
İran’a yapılan İsrail füze saldırısında katledilen 150 kız çocuğunun anısına
08 Mart 2026
İsrail, ABD ile beraber İran’a saldırısının henüz ilk günü, 28 Şubat 2026. İsrail, bu günün sabahında İran’ın Hürmüzgan eyaletinin Minab kentindeki ‘’Şeceretü’t-Tayyibe’’ adlı bir kız ilkokuluna füze ile saldırıyor. Bu saldırı sırasında okulda bulunan, yaşları 7–12 arasında olan 150’den fazla kız çocuğu ölüyor. Bazı raporlarda; öğrenciler, öğretmenler ve diğer okul çalışanları dâhil toplam ölü sayısının 165–180 kişi arasında olduğunu veriliyor.
İran liderlerini, evlerinin odalarında bulup, nokta atışıyla füzeyle öldüren İsrail’in bu saldırısının yanlışlıkla yapıldığı düşünülemez. Bu saldırı, İsrail tarafından hedef gözetilerek yapılıyor.
Tabii ki bu olay üzücü bir olay. Ancak bu olaydan daha elim ve daha vahim bir şey daha oluyor: Tepkisizlik. Gerek Türkiye’de gerek İslam dünyasında gerekse de Batı dünyasında bu olay karşısında kamuoyunun kılı kıpırdamıyor.
Bu olayın tersini düşünün: Varsayalım ki İran, füze saldırısıyla İsrail’de bir okulu vuruyor ve bu okulda 150 kız çocuğu ölüyor. Batı’dan ve İslam dünyasından yükselecek tepkilerin sınırının, haddinin ve hududunun olmayacağı değerlendiriliyor.
Doğrular değişince
İnsanların zaman içerisinde fikirleri değişebiliyor, görüşleri değişebiliyor, düşünceleri değişebiliyor. Bu değişim sağlıklı bir şey oluyor, beynin çalıştığını gösteriyor. Ancak insanın doğruları değişiyorsa orada çok vahim bir etik sorunu bulunuyor. İran kız çocuklarının öldürüldüğü bu konuda da öyle oluyor: İnsanların doğrularının değiştiği görülüyor.
Peki diyelim ki Batı İslam düşmanı, bu nedenle bu katliamı görmezden geliyor. İsrail, Gazze’de çocukları katlettiğinde, Türkiye’de her yeri miting alanına çeviren İslamcılardan, İran’da bu Müslüman kız çocukları yine aynı İsrail tarafından katledildiğinde kıllarını kıpırdatmıyorlar. Vazgeçtim ‘’Katil İsrail’’ mitinglerini, ‘’Katil İsrail’’ diye yazı bile yazmıyorlar.
TRT, yıllardır artık haber vermiyor, TRT yıllardır haber yerine yorum veriyor. Örneğin son zamanlarda TRT, İsrail’den bahsederken hep habere ‘’soykırımcı İsrail’’ veya ‘’katil İsrail’’ yorumuyla habere başlıyor. Muhtemel ki İsrail’in Gazze’de yaptığı katliam buna gerekçe oluyor. Ancak aynı TRT; geçmişte Irak’ı ve Libya’yı, şimdi de İran’ı bombalayan ABD için ‘’soykırım’’ veya ‘’katil’’ sözcüklerini kullanmıyor. Halbuki İsrail, Gazze’de seksen binin üzerinde Filistinliyi katlederken, ABD; 2003 yılında Irak’ta bir milyon üzerinde Müslümanı katlediyor, üç milyon Iraklının ülkesini terke zorluyor. ABD, Irak’ta yüzlerce hastane ve camiyi bombalıyor. Aynı ABD, 2011 yılındaki Libya harekâtında 30.000 Libyalı öldürülüyor, Bu harekâtta 500.000 Libyalı ülkesini terk ediyor. Aynı ABD, Suriye’deki iç savaşı kışkırtmasıyla 610 bin Suriyeli ölüyor, 13 milyon Suriyeli yerini yurdunu kaybederek sığınmacı, mülteci durumuna düşüyor. 2025 yılından beri Müslüman Suudi Arabistan yine Müslüman Husi’leri bombalıyor. Yemende binlerce Müslüman öldürülüyor. Ancak Gazze’de öldürülenler için dünyayı ayağa kaldıran, miting üstüne miting yapan Müslümanlar; Irak,ta, Libya’da, Suriye’de ve Yemen’de katledilen Müslümanlar için kıllarını kıpırdatmıyorlar, bir kınama dahi yapmıyorlar. Bu Müslümanlar; Irak’taki, Libya’daki, Suriye’deki ve Yemen’deki bu ölümleri, bu işgalleri, bu tecavüzleri, bu cinayetleri ne telin ediyorlar ne protesto ediyorlar ne de bu maksatla mitingler yapıyorlar. O zamanlar; bu Müslümanlar tarafından kafeler, restoranlar basılıp tahrip edilmiyor.
