06 Mart 2026: Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, güvenlik gerekçesiyle İran’daki diplomatik personelin tahliye edildiğini açıklıyor.

06 Mart 2026: ABD Başkanı Trump, "İran'a yönelik kara işgali seçeneğini henüz gündemlerinde olmadığını, ancak Irak'taki Kürt silahlı grupların İran'a saldırmak istemeleri halinde bunu tamamen destekleyeceklerini" açıklıyor.

06 Mart 2026: İran Savunma Konseyi üyesi Ali Ekber Ahmediyan, ABD ve İsrail destekli olduğunu öne sürdüğü ayrılıkçı Kürt silahlı grupların engellenmemesi halinde İran’ın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yönelik geniş çaplı saldırılar düzenleyebileceğini söylüyor.

Son iki ayda yaşanan bu siyasi olayların ve söylemlerin anlamı

Tarih sırasına göre son iki ayda yaşanan siyasi olayları ve söylemleri bu şekilde veriyorum. Bu olayları ve söylemleri; bir bütün içinde birleştirme, bağlama, bağlantılandırma, ilişkilendirme, kurgulama, anlamlandırma ve aralarındaki sebep-sonuç ilişkisinin kurulmasını sizlere bırakıyorum.


İran’a yapılacak kara harekâtı

Her ne kadar bazı yorumcular; ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde müştereken başlattıkları İran saldırısında ABD’nin, Suriye’de Esad’ın gönderip Colani’yi getirdikleri, Venezüella’da Maduro’yu alıp yerine Rodríguez’i getirdikleri gibi, İran’da da kolayca ve kısa sürede Molla rejimini devireceklerini ve yerine kukla bir rejimi koyacaklarını sandıklarını, ancak ABD’nin bu planında başarılı olmadığını savunuyorlar. Ancak ben bu görüşe katılmıyorum. İran’da bir kara harekâtı olmadan Molla rejiminin yıkılmayacağını ve ABD’nin de zaten başından beri böyle düşündüğünü değerlendiriyorum.

Ben bu sayfada, 03 Ocak 2025 tarihinde yazdığım ‘’21. Yüzyılda Büyük Oyun (The Great Game)’’ başlıklı yazımdan (bu yazımın bağlantısını da yazımın sonunda veriyorum) kısa bir bölümü olduğu gibi buraya almak ve bu yazımda değindiğim konu ile son iki ayda yaşanan bu siyasi olayların ve söylemlerle ilişkilendirmeyi yine size bırakıyorum:

‘’21. Yüzyıldaki Büyük Oyunda Dördüncü Perde Sekizinci Aşama: İran'ın bertaraf edilmesi (03 Ocak 2025)

Bu büyük oyunun Dördüncü perde Sekizinci aşamasında ABD’nin doğrudan Çin’e yönelmesini engelleyen son güç olarak İran ve İran’ın bertaraf edilmesi kalıyor. Oyunun henüz oynanmayan bu aşamasında senaristin İran'ı nasıl bertaraf edeceği konusunda çeşitli spekülatifler bulunuyor.


Bu Büyük Oyun'da Dördüncü Perdenin henüz oynanmamış sekizinci aşamasının aşağıdaki şekilde sahnelenmesi bekleniyor:

İlk safhada; Suriye ve Irak hava sahasının ABD ve İsrail uçaklarına açılacağı ve ardından da ABD'nin İsrail ile beraber hava kuvvetleri ile İran’a saldıracağı, İran’ın her türkü askerî ve devlet kapasitesini yok edeceği,

Bu aşamada İran’ın tamamen yalnız kalacağı, Ukrayna’ya angaje olması nedeniyle Rusya’nın tepki gösteremeyeceği, Çin’in henüz yetersiz askerî kapasitesi nedeniyle tepkisiz kalacağı,

Ancak sonuçta ABD tarafından İran’da kolu kanadı kırılmış bir molla rejimi mi bırakılacağı yoksa İran’da bir rejim değişikliği mi yapılacağı konusunda bu safhada senaristin ne düşündüğü bilinmiyorsa da bu aşamada, ABD’nin; Körfez Arap ülkelerini ve Suudi Arabistan’ı, ABD’ye biat etmesi ve onlara silah satabilmesi için İran’da kolu kanadı kırılmış bir molla rejimini bırakacağı,

Müteakip safhada ise (bir kaç yıl içerisinde) İran rejimini tamamen yok etmek için ABD; hava desteği ile beraber, kara gücü olarak; Suriye’de HTŞ ve SDG/PYD/YPG yönetimini, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimini, İran’daki PEJAK güçlerini ve bölgedeki müttefiklerini kullanacağı değerlendiriliyor.’’

