
Ruhban Okulu ve Ekümenik Patrik kıskacında Lozan ve egemenlik
20 Mayıs 2026
Bugün arkasındaki küresel hesapları görmezden gelerek sadece bir "inanç özgürlüğü" ya da "teknik eğitim" meselesiymiş gibi sunulan Heybeliada Ruhban Okulu ve Patrik Bartholomeos’un ‘’Ekümenik’’ sıfatını kullanması aslında Türkiye’nin egemenlik haritası üzerinde her geçen gün daha yüksek sesle tik takları duyulan bir zaman ayarlı bombaya dönüştürülüyor. Ankara’nın sessizliği, Atina’nın sabırsızlığı ve Washington’ın açık kurumsal takibiyle ilerleyen bu sürecin kodlarını çözmek için, hafızamızı tazelemeli ve filmi çok değil, iki yıl geriye sarmamız gerekiyor.
HEYBELİADA RUHBAN OKULU’NUN YENİDEN AÇILMASI GAYRETLERİ
Bu konuda Patrik Bartholomeos, her fırsatı değerlendiriyor. Patrik Bartholomeos’un bu konudaki faaliyetlerini aşağıda kronolojik sıraya göre veriyorum.
29 Mayıs 2024: Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: ‘’Heybeliada Ruhban Okulu’nun açık olmasını arzu ederim’’
O zamanın Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 29 Mayıs 2024’te kapalı olan Ruhban Okulu’nu ziyaret ediyor. Bakan, ziyaretin ardından, “Heybeliada Ruhban Okulu’nun açık olmasını arzu ederim. Cumhurbaşkanımız, bu konudaki kararımızı verdiğimizde nasıl bir usul izleyebileceğimizin araştırmasını yapmamızı istedi” diye konuşuyor.
26–27 Eylül 2024: Patrik Bartholomeos’un açıklamaları -1
26–27 Eylül 2024 tarihinde Patrik Bartholomeos, Bizans mirasını ve teolojik araştırmaları canlandırma gayesiyle kurulan Selanik merkezinin açılışı ve çeşitli patrikhane temasları maksadıyla Selanik’e gidiyor.
Bartholomeos burada, Başta Yunan Kathimerini gazetesi ve Atina Haber Ajansına verdiği demeçte Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması konusunda oldukça iyimser konuşarak şu minvalde ifadeler kullanıyor: “Okulumuzun yeniden faaliyet göstermesi hedefimize kısa sürede ulaşacağımıza dair son derece iyimserim.”
Ardından Patrik Bartholomeos, en çok tartışılan şu ifadeyi kullanıyor: “Eğitim Bakanlığı yetkililerine emir yukarıdan, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan verildi.” Ve devamında: “Okulumuzun yeniden faaliyete geçmesi eşiğinde bulunduğumuza artık eminiz.”
Bu açıklamalar Türkiye’de özellikle 27–28 Eylül 2024 tarihlerinde geniş yankı uyandırıyor. Ancak hükümet kanadından bir tepki gelmiyor.
Aynı açıklamalarda Bartholomeos, sürecin yalnızca siyasî değil teknik düzeyde de ilerlediğini anlatıyor. Buna göre: Milli Eğitim Bakanı’nın Heybeliada’daki okulu ziyaret ettiğini, Patrikhane’den bir heyetin Ankara’ya giderek teknik görüşmeler yaptığını, yeni bir heyetin de “teknik detayları” görüşmek üzere başkente gideceğini söylüyor.
Kathimerini Gazetesine dayandırılan haberlerde ise taraflar arasında okulun: Vakıf statüsünde, YÖK denetimine bağlı ve özel üniversite modeliyle faaliyet göstermesi yönünde formül arayışları bulunduğu aktarılıyor.