Elin Hristiyan İspanyol’u, ABD’nin ve İsrail’in, Müslüman İran’a olan saldırısını kınarken bizdeki medyatik, sözde Müslüman birisi ‘’ben tarafsızım’’ diyor.
Bu liste uzayabilir. Filistin’in en yakın dostları ve İsrail’in en güçlü düşmanları olan Irak, Libya ve Suriye’yi ABD ile bir olup darmadağın edenler, İsrail Gazze’ye saldırdığında, hem İsrail’in petrol dahil her türlü ihtiyacını karşılayıp hem de ‘’Kahrolsun İsrail’’ diye bağırıp, miting düzenliyorlar.
Şimdi, İran’a yapılan İsrail füze saldırısında öldürülen 150 kız çocuğunun anısına gelmemiz gerekiyor.
Bir Pers (*) masalı: Mâh Pişânû
Mâh Pişânû (Mâh Pishânoo / Mâh Pishooni) (Ay Alınlı) (**) adlı bir çocuk Pers masalı bulunuyor.
Bir zamanlar uzaaaak uzak bir diyarda, varlıklı ama çocuksuz bir tüccar ile güzel eşi yaşıyor. Uzun yıllar sonra, Tanrı onlara bir kız çocuğu veriyor. Bebek doğduğunda herkes hayrete düşüyor. Çünkü bebeğin alnında bir ay, çenesinde ise bir yıldız bulunuyor. Bu yüzden ona Mâh Pişânû (Ay Alınlı) (*) adı veriliyor. Mâh Pişânû, büyüdükçe güzelliği, inceliği, nezaketi ve iyi kalbiyle tanınıyor. Fakat bu güzel kızın annesi genç yaşta vefat ediyor. Kızın babası bir süre sonra yeniden evleniyor. Yeni üvey anne, kötü, kıskanç ve zalim bir kadın oluyor. Masal da bu hikâye üzerine inşa ediliyor. Bu masal, Batı’daki ''Cinderella'' (Külkedisi) temasının Pers dünyasındaki karşılığı olarak kabul ediliyor.
İşte bu Pers masalından bir halk ezgisi doğuyor: “Mâh Pişânû. Bu Pers masalından doğan halk ezgisini İranlı sanatçı Asghar Mirkhadivi tarafından opera eserine uyarlanıyor. Bu opera eserini de yine İranlı opera sanatçısı Darya Dadvar çok güzel yorumluyor. Darya Dadvar, İran'ın geleneksel müziğiyle Avrupa klasik müziğini birleştirerek kendi müziğini yaratıyor. İran müziğini caz ve blues unsurlarıyla harmanlamadaki eşsiz yeteneği, onun, en iyi "Dünya Müziği" sanatçıları arasında yer almasını sağlıyor.
Sonuç
ABD - İsrail çetesinin İran’a saldırılarının ilk günü bir kız ilköğretim okuluna saldırıda 150’si kız çocuğu olmak üzere 180 kişi katlediliyor. Bu saldırıyı Batı umursamadığı gibi sözde Müslümanlar da umursamıyor. Onlarda iki yüz bulunuyor, onlarda etik sorunu bulunuyor. Bu onların sorunu oluyor. Ancak, insan olanın umursaması gerekiyor.
28 Şubat 2026 günü sabah erken saatlerde İran’da bir kız ilköğretim okuluna yapılan İsrail saldırısı sonucu, yaşları 7–12 arasında olan 150’den fazla kız çocuğu ölüyor. Ancak bu olaydan daha elim ve daha vahim bir şey daha oluyor: Tepkisizlik. Gerek Türkiye’de gerek İslam dünyasında gerekse de Batı dünyasında bu olay karşısında kamuoyunun kılı kıpırdamıyor. Halbuki insanı insan yapan, olaylar karşısında verdiği tepki oluyor.