O3 Ocak 2025 tarihinde yazdığım yazımın küçük bir kısmı bu kadar. 

Son iki ayda yaşanan anlattığım bu siyasi olayların ve söylemlerin, ABD’nin İran’a yapacağı kara harekâtı ile ilgili olduğunu ve ABD’nin İran’a karşı saldırısında İran’a karşı cepheyi genişletmek adına kendisine yeni müttefikler bulmak amacını taşıdığını değerlendiriyorum. Ancak ABD’nin, İran’a karşı yapacağı bu kara harekâtında hiçbir şekilde ABD askeri görevlendirmeyeceği, ABD askeri yerine, bölgede mebzul miktarda bulunan ve bir kısmının ‘’Son iki ayda yaşanan bu siyasi olaylar ve söylemler’’ bölümünde adları geçen maşaları kullanacağını değerlendiriyorum.  

Suriye hava sahasında imha edilen İran balistik füzesinin verdiği mesajlar

04 Mart 2026 tarihinde, İran'dan ateşlenen ve NATO tarafından Suriye üzerinde imha edilen İran balistik füzesi bize şu mesajları veriyor:


1. İran’dan atılan bu balistik füzenin hedefi Türkiye olmamasına ve İran tarafının bunu açıklamasına rağmen, bazı çevreler tarafından ısrarla, sanki bu füzenin hedefinin Türkiye olduğu algısı yaratılıyor.

2. Füze olayından sonra NATO açıklamalarında, ‘’Türkiye’nin ittifak üyesi olarak savunulacağı’’ vurgulanıyor. Ancak her nedense, bu vurguyu Türkiye, kırık yıldan fazla zamandır mücadele ettiği PKK’nın saldırılarında için hiç mi hiç görmüyor, hiç mi hiç duymuyor. Kırk yıldır PKK, Irak’ın kuzeyinde üslenip Türkiye’ye sızıp yurt içinde saldırılar yaparken nedense bu sözler Türkiye’ye asla ve asla söylenmiyor. Hatta Türkiye’nin PKK ile mücadelesinde vazgeçtim NATO desteğinden, bizzat NATO ülkeleri Türkiye’ye silah ambargosu uyguluyor.

3. Dünkü yazım içerisinde bahsetmiştim, S-400’lerin de füzesavar silah sistemleri olduğunu. Ancak Türkiye böylesi bir füze tehdidi altındayken S-400’ler depolarda tatilini sürdürüyor. Demek ki S-400’lerin böyle bir kabiliyeti bulunmuyor. Demek ki S-400’lerin balistik füzeleri algılayacak radar ağları ve bataryalarını bu füzeye yönlendirecek sistemleri bulunmuyor. Demek ki S-400’ler için verilen paralar çöp oluyor. Ayrıca S-400’ler nedeniyle uğranılan kayıplar da bu çöpün bonusu oluyor. 27 Şubat 2020 tarihinde Suriye’de İdlib’te Rus savaş uçakları saldırısı sonucu 33 şehit verdiğimizde de bu S-400’ler depolarda tatillerini sürdürüyordu.

4. Tabii ki savunma sanayimiz konusunda gurur duyuyoruz. Şimdiye kadar bolca reklamı yapılan; Korkut, Sunga ve Gökberk adlı Uçaksavar ve Füzesavar Sistemlerini; Hisar‑O+ ve Hisar ‑A+ adlı Orta Menzilli Hava Savunma Sistemlerini ve Siper ve Levent adlı Uzun Menzilli Füzesavar ve Hava Savunma Sistemlerini bu balistik füzeleri önlemede ve kriz bölgesinde göremiyoruz. Demek ki balistik füzelere karşı ülke hava savunması Allah’a, pardon NATO’ya emanet!