9 Mayıs 2025: Patrik Bartholomeos’un açıklamaları -2
Patrik Bartholomeos, 9 Mayıs 2025 tarihinde Yunanistan’ın başkenti Atina’ya bir ziyarette bulunuyor. Bartholomeos o tarihlerde Yunanistan’da çeşitli resmî ve dinî temaslarda bulunuyor. Patrik Bartholomeos, bu ziyaret kapsamında: Başbakan Kiryakos Mitsotakis ile görüşüyor, çeşitli kilise ve diplomatik etkinliklere katılıyor ve Heybeliada Ruhban Okulu konusunu da yeniden gündeme taşıyor.
Patrik Bartholomeos, Atina’daki Eliza Goulandris Vakfı Çağdaş Sanat Müzesi’nde Patrik onuruna düzenlenen davette bir konuşma yapıyor.
Davette yaptığı konuşmada Bartholomeos, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması konusunda iyimser olduğunu söylüyor. Basına yansıyan açıklamalara göre Patrik Bartholomeos, şu hususları özellikle vurguluyor: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sürece “yeşil ışık yaktığı”, Millî Eğitim Bakanlığı ile görüşmelerin sürdüğü, okulun açılmasına yönelik teknik ve idarî çalışmaların devam ettiği ve hatta okulun 2026 Eylül ayında yeniden öğrenci kabul edebileceği yönündeki iyimserliğini aktarıyor.
Agos’un, Kathimerini gazetesine dayandırdığı haberde konu şu şekilde aktarılıyor: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeşil ışık yakmasından sonra Milli Eğitim Bakanlığı ile görüşmeler devam ediyor.”
Aynı haberde Bartholomeos’un, okulun “2026 yılının Eylül ayında yeni öğrencilerini ağırlayabileceğine ilişkin iyimserliğini” dile getirdiği belirtiliyor.
Haziran–Temmuz 2025: ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamaları -1
ABD Büyükelçisi Barrack’ın konuya ilişkin ilk dikkat çeken değerlendirmeleri, 2025 yazı (Haziran–Temmuz 2025) döneminde Ankara’da göreve başlamasının ardından yapılan tanışma ve basın bilgilendirmelerinde ortaya çıkıyor.
Barrack, Ankara’da Haziran–Temmuz 2025’de göreve başlangıcı nedeniyle yaptığı diplomatik temaslarda ABD–Türkiye ilişkilerinde “dinî ve kültürel dosyaların da diyalog alanı olduğu” vurgusunu yapıyor. Barrack, Ruhban Okulu’nu doğrudan isim verilmeden “azınlık dini kurumları ve eğitim meseleleri” kapsamında ele alıyor.
15 Eylül 2025: Patrik Bartholomeos’un ABD ziyareti ve Trump ile görüşmesi
Patrik Bartholomeos, Eylül 2025’in ikinci haftasında ABD’ye gidiyor. Patrik Bartholomeos, ilk temaslarını New York’ta yapıyor. Patrik, burada: Amerikan Rum Ortodoks Başpiskoposluğu çevreleriyle, çeşitli dinî kuruluşlarla, Yunan-Amerikan lobisi temsilcileriyle ve bazı diplomatik çevrelerle görüşüyor. Ardından Washington DC’ye geçerek Beyaz Saray’da Trump ile bir araya geliyor.
Patrikhane’ye yakın kaynaklara göre ziyaretin resmî gerekçeleri arasında şunlar bulunuyor:
Ortodoks dünyasına ilişkin uluslararası meseleler: Özellikle: Ukrayna Ortodoks Kilisesi krizi, Rusya–Ukrayna savaşı sonrası dinî gerilimler ve Ortodoks kiliseleri arasındaki ilişkiler.
Dinler arası diyalog çalışmaları: Bartholomeos uzun süredir Vatikan, ABD ve uluslararası kuruluşlarla bu konuda temas yürütüyor.
Heybeliada Ruhban Okulu konusu: Patrik, okulun yeniden açılması için ABD’deki siyasî ve diplomatik desteği canlı tutmaya çalışıyordu. Bu nedenle ABD Kongresi’ne yakın çevreler ve Rum-Yunan diasporasıyla da görüşmeler yapıyor.
Fener Rum Patriği Bartholomeos ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki görüşme, 15 Eylül 2025 tarihinde Washington DC’de, Beyaz Saray’da yapılıyor.
Patriği Bartholomeos ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki görüşmenin ardından hem Patrikhane çevresinden hem de Yunan ve Türk basınından aktarılan bilgilere göre görüşmede şu konular ele alınıyor: Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması, Fener Rum Patrikhanesi’nin “ekümenik” statüsü, Türkiye’deki Hristiyan azınlıkların durumu, Ukrayna’daki Ortodoks kilisesi krizi, Papa’nın İznik ziyareti hazırlıkları ve dinler arası diyalog çalışmaları.
Patrikhane kaynaklarına dayandırılan haberlerde Bartholomeos’un Trump’a, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasının Ortodoks dünyası açısından taşıdığı önemi anlattığı ifade ediliyor. Aynı görüşmede Patrik’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın girişimiyle Türk hükümeti ile Patrikhane arasında bir diyalog süreci başladığını söylediği aktarılıyor.
En dikkat çekici iddia ise Trump’ın konuya yaklaşımıyla ilgili oluyor. Özellikle Ermeni cemaatine yakın yayın organlarında ve bazı Türk haber sitelerinde yer alan bilgilere göre Trump’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapacağı görüşmede Heybeliada meselesini gündeme getirmek üzere danışmanlarından bir “brifing notu” hazırlamalarını istediği ileri sürülüyor.
Bartholomeos’un Trump ile yaptığı görüşme sonrası yaptığı açıklamalarda kullandığı bazı ifadeler Türkiye’de ayrıca tartışma yaratıyor. Patrik, Trump ile görüşmesinde Türkiye’deki Hristiyanların karşılaştığı “zorluklar” ve “zulümler” hakkında konuştuğunu söylüyor.
25 Eylül 2025: Erdoğan–Trump görüşmesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için gittiği ABD’de Beyaz Saray temasları sırasında 25 Eylül 2025 tarihinde Trump ile görüşüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’la yapacağı görüşme öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlarken Heybeliada Ruhban Okulu hakkında şu açıklamayı yapıyor: “Heybeliada Okulu ile ilgili üzerimize ne düşerse biz onu yapmaya hazırız. Dönünce de Sayın Bartholomeos ile bu konuyu görüşme fırsatı bulacağım.”
Arka plandaki diplomatik sürecinde unutulmaması gerekiyor. Görüşmeden kısa süre önce Patrik Bartholomeos’un Trump’la görüşüyor ve Ruhban Okulu konusunu gündeme taşıyor. Daha sonra Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesinde bu konuyu açıyor.
Ayrıca ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Beyaz Saray'da gerçekleştirdiği ikili görüşmenin ardından iki ülke arasındaki F-35 savaş uçakları ve askeri ambargoların (CAATSA yaptırımları) kaldırılmasına yönelik müzakereler esnasında şu sözleri sarf ediyor: "F-35'ler konusunda bir anlaşmaya varabiliriz. Ancak öncelikle, Cumhurbaşkanı Erdoğan bizim için bir şey yapacak."
Aynı görüşmede süreci özetlemek için Trump şu sözleri de kullanıyor: "Onun bazı şeylere ihtiyacı var, bizim de bazı şeylere ihtiyacımız var. Günün sonunda ne olacağını göreceğiz."
Eylül–Ekim 2025: ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamaları -2
Eylül–Ekim 2025 döneminde Barrack’ın Türkiye’de çeşitli temaslarda bulunduğu sırada ve Türk yetkililerle görüşmelerinde ABD-Türkiye stratejik gündemi ile beraber Heybeliada meselesinin daha açık biçimde gündeme geldiği görülüyor.
Barrack, bu görüşmelerinde; Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasının “iki ülke ilişkilerinde hassas ama önemli bir başlık” olduğunu, konunun eğitim ve dinî özgürlükler çerçevesinde değerlendirildiği ve sürecin “teknik ve siyasi düzeyde ilerleyebileceği” yönünde diplomatik ifadeler kullanıyor.
8–11 Mayıs 2026: Patrik Bartholomeos’un açıklamaları -3
Bartholomeos, patriklik makamına seçilişinin 35. yılı (1991–2026) dolayısıyla 2026 Mayıs ayında Yunanistan’a bir ziyaret gerçekleştiriyor. Bu ziyaret kapsamında Atina’da çeşitli dini ve kültürel etkinliklere katılıyor. Patrik, özellikle: Eliza Goulandris Vakfı etkinlik alanları, Atina’daki bazı kilise ve kültürel merkezler ve resmî kabul ve davet mekânlarını ziyaret ediyor.
Patrik, 9–10 Mayıs 2026’da Atina’da Patrik’in görev süresinin 35. yılı vesilesiyle düzenlenen onur daveti ve kültürel anma etkinliğine katılıyor. Bu etkinliğe; Yunan devlet yetkilileri, Ortodoks dünyasından temsilciler ve akademik ve kültürel davetliler katılıyor.
Patrik Bartholomeos, bu etkinlikte dikkat çeken bir konuşma yapıyor. Bartholomeos’un konuşmasında üç ana vurgu öne çıkıyor:
Heybeliada Ruhban Okulu’nun durumu hakkında: Patrik, Heybeliada Ruhban Okulu hakkında; Restorasyon ve fiziki yenileme çalışmalarının sürdüğünü, teknik hazırlıkların “son aşamaya yaklaştığını”, eğitim modeline ilişkin görüşmelerin devam ettiğini ve açılış için Eylül 2026 hedefinin gerçekçi hale geldiğini ifade ediyor.
Türkiye ile temaslar hakkında: Patrik konuşmasında ayrıca; Türk makamlarıyla temasların sürdüğü, sürecin “karşılıklı anlayış” çerçevesinde ilerlediği ve teknik düzeyde ilerleme kaydedildiği gibi diplomatik ifadeler kullanıyor.
Ortodoks dünyası ve diaspora hakkında: Patrik konuşmasında ayrıca; Heybeliada’nın yalnızca Türkiye için değil, tüm Ortodoks dünyası için sembolik önem taşıdığını ve eğitim kurumunun yeniden açılmasının “tarihî bir devamlılık” anlamı taşıdığını belirtiyor.
FENER RUM PATRİĞİ I. BARTHOLOMEOS’UN "EKÜMENİK" (EVRENSEL) SIFATINI KULLANIMI
Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi belgeleri (Lozan Antlaşması hükümleri ve Yargıtay kararları) uyarınca patrikhane yalnızca Fatih Kaymakamlığına bağlı dini bir azınlık kurumu iken, Fener Rum Patriği I. Bartholomeos’un "Ekümenik" (Evrensel) sıfatı fiiliyatta ve uluslararası arenada yaygın bir şekilde kabul görüyor ve kullanılıyor.
Patrik Bartholomeos, bu unvanın siyasi bir hedef taşımadığını, tamamen 6. yüzyıldan bu yana kilise hukukundan (kanon) gelen dini bir hiyerarşiyi ifade ettiğini savunuyor.
Patrik Bartholomeos’un bu sıfatı doğrudan sahiplendiği, resmiyet kazandırdığı veya resmi beyanlarla savunduğu öne çıkan faaliyet, konuşma ve röportajlarından somut örnekler, yer ve tarihleriyle şu şekilde yer alıyor:
19 Kasım 2006: Sabah Gazetesi Röportajı İstanbul
Papa XVI. Benedictus’un Türkiye ziyareti öncesinde Patrik Bartholomeos’un Sabah gazetesine verdiği mülakatta, unvanın arkasında durduğunu şu sözlerle ilan ediyor:
"Biz bu unvana 6. yüzyıldan beri sahibiz... Ekümenik kelimesinin siyasi bir içeriği yoktur. [...] Bu unvan, üzerinde ısrar ettiğim tek şeydir. Bu unvandan asla vazgeçmeyeceğim."
Patrik Bartholomeos’un bu beyanı Türkiye içinde doğrudan bu unvan üzerine yaptığı en net ve yankı uyandıran açıklaması oluyor.
5 Ocak 2019: Ukrayna Kilisesi’ne "Otosefali" (Bağımsızlık) Beratı verilmesi (İstanbul - Fener)
Fener’deki Saint George (Aya Yorgi) Kilisesi’nde düzenlenen resmî törende Bartholomeos, Moskova Patrikhanesi’nin sert itirazlarına rağmen Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne bağımsızlık (otosefali) kararnamesini (Tomos) "Ekümenik Patrik" imzası ve sıfatıyla bizzat takdim ediyor. Bu imza, Ortodoks dünyasında Fener'i "eşitler arasında birinci" gören evrensel yetki iddiasının fiili bir uygulaması oluyor.
Bu faaliyet, Patrik Bartholomeos’un "Ekümenik Patrik" sıfatının verdiği dini/hukuki yetkiye dayanarak gerçekleştirdiği en somut ve uluslararası sonuçlar doğuran faaliyet olarak değerlendiriliyor.
24 Eylül 2008: Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu konuşması (Strazburg - Fransa)
Bartholomeos, Avrupa Parlamentosu’nun resmi davetlisi olarak genel kurulda hitap ediyor. Bartholomeos, konuşma metninde ve AP tarafından yapılan resmi takdimlerde doğrudan "Konstantinopolis - Yeni Roma Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik" unvanı kullanıyor. Bartholomeos bu kürsüden dini özgürlükler, kültürlerarası diyalog ve çevre sorunları hakkında konuşurken kurumun küresel/evrensel misyonunu vurguluyor.
19-26 Haziran 2016: Girit Konsili (Girit - Yunanistan)
Patrik Bartholomeos, yaklaşık 1200 yıl aradan sonra toplanan "Kutsal ve Büyük Ortodoks Konsili"ni, Ekümenik Patrik sıfatından gelen "tüm Ortodoks kiliselerini toplantıya çağırma yetkisi" uyarınca organize ediyor ve konsile başkanlık ediyor.
Geleneksel Paskalya genelgeleri ve taht konuşmaları (Her yıl / İstanbul)
Patrik Bartholomeos, her yıl nisan ya da mayıs aylarında yayınladığı Paskalya genelgelerini (örneğin en son Nisan 2026 tarihli genelgeler de dahil olmak üzere) dünya genelindeki tüm Ortodoks cemaatlerine hitaben "Ekümenik Patrik Bartholomeos" başlığıyla ve resmi antetli kağıtla yayınlıyor.
Patrik Bartholomeos’un diğer faaliyetleri
Patrik Bartholomeos, kilise hukuku tarihine geçen büyük buluşmalarında da bu sıfat kurumsal olarak vurgulanıyor.
Patrik Bartholomeos, yurtdışına yaptığı tüm resmi ziyaretlerde (örneğin ABD Devleti davetleri, Vatikan ziyaretleri veya uluslararası panellerde) protokolde "His All-Holiness Ecumenical Patriarch" (Kutsal Evrensel Patrik) olarak ağırlanıyor ve Patrik Bartholomeos, imza attığı tüm kilise dokümanlarında bu unvanı taşımaya devam ediyor.
Ayrıca Patrik Bartholomeos, resmi dini unvanı olarak "Konstantinopolis - Yeni Roma Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik" şeklinde kullanıyor. Bartholomeos, Moskova Patrikhanesi ile rekabetinde veya kendi makamının Ortodoks dünyasındaki en üst otorite ("eşitler arasında birinci") olduğunu savunurken Roma İmparatorluğu'nun başkent tarihine, Doğu Roma (Bizans) mirasından gelen Kilise Konsili kararlarına (özellikle Kadıköy Konsili'nin 28. Kanonuna) sıkça vurgu yapıyor.
Patrik Bartholomeos, bu unvanını her fırsatta kullanmaya çalışıyor. Örneğin 22 Ekim 2021 tarihindeki Dünya Ukraynalılar Kongresinde (İstanbul), 17 Nisan 2024 tarihindeki Atina Akademisi Konuşmasında (Atina - Yunanistan), 1-3 Eylül 2018 tarihinde ‘’Yeni Roma" Unvanının Savunulduğu Sinod Toplantısınde (İstanbul - Fener) ve 24-26 Ekim 2021 tarihinde İtalya Cumhurbaşkanlığı Ziyareti ve Akdeniz Sempozyumunda (Roma - İtalya) bu unvanını kullanıyor.
Özetle Patrik Bartholomeos bu söylemlerinde Roma İmparatorluğu'nu siyasi/topraksal bir güç olarak değil; Fener Patrikhanesi'ne Ortodoks dünyasında hukuki birincilik ve evrensellik veren tarihi bir meşruiyet kaynağı olarak kullanmaktadır
SONUÇ
Patrik Bartholomeos’un kronolojik sıraya göre verdiğim ziyaretleri ve açıklamaları, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamaları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’de Trump ile görüşmesi esnasında verdiği demeçleri sıradan, rutin bir açıklama olarak gözükmüyor.
Bu açıklamalar incelendiğinde Heybeliada Ruhban Okulu meselesinin artık yalnızca Türkiye’nin iç hukuk tartışması olmaktan çıktığı, bu konunun artık ABD yönetiminin doğrudan takip ettiği uluslararası diplomatik bir başlığa dönüştüğü ve bu konunun artık Türkiye–ABD ilişkileri, dini özgürlükler, Patrikhane’nin statüsü ve Yunanistan–Türkiye dengeleriyle bağlantılı hale geldiği gözüküyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise ilk kez bu kadar açık biçimde “hazırız” mesajını vermesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın doğrudan Bartholomeos ile görüşeceğini söylemesi, konunun artık aktif siyasi müzakere aşamasına geçtiğini gösteriyor.
Bu açıklamalar incelendiğinde ayrıca Türk hükümetlerinin Ruhban Okulu hakkında uzun yıllar boyunca genellikle “hukuki sorun”, “mütekabiliyet”, “Lozan dengesi” gibi daha temkinli ifadelerin artık geride kaldığı gözüküyor.
Patrik Bartholomeos’un ziyaretleri ve açıklamaları incelendiğinde Patrik Bartholomeos’un zaten çoktan ‘’Ekümenik Patrik’’ gibi davrandığını gösteriyor.
Patrik Bartholomeos’un Ekümenik Patrik’miş gibi yaptığı ziyaretleri ve açıklamaları, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamaları ve Trump’ın açıklamaları karşında Türk hükümetinin bir tepki vermemesi ise Türk Hükümetinin Lozan hassasiyetinin olmadığını gösteriyor.
Süreç analiz edildiğinde, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması ve Fener Rum Patrikhanesi’ne "Ekümenik" statü kazandırılması çabalarının, Türkiye’nin egemenlik hakları ve Lozan Barış Antlaşması’nın temelleri ile doğrudan çeliştiği görülüyor.
Ruhban Okulu'nun denetimsiz açılmasının ve Patrikhane’nin uluslararası alanda "Ekümenik" (evrensel) olarak tanınmasının Türkiye’ye açacağı sorunlar:
Lozan dengesine göre yerel ve Fatih Kaymakamlığına bağlı bir Türk kurumu olan Patrikhane’nin uluslararası alanda "Ekümenik" (evrensel) olarak tanınması ve Ruhban Okulu'nun denetimsiz açılması, Türkiye için çok boyutlu milli güvenlik ve egemenlik sorunlarını beraberinde getireceği değerlendiriliyor. Şöyle ki:
"Devlet İçinde Devlet" ve Vatikanlaşma riski: Patrik’in ekümeniklik statüsünün kabul edilmesi, Fener’in İstanbul’un göbeğinde tıpkı Vatikan gibi hukuki, idari ve diplomatik bir muafiyet kazanmasının önünü açacağı, bu durumun, topraksal bir bölünmeden ziyade egemenlik hakkının işlevsel olarak felç edilmesi ve İstanbul'un merkezinde uluslararası hukuk korumalı bir eklesiyastik (kilise hukukuna dayalı) muafiyet alanı yaratılması riskini taşıyacağı ve Türkiye, kendi topraklarındaki bir bölgede egemenlik hakkını ve yargı yetkisini fiilen kaybederek "devlet içinde egemen bir dini odak" ile karşı karşıya kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı,
Milli Eğitim ve yargı egemenliğinin delinmesi: Ruhban Okulu’nun Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasal kurumları (MEB ve YÖK) dışında, doğrudan Patrikhane’ye bağlı bir uluslararası ilahiyat merkezi olarak açılması, eğitim birliği (Tevhid-i Tedrisat) ve egemenlik ilkelerimizi deleceği, (Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2007 tarihli (2007/5603 Esas) emsal kararında da altı çizildiği üzere, egemenliğin bölünmezliği ilkesi gereği hiçbir azınlık kurumu devlet hukukunun üzerinde bir statü (ekümeniklik) iddia edemez.) Ruhban Okulu'nun bu hukuki çerçevenin dışında ve denetimsiz açılması, Anayasa'nın Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nu fiilen ihlal edeceği; ileride yaşanacak bir krizde uluslararası baskılar nedeniyle Türkiye’nin bu yapıya hukuken müdahale etmesi imkansız hale geleceği,
Uluslararası yargı ve hak iddiaları kıskacı: Ekümenik bir yapının, tüm dünyadaki Ortodoks mülkleri ve vakıfları üzerinde hak iddia etme gücüne kavuşması; bu durumun, Türkiye içerisindeki eski Bizans ve Rum mülkleri üzerinden Türkiye’ye karşı devasa mülkiyet ve tazminat davalarının açılmasına, Türkiye’nin sürekli uluslararası mahkemelerde sıkıştırılmasına zemin hazırlayacağı,
Milli kurumlara baskı ve asimilasyon: Ekümenik otorite, başta Atatürk’ün desteğiyle kurulan ve Lozan’a sadık olan Türk Ortodoks Patrikhanesi olmak üzere, Türkiye’deki diğer yerel unsurları tamamen marjinalleştirip yok etme ve bölgedeki tüm dini/kültürel mirası kendi tekeline alma gücünü elde edeceği değerlendiriliyor.
Bu tablonun arkasındaki en büyük küresel tehdit ise Ortodoks dünyasının, ABD tarafından Türkiye üzerinden küresel bir jeopolitik silah olarak kullanılmak istenmesi olduğu düşünülüyor. Washington yönetimi, özellikle Rusya’nın Balkanlar ve Doğu Avrupa’daki dinsel nüfuzunu kırmak için Fener Rum Patrikhanesi’ni "Ekümenik" bir bayrak olarak öne sürüyor. Türkiye, kendi kontrol edemediği bu "ekümenik" unvan yüzünden, ABD ile Rusya arasındaki küresel kilise savaşlarının tam ortasında kalacağı, Karadeniz ve Boğazlar politikasında Rusya ile doğrudan karşı karşıya getirilerek açık hedef yapılacağı değerlendiriliyor.
Geçmiş Türk hükümetlerinin uzun yıllar boyunca "mütekabiliyet" (Batı Trakya Türk azınlığının hakları) ve "Lozan dengesi" çerçevesinde sürdürdüğü temkinli devlet politikasının, ne yazık ki yerini riskli bir esnekliğe bıraktığı gözüküyor. Ankara'nın ABD güdümlü bu dayatmalara karşı sessiz kalması, sadece bir okulun açılmasıyla sınırlı kalmayacağı; Türkiye'nin egemenlik haklarında, hukuk düzeninde ve Lozan’ın tarihî kazanımlarında geri dönülemez stratejik gedikler açacağı değerlendiriliyor.
Sonuç olarak, yüzyıl önce cephede ve masada ilmek ilmek örülen Lozan dengesi; bugün küresel kilise savaşlarının gölgesinde, sessiz bir diplomatik esnekliğe kurban edilme riskiyle karşı karşıya bulunuyor.
Osman AYDOĞAN
Ek bir bilgi: Lozan metninde 'Patrikhane’ kelimesinin geçip geçmediği konusu
Buraya ek bir bilgi olarak Lozan metninde '’Patrikhane’’ kelimesinin geçip geçmediğini eklemem gerekiyor.
Bu konudaki tartışmalarda genellikle "Lozan metninde 'Patrikhane’ kelimesi geçmiyor" argümanı kullanılıyor. Bu yorum tarihsel, diplomatik ve hukuki gerçeklik açısından eksik ve yanıltıcı oluyor.
Lozan Barış Antlaşması'nın ana metninde "Patrikhane" kelimesi doğrudan geçmiyor. Ancak bu durum, Patrikhane’nin statüsünün Lozan’da belirlenmediği anlamına gelmiyor. Patrikhane'nin statüsü, Lozan görüşmelerinin en çetin tartışma başlıklarından biri oluyor ve Patrikhane konusu, "Lozan Oturum Tutanakları" (sözlü mutabakat) ile antlaşmanın "Azınlıkların Korunması" başlıklı 37-45. maddeleri kapsamında hukuki bir çerçeveye oturtuluyor.
Konunun hukuki ve diplomatik arka planı şu şekilde yer alıyor:
1. Lozan oturum tutanakları ve siyasi şart (10 Ocak 1923 Mutabakatı):
Lozan Konferansı’nın 10 Ocak 1923 tarihli oturumunda Türk heyeti (İsmet Paşa), Patrikhane’nin Türkiye dışına çıkarılmasını kesin olarak talep ediyor. Müttefik devletlerin araya girmesi ve Patrikhane’nin siyasi ve idari tüm yetkilerinden feragat etmesi, yalnızca dini/ruhani bir kurum olarak kalması ve hiçbir şekilde 'Ekümeniklik' (evrensellik) iddiasında bulunmaması şartıyla İstanbul’da kalmasına izin veriliyor. Bu taahhüt, Lozan Tutanaklarına (Procès-verbaux) resmi olarak işleniyor ve uluslararası bir bağlayıcılığı bulunuyor.
2. Lozan Antlaşması maddeleri (37-45. Maddeler):
Antlaşmanın III. Kesimi, "Azınlıkların Korunması" başlığını taşıyor. Patrikhane, bu maddeler (özellikle gayrimüslim azınlıkların dini kurumlarını düzenleyen 42. ve T.C. vatandaşlığı bağını kuran 45. maddeler) kapsamında "Türkiye Cumhuriyeti tabiyetindeki (vatandaşı) bir azınlık kurumu" statüsü kazanıyor. Yani Lozan, kuruma uluslararası veya ekümenik bir statü vermediği gibi aksine onu iç hukuka tabi yerel bir kurum haline getiriyor.
3. Yargıtay’ın Lozan atfı:
Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2007/5603 Esas sayılı emsal kararında tam olarak bu duruma atıf yapılarak şöyle deniyor: “Lozan Antlaşması tutanaklarına göre Fener Rum Patrikhanesi’nin dini ve ruhani işlerle sınırlı kalmak şartıyla İstanbul’da kalmasına izin verildiği, egemen bir devletin kendi topraklarında yaşayan azınlıklara kendi hukukundan başka bir hukuk uygulama hakkı tanıyamayacağı...”
Özetle; '’Lozan hükümleri'’ ifadesi, antlaşmanın azınlıklar hukuku rejimi ve konferansın bağlayıcı tutanakları ile oluşan ‘'Lozan Dengesi’'ni ifade ediyor.