Eğer, ABD ve İsrail; İran’ı dize getiremiyorsa, İran’ı; Irak, Libya ve Suriye gibi kolayca parçalayamıyorlarsa bunun nedeni İran’ın dayandığı köklü Pers kültürel yapısı oluyor. Dünya çapındaki bütün güvenlik uzmanları ısrarla şunu söylüyor: ‘’Güçlü ittifak ilişkilerinden dışlanmış, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak zayıflamış toplumları; Irak, Libya ve Suriye gibi bir gelecek bekliyor.’’
Girişte anlattığım gibi; insanların zaman içerisinde fikirleri değişebiliyor, görüşleri değişebiliyor, düşünceleri değişebiliyor. Bu değişim sağlıklı bir şey oluyor, beynin çalıştığını gösteriyor. Ancak insanın doğruları değişiyorsa orada çok vahim etik bir sorun bulunuyor. İşte anlattığım gibi. İşte bu sorun da bu sözde Müslümanların yüzleşmesi gereken etik bir sorun oluyor.
Bugün Pazar. ‘’Pazar günleri gam, keder, kasvet ve hüzün zamanı değil, müzik zamanıdır’’ diyeceğim ama diyemiyorum. Mâh Pişânû adlı bir çocuk Pers masalından uyarlanan bu şarkıyı İran’a yapılan İsrail füze saldırısında öldürülen 150 kız çocuğunun anısına sunuyorum.
Her şeye rağmen sizlere iyi, güzel ve mutlu pazarlar diliyorum.
Osman AYDOĞAN
Bahar Korosu ve Doğu-Paris Filarmoni Orkestrası, Şef Arash Fouladvand'ın yönetiminde 29 Nisan 2022 tarihide Londra’da verdikleri konserde Darya Dadvar, Mâh Pişânû (Mâh Pişânû) adlı eseri seslendiriyor:
https://www.youtube.com/watch?v=hyf04JYLaLc
Derya Dâdver'in 2004 yılında Berlin’de verdiği konserde Mâh Pişânû (Mâh Pişânû) adlı eseri piyano eşliğinde seslendiriyor:
https://www.youtube.com/watch?v=ZG5wxj3isHM
(*) Burada küçük bir açıklama yapmam gerekiyor. Şimdiki İran’ın gerçek adı ‘’Pers’’ oluyor. Arapça’da ‘’P’’ harfi olmadığı için Araplar P verine P’ye en yakın ‘’F’’ harfi olduğu için ‘’Fars’’ diyor. Rıza Şah Pehlevi ise Hitler’den esinlenerek ülkesinin adı olarak ‘’Aryan’’ ırk anlamına gelen ‘’İran’’ı kullanıyor. Ben de yazımda tarihi süreçteki adıyla İran yerine ‘’Pers’’ adını kullanıyorum.
(**) ‘’Mâh’’ sözcüğü, Pers dilinde ‘’ay’’ (gökteki ay, mehtap) anlamına geliyor. “Pişânû” sözcüğü de eski Pers dili kökenden geliyor, “pişān” veya “pişānî”, “alın” anlamına geliyor. “Pişânû” sözcüğü sonundaki “û” eki kelimeyi yumuşatıyor ya da uyak sağlıyor. Dolayısıyla “pişânû” = “alın”, yani alın kısmı, yüzün üst kısmı anlamına geliyor. Ancak bu “Pişânû” sözcüğü bugün artık Pers dilinde pek kullanılmıyor. Bu nedenle “Pişânû” sözcüğü eski Pers dilinde ‘’alın’’ anlamına gelse de bu sözcüğün günümüz anlamı olarak ‘’yüz’’ (sadece alın değil, başın ön tarafı, bütünü) olarak anlamak gerekiyor. Yani ‘’Mâh Pişânû’’, ‘’ay yüzlüm’’ anlamına geliyor. Pers dilinde de Türkçe'de de ''Ay alınlı'' sözcüğü artık kullanılmıyor, ''Ay yüzlüm'' sözcüğü kullanılıyor. ''Ay yüzlüm'' sözcüğü de gerek Divan Edebiyatında gerekse de halk türkülerinde sıklıkla kullanılıyor.