5. ABD ve İsrail’in İran’a saldırınsın hemen ardından 01 Mart 2026 tarihinde Fransa, Charles de Gaulle adlı nükleer uçak gemisini, o sırada Baltık Denizi / Kuzey Atlantik görevinden çekerek hemen Doğu Akdeniz’e yönlendiriyor. Aynı tarihlerde İtalya; donanma gemileri ve savunma unsurları, İspanya; modern bir fırkateyn, Hollanda; donanma unsurlarını Doğu Akdeniz’e gönderiyor. İngiltere ve Yunanistan; bölgedeki üs ve deniz/ hava birliklerini takviye ediyor. Bu ülkeler özellikle Kıbrıs çevresinde bir Avrupa filosu oluşturuyor. Bu esnada ise NATO’nun Steadfast Dart-2026 tatbikatı kapsamında, 26 Şubat 2026 tarihinde Hollanda’daki Rotterdam Limanında bir ‘’Görev grubu’’ halinde; TCG İstanbul (fırkateyn), TCG Oruçreis (fırkateyn) ve TCG Derya (ikmal gemisi) ile beraber bulunan TCG Anadolu, bu görevinden sonra, aynı görev kapsamında İngiltere’ye geçerek Southampton Limanı’na yanaşıyor. Bu görev grubu halen bu limanda bulunuyor. Avrupa, bu krizde Kıbrıs çevresinde bir Avrupa filosu oluştururken bizim gemilerimizin ise İngiltere’de bulunması ülkede idrak ve iradenin bulunmadığını gösteriyor.  

6. İran, hiçbir şekilde Türkiye’ye saldırmıyor, saldıramıyor. NATO üyeliği, Türkiye’nin gücü gibi değişik nedenleri olsa da asıl neden; Türkiye’nin, ülkedeki ABD üslerini ABD’nin İran’a karşı kullanmasına izin vermemesinden kaynaklandığı değerlendiriliyor. Ancak I. Dünya Savaşı başında Osmanlı tarihini değiştiren iki Alman savaş gemisi (Goeben ve Breslau) gibi, ABD’nin bir oldu bittiye getirerek bu üsleri İran’a karşı kullanmaması için de gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor.  

7. ABD ve İsrail, İran’a saldırmak için Suriye ve Irak hava sahasını kullanıyor. Bu durum ise Irak ve Suriye’nin neden parçalandığını net bir şekilde açıklıyor.

8. Türkiye hariç bölgedeki bütün Müslüman ülkeler, ABD ve İsrail’in İran’a saldırması için ülkelerinin bütün imkânlarını ABD ve İsrail hizmetine sunuyor. Bu durum ‘’İslam Birliği’’ hayalini kuranların kulaklarında küpe olması gerekiyor.

9. ABD ve İsrail’in, İran'a olan saldırıları daha da sürerse, başta Suudi Arabistan olmak üzere bölgedeki ABD müttefiki ülkelerin de ABD ve İsrail yanında bu saldırıya katılmaları bekleniyor.

10. Son yıllarda bütün Batılı düşünürler Avrupa'nın 5'inci yüzyılda girdiği Orta Çağ gibi Ortadoğu'nun da bu yüzyılda kendi Orta Çağına girdiklerini iddia ederek 1618 ile 1648 yılları arasında Avrupa devletlerinin çoğunun katıldığı ve temelinde bir Protestan-Katolik mücadelesi yatan mezhep savaşları dizisi gibi Ortadoğu'nun da bir otuz yıl mezhep savaşlarına girmekte olduğunu yazıyor. Arap ülkelerinin İran’a karşı ABD yanında saldırıya katılmaları tüm Ortadoğu’yu kapsayacak şekilde uzun süreli (otuz - kırk yıl) bir Sünni – Şii savaşını başlatacağı değerlendiriliyor. Böylesi bir savaşın Türkiye'yi de en ağır biçimde etkilemesi pek bir mümkün gözüküyor.

Sonuç

Montaigne bir denemesinde; ‘’Adamın biri, zaten karanlıktan korkarmış. Bir gün büyük bir hangarda elindeki mumla tek başına kalmış. O an o kadar korkmuş ki elindeki mumu üfleyivermiş’’ diyor. Elde kalan son mumu da üfleyerek tüm Ortadoğu’nun kopkoyu bir karanlığa gömülmesini sağlayacak Trump gibi, Netanyahu gibi deliler de zaten işbaşında bulunuyor.

Bu mesajları ben değil, Suriye hava sahasında imha edilen İran balistik füzesi veriyor. Mesajların uzunluğu da bu balistik füzenin menzilenin uzunluğundan kaynaklanıyor.

Osman AYDOĞAN

Yazım içerisind ebahsettiğim 03 Ocak 2025 tarihli yazım:
21. Yüzyılda Büyük Oyun (The Great Game)
https://www.sehriyar.info/?pnum=1134

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz